Yıl 1960 " Bir Göç Hikayesi" » Boşnak Medya
SON DAKİKA

Yıl 1960 ” Bir Göç Hikayesi”

Bu haber 22 Eylül 2014 - 16:50 'de eklendi ve 125 views kez görüntülendi.

Bir Göç Hikayesi 

Yıl 1960 , karlar yeni yeni erimeye başlamış. Seniça ‘nın Raşdegina köyünden Türkiye’ye göç etmek için Makedonya’ya adeta kaçmış olan rahmetli babamın 32. durağı olan Borine köyünde başlayan yaşanmış bir hikaye : Neden babam 32 adres değiştirmişti ? Kendisi ; Balkanlarda bağımsız bir Türk devleti kurmayı amaçlayan Yücel Partisine üye olmakla suçlanarak Zagrep’te yargılanıp 5 yıla mahkum edilmişti. Daha sonra Tito’nun çıkardığı bir af ile salıverilmiş, ancak devamlı takip ve rahatsız edildiğinden, Seniça daki Rajdegina köyünü terk etmiş, Sırbistan’dan kaçarak, farklı isimlerle özelikle Makedonya’da 31 yer değiştirmişti. 
 
Borine köyünde bir öğleden sonrası , babamın ağabeyi ve iki kardeşi bizi  Prilipe götürecek at arabasını bir ahırda gizlice hazırlıyorlardı. Dışarıda ince bir yağmur yağıyordu. Islanmayalım diye rahmetli annemin dokuduğu büyük bir kilim arabanın üzerine çadır gibi yerleştirilip, herkesle vedalaştıktan sonra sessiz ağlamalar arasında babam, annem ve biz 4 kardeş arabaya bindik. Yanımızda iki bavul ve Türkiye’de satmak üzere alınmış bir küçük motosiklet.
 
Bir bavul özel eşyalarımız, diğer bavul ise yine satılmak üzere alınmış çatal-kaşık takımı ve Türkiye’de olmayan bazı küçük eşyalar. Yorgan ve battaniyelerle üzerimizi örtüp gece vakti Prilep tren istasyonuna vardık. Büyük bir gizlilik içinde istasyona yakın bir yerde babama vesikayı getirecek olan Avukat Nikola’yı bekledik. Babam o avukata tüm varını yoğunu vermiş, yeter ki ona vesikaları hazırlayıp göç etmesini sağlamasını istemişti. Gece yarısına doğru endişeli bekleyişten sonra , avukat babamla birlikte arabanın yanına gelerek çok acele arabayı terk etmemizi ve koşarak tren istasyonuna girip, Yunanistan’a giden bir yük treninin, bir vagonuna binmemizi istedi. Telleri aşmak, raylar üzerinden koşmak, trenlerin altında geçmek 5-6 yaşlarında olan benim için unutulmaz anlardı. Neden 5-6 yaş diyorum ?
 
Çünkü doğum günümü bilmiyorum, doğduğumda bildirilmemişti. Babamın başı derde girmesin diye. Sonra da hatırlanmadı ve nüfuz cüzdanımda hep 1954, sadece yıl kısmı yazıldı. Ay, gün yoktu. Vagona vardığımızda adeta içine atılarak , vagonun bir köşesine sığındık. Karşımızda iki aile daha vardı. Sonradan öğrendim , diğer vagonlarda da birkaç aile daha vardı. Tahta kapı kapatılıp, trenin hareket etmesini beklemek, büyüklerimiz için ölümden beterdi. Her an yakalanıp tüm hayaller suya düşebilirdi. Sonradan anlamıştım, gerçekte herkes kaçak vesikalarla yola çıkmıştı. Tren hareket ettiğinde o mutluluk, rahatlama karanlıkta bile yüzlere bakıldığında anlaşılıyordu.
 
Sınırı nasıl geçtiğimizi hatırlamıyorum. Çocuklar hepimiz uyumuştuk. İyi ki öyle olmuş, sesiz kalmışlar ve kontrolleri atlatmışlar. Uyandığımda rahmetli annemin yüzünde yaşadığı korku hala geçmemişti. Vücudunun titremesini değil, kalbinin titremesini duyuyordum. Akşama doğru Selanike varmışız. Yük treni istasyona uzak bir yerde durmuştu. Ama biz ve diğerleri vagonları terk edemedik. Karanlık bastıktan sonra verilen rüşvetlerle , istasyon kenarındaki köhne kulübelerde geceledik.
 
Gündüz o kulübelerde kalamadık. Depo gibi kullanıldıklarından insanlar gidip geliyordu. Fark edilmememiz gerekiyordu. Gündüzleri terk edilmiş eski vagonlarda sessiz kalıp babalarımızın ekmek getirmesini bekliyorduk. Türkiye’ye gidecek olan Atina çıkışlı yük treni bekleniyordu. O trene nasıl bindiğimizi hatırlamıyorum. 3 gün 3 gece sıkıntılı bekleyişten sonra akşama doğru uyumuş trene bindirilmiş ve uyandığımda gece yarısını çoktan geçmişti. Edirne’ye doğru yol alıyorduk. Kulağıma koyun melemeleri ve at kişnemeleri geliyordu. Memleketimizde bıraktığımız hayvanlarımızın sesi gibi adeta hayal görüyordum Meğer öyle değilmiş. Atinadan gelen yük trenine Kosovadan Arnavut kardeşlerimiz  binmiş ve beraberlerinde hayvanlarını da getirmişlerdi.
 
Bunu Edirne’de öğrendim. Sabah Türk sınırına vardığımızda Tren değiştirilmek için durmuştu. Hepimizin Yunan trenini terk edip Türk trenine binmemiz gerekiyordu. Bu arada bizim vagonun tam karşısında bir tepede bir direk ve üzerinde Türk bayrağı vardı. Yanında sağa sola giden bir Türk askeri nöbet tutuyordu. Büyüklerimizin vagonlardan atlayıp o tepeye koşmaları, bayrak direğinin altında secdeye varmaları, o askere sarılıp öpmeleri anlatılmaz, ancak yaşanılan bir manzara idi.Rami kışlasında, Davut Paşa kışlasında askerlik yapan, Çanakkale’de savaşan yetmişlik seksenlik ihtiyarların ” Merhaba Asker ” diyerek gözyaşları içinde dualarla, şükürlerle o askere doğru koşmaları …
 
Edirne’ de normal bir trene binip , muhacirlerin misafir edildiği , Zeytinburnu İstasyonun yakınında ki, İskan bakanlığına bağlı  misafirhaneye gece yarısında vardık. Uzun bir süreden sonra sıcak yatağa kavuşmuştuk. Sabah düdük sesleri ile uyandık. Hepimiz bir spor salonuna götürüldük. Giriş üst kattan idi. Seyirci tribünlerinden merdivenle sıra sıra salona indik. Salonun tam ortasında boydan boya ip gibi masalar dizilerek bize kahvaltı hazırlanmıştı. karşılıklı sandalyelere oturduk. Masada ekmek, peynir, çay ve zeytin vardı. Korku, heycan, sevinç karma karışık duygularla hepimiz oturmuş ama yemeğe başlayamıyorduk.
 
Üniformalı, kasketli görevliler de şaşırmıştı. Buyrun buyrun diyorlardı. Yine düdük sesinden sonra herkes aniden ve birden yemeğe başladı. Birkaç dakikada ekmek ve peynir bitti. Hiç kimse çaya zeytine dokunmamıştı. Ne olduğunu bilmiyorduk ki. Görevlilerde şaşırmıştı. Biri çayı aldı ağzına götürdü ve içtikten sonra düdüğü çaldı. Yine hepimiz aniden ve birden çayları bir nefeste içip bitirdik. Görevlilerin gülüşmelerine o zaman anlam verememiştim. Sonra zeytin tanesini alıp bir görevli yiyecek olduğunu kendi yiyerek anlattı. Yine hepimiz aldık , ağızlarımıza attık ??? Kimimiz tükürdü, kimimiz yuttu, kimimiz de yüzünü buruşarak yemeye çalıştı. Şimdi anlıyorum ; Yeni bir dünya ve yeni bir yaşama, başka bir kültüre hoş gelmiştik.
 
Yasalar gereği İstanbul’da kalamazdık. Bir hafta da iskan ve diğer formaliteler bittikten sonra bize davetiye vesika ( Bu vesika şarttı ama babam kaçak olduğu için bu vesika kullanılarak , ölmüş olan birinin adına diğer sahte evraklar Makedonya ‘da avukat tarafından hazırlanmıştı. Bunu yakın zamanda anladık. Babamız bize bunu hiç söylememişti. Çifte pasaport için yeğenim müracaat ettiğinde , Rahmetli babamın başka bir isimle Türkiye’ye göç ettiği ortaya çıktı) göndermiş olan Bursa’da ki tanıdıklarımızın yanına gittik.
İlk bir hafta akrabalarımız  her akşam ayrı evlerde misafir edildik. Sonra bize iki odalı bir ev ayarlandı. Akrabalar eşya temin ettiler. Bu arada İstanbul’da bavulumuz çalınmıştı.Annemin ağlamalarını hala hatırlarım ,varlığımızın yarısı bavulda idi , babam motosikleti satarak diğer bazı ihtiyaçları satın aldı.
 
Burada anlatmak istediğim Bursalı insanların , göçmen olmayan komşularımızın tutumu : 
Bir ay boyunca, önce abimin ( 12 yaşında ) bir lokantada , sonra babamın iş bulmasına kadar , her akşam bir komşumuz, büyük bir sini içinde pişirdiği en az dört çeşit yemeği kapımızın öne getirip , kapıyı çaldıktan sonra yüzünü göstermeden siniyi bırakması, ertesi sabah gelip annemin kapının önüne bıraktığı siniyi alması , o zamanki insanların insanlık değerlerinin ne kadar yüksek olduğun şimdilerde üzülerek hatırlıyorum. Rahmetli annemin önceleri kendi el işi baş örtülerini, sonra küçük bazı eşyaları en sonunda Yugoslavya’dan getirdiği lokumları teşekkür anlamında o sinilere koyması, hiç birini boş çevirmemesi, neleri kaybetmekte olduğumuzu bana hep hatırlatmaktadır.
 
Bursa’da iş imkanları kısıtlı idi. Bir yıl geçmeden İstanbula başka bir göç. Birincisi zorunlu, ikincisi gönüllü. önce Alibeyköy, sonra Küçükköy. 1992 yılına kadar hayat mücadelesi ve Türkiye Vatandaşı olmak için özellikle unutulan Bosna-Sancak.
 
Yıl 1992 Bosna Savaşı, katliamlar ve soykırım. İşte o günlerde rahmetli babamın defalarca söylediği o sözlerin anlamını kavramıştım; ”ja sam ve spasijo od duşmana “. Kimdi o düşman ? Neden düşman olmuşlardı ? Neden dedelerimizin öz topraklarını terk edip kaçmıştık ? Bu günlerde her şeyi çok iyi anladım; Bin yıldır birileri, eline geçen her fırsatta Boşnakları, şu veya bu şekilde yok etmeye çalışıyormuş. Şimdilik ara vermişler gibi gözüküyor. Ya yarın ??? Allaha emanet olunuz.
 
 NUSRET SANCAKLI

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok