Selanik Yangını'nın Osmanlı Şehir Dokusuna Etkileri » Boşnak Medya
SON DAKİKA

Selanik Yangını’nın Osmanlı Şehir Dokusuna Etkileri

Bu haber 24 Ağustos 2017 - 21:03 'de eklendi ve 188 views kez görüntülendi.

Zeynep Işıl Hamzić Boşnak Medya

SELANİK YANGINI 100 YIL ÖNCE 18 AĞUSTOSTA OLDU

Yangın 18 Ağustos 1917 Cumartesi günü öğle saatlerinde, Mevlevihane ile Yukarı Şehir arasında yer alan küçük bir evin mutfağında çıkar. Evin bitişiğinde bir saman deposu olduğundan yangın kısa zamanda oraya sıçrar. Su eksikliği ve etraftaki komşuların yangına ilgisizliği yüzünden yangın yakındaki evlere yayılır ve kuvvetli rüzgâr nedeniyle kısa sürede çok büyük alanları etkilemeye başlar.

Yavaş yavaş eski kentin üstündeki duman sütunları yoğunlaşır; öyle ki, alacakaranlık çöktüğünde, tepelerden inen sokaklar ve dar geçitler, alevden kaçarak, Egnatia Yolu’ndan deniz kıyısındaki açık alanlara inen felaketzedelerle tıklım tıklım dolar. Kalabalığın arasından zorla yollarını açarak tırmanmaya çalışan askerler, fesleri, terlikleri ve uzun gabardin entarileriyle Müslümanlar ve Ma’min, yaşlı Yahudiler ve çocuklarını ellerinden yakalamış, hıçkıran bağıran ve yardım dileyen kadınlarla karşılaşırlar. Bazıları, evleri yandıktan sonra insanların üzerine çöken tuhaf sükûneti fark ederler: 

“O noktaya kadar ağlıyor, lanetler yağdırıyor, dua ediyor ve ellerini kollarını sallayarak oraya buraya koşuyorlardı; gelin görün ki evleri yandıktan sonra sessizce mahalleden çekip gittiler.” 
Collinson Owen, “İnsanı hayrete düşüren ve hazin bir sahneydi,” diye yazar, “feryat edilen aileler, rüzgarla yayılan alevler yalayıp yuttukça çöken evlerin gümbürtüsü ve dar sokaklarda, yük eşekleri, yüklenmiş arabalar, devasa yükler taşıyan hamallardan oluşan kafilenin ağır ağır ilerleyişi; Yunan izci çocuklar; henüz belirli bir şey yapacak kadar düzenli olmayan her milletten askerler; son derece etkisiz su damlacıkları püskürtürken acıklı acıklı çatırdayan ahşaptan yapılma antika itfaiye araçları ve şilteler (yüzlerce yüzlerce şilte); gardıroplar; aynalar; çaydanlıklar ve tavalar; dikiş makinaları(her aile kendi dikiş makinasını kurtarabilmek için sessizce uğraşır) ve saçma sapan daha bir sürü eşyadan oluşanları taşıyan insanlar.

Felaketzedeler, denize doğru inip iskelelerde biriken de eşyalarından ayrılmazlar. Hiç durmadan halkı İngiliz mavnalarına aktarmakla uğraşan askerler onların yerlerinden kıpırdatmak için yapabilecekleri tek şeyin; önce eşyalarını mavnalarla atmak olduğunu görürler-eşyaların sahibi arkadan gelir. Gece olduğunda alevler aşağı kente yayılmış ve yangının ilerleyişini önlemeye yönelik nafile çabayla binalar havaya uçurulmaya başlanır.

Gece yarısına doğru, denize cepheli binalar tutuşur ve dakikalar içinde bir buçuk kilometrelik kıyı şeridinin dörtte üçü, otomobilleri, arabaları ve derhal deniz surundan uzaklaştırılması gereken birçok kayığı tutuşturan akkor küller hâlinde rıhtıma inen turuncu beyaz alevden oluşan muazzam bir uçuruma dönüşür .

Ateşler Osmanlı döneminde inşa edilen Hükümet Konağına kadar ilerler, bina herkesin yardım etmesi sayesinde kurtarılır. Rüzgârın şiddetlenmesiyle yangın kent merkezine kadar uzanır. Bütün gece devam eden yangın, şafak sökerken yani 19 Ağustos Pazar günü iki koldan tüm alışveriş merkezleri ve saat 12 olmadan Ayasofya mahallesine kadar ulaşır. 

Yangını söndürmede ekipmanları eğitimsiz itfaiye teşkilatı yetersiz kalır. Müttefik kuvvetler şehrin eteklerindeki kamplarının güvenliklerini sağlamak için önlemler almaya çalışırlar. Hükümet Konağı yakınındaki Fransızlara ait bir silah deposundaki dinamitler patlamaya başlar. Ertesi sabah iki İngiliz yangın pompası Beyaz Kule yakınında yangına müdahale eder. Gümrük binası Fransız askerleri tarafından kurtarılır.
Derken yangın, ağır ağır olsa da, güçten düşmeye başlar. Askerlerin hasarı tespit etmek üzere kente döndükleri iki gün sonra bazı binalar hâlâ yanmaktadır. Hasar neredeyse akıl almazdır. Eski kentin dörtte üçünden fazlası, Selanik’in % 32’si yokolur. Yangın sonrası 120 hektarlık alanda yeni imar planı uygulamaya konulur. Bu yangın sonucunda 500 milyon Franklık hasar meydana geldiği tespit edilir.
Haritada da görüldüğü gibi bilhassa Vardar Caddesiyle Rıhtım arasında ki bölge tamamen yanar. Şehrin Yahudi bankaları büyük dükkanları, otelleri, gazinoları hep bu bölgede bulunmaktaydı . Başta; Hotel Splendid, Hotel Olympes, Pate Sineması, Posta Telgraf Şirketi Binası, Su ve Gaz Şirketleri Binası, Osmanlı Bankası, Ulusal Bank, Atina Bankası ve diğer bütün bankalar, 4.096 mağaza ve tüm ticaret binaları, bütün oteller ve sinemalar kül olur. Üç Ortodoks kilisesi haricinde, kiliselerin çoğu kurtulur. Fakat, Bizans’tan kalma Aziz Dimitrios Kilisesi’nden geriye sadece çıplak duvarlar kalır. Güçlü rüzgar, su kıtlığı, dar sokakların itfaiyecilere çıkardığı engeller gibi etkenlerin tümü yıkımın bu denli büyük olmasına katkıda bulunmuştur. 9500 bina harap olur, 70 bini aşkın insan evsiz kalır.

Yangının en çok onların tarihsel semtlerini kül etmesi nedeniyle, Yahudi cemaati en kötü etkilenen kesimdir: 37 sinagog, kütüphaneler, okullar, kulüp binaları ve işyerlerinin çoğu yok olur. Osmanlı mimari eserlerinden Selim Paşa (Saatli) Camisi ve haziresi ile on cami ve yüzlerce ev, Polis Mektebi, Saat Kulesi, İsmail Paşa Hanı, Eski Tomruk, Pasha Oriental-tamamen yanar, onlarca tarihi bina hasar görür .
Yangın sonrası, Müttefik askeri personel Yunan yetkililerine evsizlere barınak sağlamak konusunda yardımcı olur. Birçoğu geçici olarak kent civarında çadırlara, kulübelere ve barakalara yerleştirilir; başka yerlerdeki akrabalarında kalabilecek olanlar gitmeye teşvik edilir. Beş bin Rum Atina’ya, Volos’a ve Larissa’ya taşınır, çoğu yoksul yüzlerce Yahudi de Fransa, İtalya, İspanya, ABD ve Eski Yunanistan’a göç eder. Aşevleri kurulur ve günde 30 bin kişinin iaşesi sağlanır. Eylül ayına gelindiğinde, çadırlarda kalanların sayısı 7500’e düşer. Gene de yeniden yapılanma çok daha uzun sürecektir. Bir İngiliz askeri, yangından iki ay sonra, “Selanik bir ölüler kenti,” diye yazar .
YY boyunca kuzey Avrupa kıyı şeridinden ağır ağır güneydoğuya doğru ilerleyen tuğla inşaat tekniği, 1917’de, ahşabın hâlâ ana yapı gereci olarak kaldığı Balkanlar’a henüz ulaşmamıştır. Selanik’te yangınlar öylesine düzenli bir şekilde baş gösteriyordu ki onlara karşı edilen dualar, yerel Yom Kippur (Yahudi Kefaret Günü) ayininin bir parçasını oluştururdu. 19.y.y.’da kent nüfusunun artması ve gittikçe artan su kıtlığı ile birlikte, yangınların sonuçlarının daha da kötüleştiği anlaşılır. Ami Boue 1854’te “Fransız konsolosu bize, sayfiyeye gitmeden önce, yangın korkusuyla en değerli evrakını muhafaza altına almak zorunda kaldığını söyledi” diye yazmıştır. Kırk yıl ve üç büyük yangın sonrası, bir Amerikan bilginin, Yahudi kültürüne ilişkin koleksiyonunu geliştirmek umuduyla, kente yaptığı kitap avcılığı gezisinde şu yanıtı alır: “Kitaplarımız vardı. Ama, hepsi yandı.” 1890 yılındaki büyük yangın Sultan II.Abdülhamid dönemi kentinin merkezine, özellikle de Hipodrom civarındaki Hristiyan kesimine muazzam hasar verir. Fakat o yangın, Osmanlı kentinin özünü ve Yahudi çekirdeğini imha eden 1917 yangınının yanında hiç kalmıştır. Küllerden, Yunan devleti ve toplumunun imgesinde yoğrulmuş, tamamıyla yeni bir kent doğmaya başlar .

    Selanik ve Mimar Ernst Hébrard

1920’li yılların başında, 1917 yangını sonrasında uygulanan Hébrard Planı, kentin tarihsel yüreğinin niteliğini temelinde değiştirdi. Zira bu plan, konutsal uzamın kentin dış kesimlerine ve yeni banliyölerine aktarıldığı, temelde bir yönetsel ve ticari kesim tasavvuruydu. Limanın ardında yeni bir sanayi bölgesi kurularak, eski Osmanlı gezinti bahçelerini yavaş bir ölüme mahkûm edecekti. Doğu surlarının ötesinde yükselen boş araziler, oradaki geniş mezarlıkları yerinden ederek, yeni bir üniversitenin kampüs ve yeşil alanına dönüşecekti. Genel anlamda uzanan, kullanım ve işlevi temelinde tanımlanıyordu ki, bu yaklaşım daha önceki Selanik’e çok yabancıydı. Sokaklar genişletildi, düzleştirildi ve dikdörtgen arsa kural haline geldi. Dolambaçlı uzanan dar sokaklar ebediyete karıştı Savaş arası dönemin otelleri, iş hanları apartmanları, kafeleri ve sinemaları Hébrard’ın bir bütün olarak kente en uygun gördüğü, oldukça duygusuz Bizans-İtalyan tarzı ve üslup çeşitliliği ile sonuçlandı. IV. Lois, neo-Rönans, neo-Venedik ve neo-Mağribi, Art Deco, ”Moritanya-İslamî” ve hatta ara sıra Bauhaus tarzı bile göze çarpar. Ayrıca boşluklar ve gecikmeler vardır: Sahildeki ana meydan Aristo Meydanı, 1950 ve 1960’larda bitirilebilir ve Eleftherias Meydanı da, açık alan olarak planlanıp sonradan otoparka dönüşecek yerlerden biri olur .
Kentin Bizans karakteri, planlamacılar geçmişten çok gelecekle ilgileniyormuşçasına oldukça vurgulanmıştır. Camiler yeniden kiliseye dönüştürülür ve asırların getirdiği genişlemelerden arındıracak tarzda onarılır –veya Aziz Dimitrios örneğinde olduğu gibi, yeniden inşa edilir-. Barakalar, dükkânlar ve diğer değersiz unsurlar ana alanlardan kaldırılır ve sıhhi bir çevrede yer almaları sağlanır. Gene de görsel nirengi noktası birkaç ünlü kilisenin kullanılması dışında planlamacıların kentin anıtsal geçmişine çok az önem verdiği görünür. Galerius Kemeri sonradan akla gelen bir düşünce gibi hala Egnatia’nın doğu ucunun yakınlarında bir yerde durur.

(Ayrıntılı yazı için bakınız. Neval Konuk, 100.YILINDA 18 AĞUSTOS 1917 SELANİK YANGINI’NIN OSMANLI ŞEHİR DOKUSUNA VE MİMARİSİNE ETKİLERİ, T.C. TEKİRDAĞ BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ KÜLTÜR VE SOSYAL İŞLER DAİRESİ BAŞKANLIĞI, “ULUSLARARASI MÜBADELE SEMPOZYUMU VE MÜBADELENİN 94. YILI ANMA ETKİNLİKLERİ”, Ocak, 2017.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok