Türk Akımı ve Türkiye'nin Yeni Balkan Jeopolitiği » Boşnak Medya
SON DAKİKA

Türk Akımı ve Türkiye’nin Yeni Balkan Jeopolitiği

Bu haber 08 Eylül 2017 - 12:16 'de eklendi ve 48 views kez görüntülendi.

Zeynep Işıl Hamziç   Boşnak Medya

Sovyetler Birliği’nin 25 yıl önce çöküşünden bu yana AB sınırları boyunca en derin jeopolitik değişimlerden biri yaşanıyor. 30 Haziran’da Ankara’da toplanan Türk-Macar Ticaret Forumunda konuşan Macar Başbakan Viktor Orban Macaristan’ın “dostlarıyla yan yana durduğunu” ve Türkiye-AB polemiğinde Türkiye’den yana tavır aldığını belirtmişti.

Orban ayrıca “Türkiye olmaksızın Avrupa’nın milyonlarca mülteciyle dolup taşacağını” ifade edip Avrupa’ya büyük bir mülteci akınını önlediği için Türkiye’ye minnettarlığını belirtmiş ve “Saygı duyulması gerektiğini” söylemişti. Bu yorumların arkasında AB’nin asık suratlı bürokratlarını öfkelendirecek mülteciler meselesi ve ulusal egemenlik hakkı tartışmalarından daha fazlası olduğunu söyleyebiliriz. 

Bugün yalnızca Macaristan’da değil Balkanların tümünde sarsıntılı bir değişim söz konusu. Balkanlar yüzünü Erdoğan’ın Türkiyesi’ne ve Putin’in Rusyası’na dönüyor. Yeni Balkan jeopolitiğinin ana hatları belirmeye başladı.

AB içindeki fanatik NATO’cu güçler ve tek süper güç olma niteliğini kaybetmeye başlayan ABD’yi savunmaktansa ülkelerinin ekonomik gelişimi ve güvenliğine odaklanan pragmatist devletler arasında dev bir fay hattı oluşuyor.

Macar Başbakan Orban’ın Türkiye’ye gelişi alelade bir ziyaret değil iş konuşmak için oradaydı. Kabine üyelerinin yarısını ve yaklaşık 70 iş adamını da yükselen karşılıklı ekonomik ilişkileri tartışmak üzere yanında getirdi. 

GÜNEYDOĞU AVRUPA ENERJİ AĞI

Basın tarafından pek önemsenmese de Ankara’da konuşulan temel mesele Rus doğal gazının Türk Akımı yoluyla ithal edilmesi üzerine yapılan tartışmaydı.

Rus gazını Baltık Denizi vasıtasıyla Almanya’ya bağlayan Nord Stream 2 (Kuzey Akımı 2) doğal gaz boru hattına yatırım yapan Avrupalı şirketleri hedef alan hukuki açıdan şüpheli yeni ABD yaptırımlarının ardından Rusya -Kırım’ın doğusundaki Anapa üzerinden Karadeniz’e uzanacak ve Türkiye üzerinden Bulgaristan veya Yunanistan sınırına ulaşacak- Türk Akımı doğal gaz boru hattı projesinin inşasına yönelik çabalarına hız verdi. 

ABD Kongresinin İran ve Kuzey Kore’yi hedef almasıyla basına yansıyan yaptırım kararı-bir ABD başkanının ülkesi dışındaki şirketlere yaptırımda bulunması uluslararası hukuk uyarınca mümkün olmasa dahi Kuzey Avrupa’da Nord Stream 2 boru hattına yatırım yapan Alman ve Avusturyalı şirketleri de hedef tahtasına koydu.

Rusya Nord Stream 2’yi hedef alan yeni yaptırımların duyurulmasının ardından halihazırda planın ötesinde işleyen Türk Akımı’nın inşasına daha da hız verdi. Gazprom’un İsviçreli yüklenici firması Swiss Allseas mayıstan beri Karadeniz altından 15 mil kadar boru hattı döşedi. Paralel iki boru hattından ilkinin 2018 martında, 2. ise 2019’da açılması bekleniyor. İki hattın da inşasının tamamlanmasının ardından yılda 32 milyar metreküp doğal gaz akışı sağlanacak. İşler bu noktada ilginçleşmeye başlıyor.

BALKANLAR TÜRK AKIMINA KATILIYOR

Yakın zamanda göreve başlayan Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov temmuz ayı başında Türk Akımı’nın transit geçişini üstlenmek için Rusya ve Türkiye’yle bir ant imzalamak istediğini duyurmuştu. Borisov AB üyesi olmayan ve Rusya ile güçlü bağları nedeniyle böyle bir hedefi de olmayan komşu Sırbistan ile de bir ant imzalamıştı. Yeni anlaşmaya göre Sırbistan bu hat üzerinden 10 milyar metreküp doğal gaz alacak. 

29 Haziran’da Başbakan Aleksandar Vucic Sırbistan cumhurbaşkanı seçilmiş ve Ana Brnabic’i başbakan olarak atamıştı. Brnabic parlamentoda Rusya ve Çin ile iyi ilişkiler kurmayı hedefleyen “dengeli bir dış politika” izlemek istediklerini ifade etmişti. Yeni Sırp Savunma Bakanı Alexandar Vulin ise Washington tarafından Rusya yanlısı olmakla itham edilmişti. Alexander Vucic cumhurbaşkanı seçilmeden bir hafta önce bizzat Vladimir Putin ile görüşmüş ve Sırbistan ile Rusya arasındaki yakın ilişkilerin sürdürüleceğini tekrar teyit etmişti. 

5 Temmuz’da Macar hükümeti de Türk Akımı’ndan doğal gaz almak için bir ant imzaladı. 2017 başında Putin Budapeşte’ye gitmiş Orban ile Macaristan’ın Türk Akımı’na katılımı ve Rusya’nın üstleneceği bir nükleer santral projesi için bir araya gelmişti. 

9-11 Temmuz tarihleri arasında İstanbul’da ki Dünya Petrol Kongresi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’nin doğuyla batı, kuzeyle güney arasında kurulacak bir enerji ağının merkezi haline gelmeyi hedeflediğini açıklamıştı.Kısacası Balkan devletleriyle Rusya ve Türkiye arasında yeni bir dayanışma zemininin temellerinin atıldığını görüyoruz.

TÜRK AKIMI

Washington tarafından desteklenen Brüksel AB Komisyonu 2014 aralığında, Bulgaristan’ı Gazprom doğal gazını Avrupa’ya aktaracak Güney Akımı boru hattı projesinin bir parçası yapacak anlaşmanın iptali için Bulgar hükümetine baskı yapmış, hemen ardından Putin projenin rafa kaldırıldığını duyurmuştu. 
Türk Akımı AB’nin cezai yaptırımlarından kaçınmak için Türkiye-Bulgaristan sınırında ya da ikinci bir ihtimal olarak Yunanistan sınırı yakınlarındaki Lüleburgaz’da bitirilecek. Bu noktadan sonra AB yasaları Gazprom’a AB sınırları dahilinde inşaat faaliyetine izin vermediği için Türk Akımı’ndan faydalanacak ülkeler kendi boru hatlarını inşa edecekler. 

Brüksel’in dayattığı AB politikaları Doğu Avrupa ülkeleri için giderek daha meşakkatli hale geldikçe Macaristan, Çekya, Bulgaristan gibi ülkeler gözlerini, Avrasya’ya ciddi altyapı yatırımları yapan Rusya ve Çin’e çevirdiler. 

Putin’in 2017 şubatındaki Budapeşte ziyareti sırasında Macaristan Rus Rosatom Devlet Nükleer Enerji Şirketi ile ülkedeki tek nükleer tesis olan Paks Nükleer Güç Santraline iki reaktör daha inşa edilmesi için anlaşmaya vardı. Rusya ayrıca Çekya’da faaliyet gösteren ve ülkede yeni santraller inşa etmeyi planlayan Nükleer Enerji Birliği adlı şirketin de yüzde 51 hissesine sahip. Çek ve Macar ulusal enerji planları nükleer enerjiyi AB’nin CO2 emisyon azaltımı hedefine ulaşmada da güvenli bir yol olarak ele alıyor.

BATININ BIRAKTIĞI NÜKLEERDE RUSYA LİDERLİĞİ

Türk hükümeti de 4 reaktörden oluşacak ilk nükleer güç santralinin (Akkuyu) inşası için Rus Rosatom firmasını seçmişti. 20 milyar dolara mal olacak ve 2023’te faaliyete geçecek ilk ünite bir Rus-Türk konsorsiyumu ile Cengiz-Kalyon-Kolin ortaklığı tarafından inşa ediliyor.

Bugün ABD ve Batı Avrupa ülkelerinin çoğu nükleer enerji teknolojisine yatırımlarını büyük ölçüde dondurmuşken ve önemli ölçüde kalifiye insan gücü kaybetmişken Rusya küresel pazarda nükleer teknoloji ihracatının % 60’ını üstlenerek bu alanda dünya lideri haline geldi.

Avrupa’nın en büyük nükleer santral üreticisi Fransız Areva şirketi 2007’den beri yabancı bir ülkeyle kontrat yapmadı. ABD’nin nükleer santral inşası alanında en önemli şirketi konumundaki Westinghouse ise sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Pittsburglu grubun nükleer enerji alanında faaliyet gösteren kısmı Japon Toshiba grubuna satılmıştı. 30 yılı aşkın süredir aşırıya kaçan maliyetlerle ve hukuki problemlerle boğuşan Westinghouse son olarak ABD’de 4 yeni reaktör inşa edilmesini üstlenmiş olsa da iflasını ilan etmek zorunda kaldı. Rusya ise yakın zamanda 13 ülkede 34 reaktör inşasını üstlenmiş bulunuyor. Projelerin toplam değerinin 300 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.

ABD PATRIOT’U RUS S-400’Ü 

Rusya’nın Macaristan, Çekya, Sırbistan, Bulgaristan ve Türkiye’yle imzaladığı doğal gaz ve nükleer enerji ant Washington’da, siyasi olarak iflas etmiş Brüksel AB’sinden ve Alman dayatmacılığından rahatsız bu ülkelerin yüzünü doğuya döndüğü korkusunu yaratıyor. 

Bu bağlamda göze çarpan en önemli gelişmelerden biri ise Trump yönetimi ve NATO’nun düşmanca çabalarına rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’nin Amerikan Patriot sistemi yerine Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi almak için harekete geçtiğini açıklaması oldu. S-400 askeri uzmanlar tarafından en gelişmiş ve en öldürücü uzun menzilli hava savunma sistemi olarak kabul ediliyor. 

Balkan ülkelerinin Rusya ve Türkiye ile ekonomik ilişkilerini açıkça bir üst seviyeye getirmiş olması ‘vadedilmiş AB’ yerine bir AB parçalanmasının işareti olarak görülüyor. AB Komisyonunun Macaristan, Çek ve Polonya’ya dayattığı mecburi mülteci kotası ise AB içindeki doğu-batı bölünmesini daha da genişletti. 

En temel ulusal egemenlik haklarını ayaklar altına almasıyla AB’yi tepeden inmeci siyasi bir yapı haline getiren AB Komisyonu ve AB Parlamentosu gibi antidemokratik kurumların hayatta kalması doğası gereği mümkün değil. Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından ABD’nin dünyanın tek süper gücü olarak görüldüğü dönemde yaşananlar bu modelin barışçıl uluslararası ilişkiler için sürdürülebilir olmadığını gösteriyor. 

Kaynak:New Eastern Outlook sitesinden F.William Engdhal’in Yeni Balkan jeopolitiği üzerine yazısı.(Çeviren: Kemal Berktay Baştuji) Evrensel haber

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok