Tarihi Gerçekler Işığında Göçmenler ve Diaspora Safsataları » Boşnak Medya
SON DAKİKA

Tarihi Gerçekler Işığında Göçmenler ve Diaspora Safsataları

Bu haber 11 Aralık 2016 - 23:00 'de eklendi ve 99 views kez görüntülendi.

TARİHİ GERÇEKLER IŞIĞINDA GÖÇMENLER VE DİASPORA SAFSATALARI

     Değerli Hocamız Prof. Dr. Adem Fazlıoğlu, yine bu dergide yayınlanmış olan bir bilimsel makalesinde, diaspora tanımını sosyoloji bilimi açısından ele almış ve şu sonuca varmıştır:

“KENDİ VATANINDA DİASPORA OLAMAZSIN”. Devamında şöyle der: “Türkiye, göçler sayesinde kurulmuş, değişmiş ve bugün milli devlet haline gelmiştir”. 1878-1923 yılları arasında göç edenler Cumhuriyetin kurulmasında yer alırken sonra gelenlerde bir daha dönmemek üzere Atalarının Cumhuriyetine ve “VATANLARINA” gelmiştir.

  1. Ev sahibi toplumdan kabul görmemeleri, 2. Anayurtlarına geri dönüş niyetinin devamlı korunması, 3. Gönüllü göçün (ticaret, çalışma veya sömürgeleştirme için) yapılmış olması.

Bosna Hersek, Sancak, Makedonya ve Kosova’dan gelenler için bunlar geçerli değildir.

     Tarihi belgeler açısından diaspora bizim için ne ifade ediyor? Bu bölümde özellikle günümüz Karadağ Devleti sınırları içinde kalan Sancak bölgesinden gelenlerin durumunu ele almak istiyorum. Karadağ’ı konu etmemin sebebi; editörlüğünü yaptığım, Saffet Atalay’ın Türkçe’ye çeviridiği “Karadağ Boşnak (Müslüman) Tarihi”, Prof. Dr. Mustafa Memiç, kitabını bu makalemde kaynak olarak kullanmamdır.

     Karadağ nüfusunun kökeni, tamamen heterojen (çoklu) bir yapıya sahiptir. Tarihte bu topraklar üzerinde İlir, Kelt, Roma, Vlah, Saslar’ın soyundan olan Germanlar (Gotlar),  ardından 7. asırdan sonra Sloven kavimleri ile Ortaçağ Bosna’sının halkı olan Boşnyaniler yani bugünkü Boşnakların ataları yaşamışlardır.

Karadağ ve civarına ilk Osmanlı birlikleri, 1396 yılında gelmiştir. 1414 başlayan fetih, 1479 yılında Karadağ’ın Osmanlı idaresine baş eğmesi ve de 1571’de en güneydeki Adriyatik Deniz’i kıyısındaki Bar ve Ultsiny’i (Ulcinj) Osmanlılar tarafından alınması ile fetih tamamlanmıştır.

Bu tarihlerden itibaren Karadağ’ın batı bölgelerinde “Boşnaklar”, o zamanki deyimle “Turçinler” veya “Müslimanlar”, Osmanlı Devleti Vatandaşları olarak yaşamakta idiler. 1878 Berlin Kongresine kadar, Karadağ’ın muhtelif bölgelerine dağılan Boşnaklar (Müslümanlar), kendi yaşadıkları yörelerin toplam nüfusunun % 60-80’nini, 1912’de ise % 67’sini oluşturuyorlardı. Günümüz de ise sayıları tüm ülkede % 10’lara kadar düşmüştür.

1 Ocak 1852 yılında kurulan Karadağ Prensliği, 1912 Yılından 1992-1995 Bosna Kurtuluş Savaşına kadar, önceleri Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı (1918-1929), daha sonra Yugoslavya Krallığı (1929-1943) ve 2. Dünya Savaşından sonra Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyetinin 6 federal devletinden biri olmuştur (1943-1992). Bosna Kurtuluş Savaşından sonra Sırbistan Karadağ devleti (1993-2006) kurulduysa da 21 Mayıs 2006 günü yapılan referandum sonucu Sırbistan’dan ayrılarak günümüz Karadağ Devleti kurulmuştur.

Günümüz Karadağ Devleti’nin sınırları içinde kalan Sancak Bölgesindeki Boşnaklar, “Osmanlı Devletinin Vatandaşları” olarak 1414 yılından beri büyük bir çoğunlukla komşuları Vlah, Arnavut, Sırp ve diğer Karadağlı Kabileler ile o topraklarda huzur içinde yaşamakta iken, Osmanlı Ordularının Viyana önlerinde bozguna uğramasından sonra, 17. yüzyılın sonlarında Avusturya Macaristan İmparatorluğu, Rusya ve Venedik Cumhuriyeti arasında oluşturulan “kutsal ittifak (bir çeşit haçlı birliği) sonucu ilk defa saldırıya uğrayarak, yüzyıllardır yaşadıkları toprakları terk etmeye ve komşu Boşnak yerleşim merkezlerine ilk defa göç etmeye başladılar.

     İlk göç; Boka Kotorska Körfezi’nden (Risan ve Herseg Novi’den) Bar, Trebinye, Beliça, Klobuk ve Mrkoyviçi’ye yapılmıştır. İkinci göç Kuç Bölgesi’nden komşu, Podgoritsa, Nikşiç, Kolaşin, Gusinye, Plav ve Rojaye’ye olmuştur.

    Asıl felaket 1711 yılında, Rus Çarı Büyük Petro’nun Osmanlı Devletin’i Balkanlarda zayıf düşürmek ve Rusların sıcak denizlere ulaşma politikaları sonucu, zamanın Venedik Cumhuriyeti ve Dubrovnkliler ile iş birliğine girerek, dönemin Karadağ Piskoposu Danilo Petroviç liderliğinde başlattığı isyan ve “İstraga Poturica (İslam Dini’ni Terch Edenlerin Sorgulanması” olayında yaşanmıştır. Eski Karadağ ve Bırdo bölgesindeki Boşnaklar (Müslümanlar) üç seçenek (ya din değiştirme, ya göç etme yada ölüm) ile karşı karşıya bırakılmış, din değiştirme ve topraklarını terk etmeyi reddeden Boşnaklara büyük katliamlar yapılmıştır. Bunun sonucunda, eski Karadağ ve Bırdo bölgelerinde Boşnaklar tamamen etnik temizliğe uğramış ve bölgeyi terk etmek zorunda kalarak komşu Boşnak ve Arnavutların çoğunlukta yaşadığı şehirlere göç etmişlerdir.

    Osmanlı kaynaklarında da bu konuyla ilgili, birkaç önemli belge elimizde mevcuttur. Bu belgelerden bir tanesinde; “Müslümanların öldürülmesine başlanmış, kadınlar ve çocuklar ise esir alınmıştır,” diye belirtilmiştir. Dağların Çelengi adlı epik şiirinde  ise bu olaylardan bahsedilir.

    Katliam, etnik temizlik ve din değiştirmeye zorlamalar için, 1711 yılında başlatılmış olan “İstraga Poturica” ideali başlangıç noktası olmuş, daha sonra 19. yy’ın ikinci yarısında (Vosoyeviçi, Kolaşin) ile 20. yy’ın, 1913’te başlayan Balkan Savaşı ile Plav, Gusinye, İpek (Peć) Cakovitsa (Đakovica) katliamları ile Şahoviçi soykırımını (1924) tetiklemiştir.

    Bu arada 1804 yılından başlayan Sırp isyanları sonucu, Sırbistan’dan Boşnakların sürgün edilmesine başlanmış, Boşnaklar % 65 gibi bir nüfus ile çoğunluğa sahip olmalarına rağmen, Sırbistan’daki köy ve şehirleri terk etmek zorunda kalmışlar, Bosna ve Sancağa göç etmişledir.

    1858 de ise Karadağ Prensliği Orduları, Boşnaklara büyük katliamlar yapmıştır.

    10 Temmuz 1877 tarihinde Prens Nikola komutasındaki Karadağ Ordusu, katliam ve yağma yaptıktan sonra, Boşnakların büyük direnişlerine rağmen Nikşiç şehrini teslim almıştır.

     Bar şehri’ni de kuşatmıştır ve şehri 10 Ocak 1878’de (yeni takvime göre) düşmüştür.

     1878 yılında Avusturya-Macaristan tarafından işgal edilen Bosna Hersek’in savunulmasına, Karadağlı Boşnaklar iştirak etmiş, öz Boşnak halkına karşı olan sorumluluğu, günümüz Karadağ topraklarının önemli bir bölümünün, yüz yıllar boyunca Bosna Hersek’in bünyesinde yer almış olması göz önünde bulundurulduğunda; 3 Ağustos 1878 tarihinde, Boşnak silahlı birliklere katılarak, Visoko’daki savaşa katılarak yerine getirmişlerdir.

     1913 yılında, Gusinye, Plav, Peç (İpek), Cakovitsa Müslüman nüfusuna Hırıstiyanlaştırma  baskıları uygulanmış, din değiştirmek istemeyenler kurşuna dizilerek büyük katliam yapılmıştır.

     Ardından 1924 yılında yıllarca gizlenen, aslında günümüz normlarında bir Boşnak Soykırımı olan Şahoviçi Katliamı yapılmıştır. Şahoviçi ile Pavino Polye yerleşimlerinde yaşayan Boşnaklara çok ağır katliam yapılmış, 800’den fazla Boşnak öldürülürken, 3.000’e yakın kişi evlerinden yurtlarından kovulmuştur. O döneme kadar Şahoviçi köyü’nün yerlisi olan 400 kişi, 1925 yılında sığındıkları Brčko yakınlarındaki Rahić köyüne yerleşirken, 140 aile ise Türkiye’ye göç etmiştir.

  1. Dünya Savaşında Karadağlı ve Sırp Çentiklerin, Karadağ’daki Boşnaklara (Müslümanlara) yaptıkları vahşet çok korkunç olmuştur. Çetnikler, 5 Ocak 1943 tarihinde, Bihor bölgesindeki 43 köy üzerine sefere çıkmışlardır. Voyvoda Rade Korda komutasındaki Çetnik birliği, 9 Boşnak köyünde yaklaşık 10.000 kadar evi yakıp yıkmışlardır. Ayrıca 33 Müslüman köyünün yakıldığı, savaşabilecek durumda 300 erkeğin yanı sıra kadın ve çocuklardan oluşan 1.100, toplamda 1.400 kişinin öldürülmüş olduğu,[1] devamında ise: toplam öldürülen 1.352 kişiden, 443’ün çocuk ve 128 kişinin 50 yaşın üzerinde yaşlılar olduğunu kayıt altına almıştır. Daha sonra yayımlanan Taşlıca’ya ait monografide, faşistlerin kan davası güderek öldürmüş oldukları 1.599 mağdurun isimleri tek tek belirtilmiştir. 5, 6 ve 7 Şubat 1943 tarihlerinde, Müslüman nüfusa uygulanan katliam esnasında, bu nüfusa ait 1.508 evin yakıldığı saptanmıştı.

     1945-1991 Yılları arasında, Boşnakların Karadağdan göçleri 4 şekilde olmuştur: 1945 ve 1946 yılarında Podgoritsa’dan göçlerini; 1970’li yıllarında Rojaye’den göçler; Batı Avrupa, Amerika, Kanada ve Avustralya’ya yapılan ekonomik göç özelliğinde olup; Boşnakların, ağırlıklı olarak 1971-1991 yılları arasında Sancak’tan Bosna Hersek’e göçlerini kapsamaktadır.

     1992-1995 Bosna Kurtuluş Savaşında, Bosna’da yapılan etnik temizlik, tecavüzler, katliamlar ve Srebrenica Boşnak Soykırımı’na Karadağ’lı Sırp Çentikler destek vermiş ve bu insanlık suçunun baş aktörleri olan her 3 Bosna Kasabı (Miloşeviç, Karadziç ve Mladiç) aslen Karadağlı Sırp Çentiklerden olup, 1711 yılında başlayan Karadağ’dan Müslümanların diğer anlamı ile Boşnakların yok edilmesi harekatına son nokta konulmuştur. Şimdilik !

    Bu Tarihsel gerçekler ışığında, “kaybedilmiş “vatan” topraklarından, eldeki “vatan” topraklarına göç etmiş olan, Karadağlı Boşnaklar nasıl diaspora olabilirler?”

    Birkaç kişinin bir araya gelerek, yukarıda yazılı tarihi olay, katliamları yaşamış olan atalarını hiçe sayarak, kuruluşları tabelasında “göçmenleri” yazarak, sanki yüz binlerce insanımızın temsilcisi imişler gibi kendilerini görüp, STK kuruluşu gibi davranarak, Bosna Hersek, Karadağ ve Sancak’tan gelmiş olan, Türklüğü ile övünen, Türkiye Cumhuriyeti’ni “vatan” görmüş ve ebediyete kadar görecek olan insanlarımız adına, bizlerin diaspora olduğuna kim karar verebilir? Kimin böyle bir yetkisi vardır? Çanakkale Savaşlarına “Djurimlaja”, gönüllüler adı altında katılarak 15 700 kayıtlı şehit vermiş ve de 1924 anayasasında, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucu unsurları olan Müslüman ahalisi tanımı içine giren, Bosna Hersek’ten, Karadağ’dan, Sancak, Makedonya ve Kosovo’dan 500 yıldır kendi “vatanları” olan topraklara gelen Boşnakların hangi emanetine dayanarak birileri kendini, yılardır Boşnak nüfusuna katliam, etnik temizlik yaparak veya zorla göç ettirerek, nüfuslarını % 65’lerden, kimi yerlerde % 10’lara, kimi yerlerde ise % 0’a düşüren devletlerin diasporası olarak kabul ediyor ve “vatan” olarak o devletleri görebiliyorlar? İnsanların vatanları doğdukları yerler değildir,uğruna ölebilecekleri topraklardır”. Ülkemiz tarihinin en zor günlerinden birin geçerken, terör ve darbelerin, hainlerin tehditleri altında iken, birlik ve beraberliğe en çok muhtaç olduğumuz bu ortamda kim, neye hizmet ettiğini düşünüyor?

    Kendi adına hareket etmekte herkes serbest olup, kendini dilediği gibi tanımlayabilir ama, ait olduğu toplum adına, kendisine o toplum tarafından, toplumun tümünü temsil etme yetkisi demokratik yollarla verilmeden, kim biz Bosna Hersek ve ikiye bölünmüş olan Sancak’tan gelen, 500 yıldır Türkiye’nin sadık, güzide  vatandaşlarına bu sıfatı verebilir?

Yazan: Nusret Sancaklı.

Kaynak: Bosna Sancak Derneği Bülteni

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok