Türkiye Bosna'da Ne Yap(ma)malı? -1 » Boşnak Medya
SON DAKİKA

Türkiye Bosna’da Ne Yap(ma)malı? -1

Bu haber 24 Ağustos 2016 - 4:42 'de eklendi ve 38 views kez görüntülendi.

Yazan: Yücel OĞURLU

 

Bosna’ya Türkiye’de farklı sosyal katmanlardan insanların öteden beri varolagelen derin muhabbeti, Bosna Savaşı’ndan sonra yeniden dirilmişti. Tarihi, dini ve kültürel bağlar kadar akrabalık bağları da bu mazlum coğrafyanın yeniden inşasında insanlarımızın bir hayır yarışına girişinin sebepleri arasındaydı. İnsanlarımız savunmadan ticarete, eğitimden ekonomiye kadar mümkün olan her yönden katkıda bulunma seferberliğine giriştiler. Savaş yılları boyunca Türkiye’de insanların maddi-manevi bütün imkânlarıyla giriştikleri bu seferberlik, kesintisiz şekilde devam etti. Türk halkının giriştiği bu seferberlik, Bosna halkının yeniden yapılanma süreci boyunca bugün farklı ölçeklerde halen sürüyor.
Savaşın ağır maliyetlerine rağmen Boşnaklar, asırlar sonra ilk defa yeniden kendilerine ait olan ve “Bosna” adını taşıyan bir devlet kurma başarısını ve fırsatını yakaladılar. Bugün Bosna-Hersek şükür ki savaşın korkunç yıkımından kaynaklanan bu zorlu aşamaları başarıyla atlattı. Şu anda ülke, uzun yıllardır yeniden ayakta kalma ve yeniden yapılanma mücadelesi içerisinde. Boşnaklar, aynı başarıyı savaş sonrasında bu yeni devleti devam ettirme ve ilerletme noktalarında farklı sınavlardan geçerek sürdürmeye çalışıyorlar.
Daha planlı ve faydalı işler yapabilmek için mevcut durumu, olumlu ve yıkıcı olmayacak şekilde eleştirmek ve çözüm önerileri sunmak her zaman gereklidir. Kuşkusuz, rasgele eleştiri için herhangi bir birikim ve sermaye gerekmiyor. Halbuki olumlu eleştiri, aynı zamanda çözüm önerilerini sunma ve bunu yapabilmek için de problemler üzerinde uzun uzadıya ‘kafa yorma’ gibi bir sorumluluk ve çaba gerektiriyor. Faydalı işler ortaya koyabilmek ve üretebilmek için iyi niyet gereklidir, ancak organize olamamış iyiniyet çoğu kez hedefe ulaşmak için beklenen sonuçları doğurmaz. Bunun için de ancak, fizibilite çalışması yapılmış, doğru verilere dayanan, önceden tasarlanmış, üzerinde kafa yorulmuş bir stratejiye dayanan faaliyetlerin katkı sağlaması mümkündür.
Dünyanın herhangi bir bölgesinde girişilen bu tür destek ve lobi faaliyetlerinin başarılı şekilde sonuçlanabilmesi için bölgeyi, dilini ve kültürünü, olaylar karşısında halkın hassasiyet ve reflekslerini bilen uzmanların görüşlerine başvurulması şarttır. Ayrıca, ister STK’lar isterse kamu kurumları olsun, ancak ve ancak bir üst strateji kapsamında faydalı olabilirler; kalıcı ve anlamlı işler üretebilirler. Diğer çalışmalar ise, genellikle, devamı gelmeyen günübirlik ve çabuk unutulan iyiniyetli amatör faaliyetler kalmak zorunda.
Örnekler üzerinden açıklayacak olursak dünyanın her bölgesinde bir hayır işi olarak iftar programları organize edilebilir. Ama bunun sağlayacağı katkı ile devlet destekli açılacak yeni bir anaokulun veya ilkokulun sağlayacağı katkı arasında derin bir fark vardır. Bunlardan hangisinin ‘hayır değeri’nin daha yüksek olacağı konumuzun dışındadır.
Şimdi Bosna-Hersek örneğine yeniden dönecek olursak, iyiniyetli ve fedakar insanlarımız, açıkça söylemek gerekirse ne yapacağını, ne yapması gerektiğini pek de bilmeksizin Bosna’ya gelerek bizzat gözlem yapmak ve kendi penceresinden eksik gördüğü konu neyse o konuda “çorbada tuzlarının olması” niyetiyle küçük-büyük adımlar atıyorlar. Ama çok açık ki, herkes çorbaya sadece “tuz” katarsa ortaya “yenilebilir bir aş” çıkmaz.
Bosna ile ilgili daha önceki yazılarımda ifade ettiğim gibi, Bosna’nın “ortak akıl” ve “koordinasyon”a ihtiyacı var. Burada Türkiye kaynaklı STK’larca üretilen yüzlerce bireysel bağımsız-organizasyona rağmen maalesef yapılanların ortak bir noktada buluşamadığını, ardında iz bırakmayan ve uzun vadeli bir amaca hizmet etmeyen faaliyetler olarak envanterde bir rakam olarak kaldığını daha önce dile getirmiştim. Halbuki, aynı emek ve kaynaklarla daha fazlasını başarma potansiyeline sahibiz.
Diğer yandan, bölgede faaliyette bulunmak isteyenlerin dikkat etmesi gereken sosyo-psikolojik gerçekler de vardır: Osmanlı Devleti’nin 150 yıl önce o günkü Dünya konjonktüründe mecburen bölgeden çekildiğini ve artık burada olmadığını; ayrıca savaşın da 21 yıl önce bittiğini Türkiye’den gelen dostlarımıza hatırlatmak gerekiyor. Çünkü bunu anlamadan yapılmaya çalışılan katkı veya moral destekler biraz tuhaf kalabiliyor: Geçtiğimiz gün Saraybosna’nın bir ara sokağında bir börekçide ailemle iftarımı yaparken Başçarşı’ya çıkan kalabalık bir sokakta, insan seli arasında bir grup vatandaşımızın yüksek sesle söyledikleri marşıyla kendilerince vermeye çalıştıkları moral desteğe hayretle şahit olduk. İnsanlarımızın bir kısmı, sevgi ve ilgilerini ferdi olarak bu ve benzer şekillerde, bir kısmı ise belediyeleri seferber ederek mehter takımlarını ülkeye davet etme veya bazen de günübirlik iftar verme yarışı içindeler. Bütün bunlar takdire şayan güzel hayır işleridir. Ancak, hukuki, idari, ekonomik ve sosyal açılardan yeniden yapılanma mücadelesi ile boğuşan bir ülkenin, doğrusunu söylemek gerekirse bunlardan çok daha fazlasına ihtiyacı var.
Mevlevî-Sema ekibi veya mehter takımı gibi yılda bir kaç kez tekrarlanan bazı faaliyetlerin, bizim dünyamızda anlamlı dursa da burada halkın ilk heyecan ve meraktan sonra artık hoşnutsuzluk, bazen de istihza ile karşıladığı rutinlere dönüştüğünü söylemekte fayda var. Sünnet organizasyonları da bunun bir başka versiyonu. Ne kadar değerli olursa olsun, bunun gibi ‘tek atımlık’ faaliyetler tamamen geçici örnekler.
Ülkenin bir şehrinde verdiğiniz yüzlerce kişilik iftar yemeği güzel bir hayır organizasyonu olabilir. Ancak, bu tür bir organizasyon için Türkiye’den gelinerek yapılan yol ve barınma harcamaları, birkaç kişilik uzman gönüllü proje ekibinin veya uzman grubunun bir yıllık harcamalarına denk gelebilir. Böyle bir çalışmanın sıfırdan başlamak yerine, halihazırda bölgede çalışanlarla doğrudan temas ve uygun danışmanlık alarak daha verimli işler üretebileceklerinde hiç şüphe yoktur. Özellikle ‘kardeş belediye’ konsepti kapsamında gelen büyük belediye heyetlerinin, bütün içerisinde daha az anlam ifade eden ‘tek atımlık bir iftar’ organizasyonu, sembolik değeri olsa da çoğu kez yerli halk tarafından amatör ve anlamsız bulunuyor ve çabucacık unutuluveriyor. Çünkü burası açlığın hüküm sürdüğü ve aşırı yoksul bir ülke değil ve olağanüstü güzel bir mutfağa sahip, coğrafi zenginlikleri ve görgüsü ile de dikkat çeken bir ülke.
Yazının bundan sonraki bölümlerinde hala gözden kaçan ve dikkat çekilmesi gereken hususlar yanında, kısa, orta ve uzun vadede Bosna’ya sağlanabilecek somut katkılara dikkat çekmek istiyorum.

Kaynak : Dünya Bülteni

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok