Dolar : Alış : 4.4581 / Satış : 4.4662
Euro : Alış : 5.2687 / Satış : 5.2782
HAVA DURUMU
hava durumu

Istanbul25°CÇok Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 41 Kategoride 2259 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Rumeli’de ki Osmanlı Süvarisi Deliler Kim? Delibaş Kime Denir?

19 Nisan 2018 - 801 kez okunmuş
Ana Sayfa » Balkan Tarihi»Rumeli’de ki Osmanlı Süvarisi Deliler Kim? Delibaş Kime Denir?

Zeynep Işıl  Hamzić    Boşnak Medya

Osmanlı’nın Rumeli’de ki Gözükara Süvarisi Deliler Kimdir?

Osmanlı ordusu, dünya savaş tarihinin gördüğü en sistemli ve en teferruatlı ordulardan biriydi. Osmanlı Devleti’nin fetihlerinin yoğunlaştığı Rumeli de, 14.yy’ın sonlarından itibaren görülmeye başlayan deliler, Osmanlı kara ordusunda görevli bir askeri birliğin adıdır. Deli adı, savaşlarda giydikleri kıyafetlerden, üstün cesaretlerinden ve korkusuzca düşman üzerine gitmelerinden dolayı verilmiştir. Ünleri efsanelere konu olmuştur.

Osmanlı fetihlerinin sürdüğü ve toprakların genişlemeye devam ettiği dönemde Rumeli sınır boylarında düşmanlara korku salan yeni bir askeri sınıf ortaya çıkar. Vahşi hayvanların derisinden yapılmış başlık ve elbiseler giyen, vahşi görünüşleri ile düşman askerlerinin yüreğindeki en ilkel korkuyu açığa çıkaran bu yeni süvari sınıfına halk Deliler adını verir.En tehlikeli görevlere korkusuzca atılmaları yüzünden bu ismi aldılar. Korkutucu bir görünümleri vardı. Silah olarak eğri pala, kalkan, mızrak ve bozdoğan taşıyan deliler, başlarına pars ya da benekli sırtlan derisinden yapılmış tüylü bir miğfer giyerlerdi. Kalkanlarını da yine kuş tüyleriyle süsleyen delilerin giysileri aslan, kaplan ve tilki postundan, şalvarları da ayı ya da kurt derisindendi. Ayaklarına ise “serhatlik” denen sivri burunlu mahmuzlu bir çizme giyerlerdi. Üzerlerine ayı, pars, aslan veya sırtlan postundan kılları dışarıda şalvarlar giyerlerdi. 

Bayraklarında “Kaderde ne varsa o gelir başa” yazılıydı. Sonradan giysilerinde değişiklik yapıldı, 17. yüzyıldan itibaren başlarına bir arşın uzunluğunda siyah kuzu derisinden üstü sarıklı bir kalpak giymeye başladılar. 

Türkler, Boşnaklar,Arnavutlar,Pomaklar, Hırvatlar ve diğer Slav halklarından oluşturulan Osmanlı birlikleri, Rumeli beylerbeyi ve serhat beylerinin maiyet askerleri arasında yer alırlar. Bu askerler Serhadkulu isimli askerler arasında yer almışlardır. 

Tarihi belgelere bakacak olursak Deliler denilen bu sınıf ilk olarak 14. YY sonlarına doğru görünmeye başlar ve 16. yüzyılda tam bir düzene erişir. Tarihçi Neşri’nin aktardığına göre 1444 yılındaki Varna ve 1448 yılındaki Kosova Muharebeleri’nde Deliler Osmanlı ordusunun bir parçası olarak savaşırlar.

Halk onlara Deliler lakabını takmıştı ama bu lakap akıl sağlıklarının yerinde olmamasından değil, tam anlamıyla gözükara olduklarından dolayı verilmişti.

Deliler, 20-25 yaşlarındaki uzun boylu gençlerden oluşurdu. Savaşta, ordunun en önünde yer alırlardı. Bu ocağa girebilmek için öncelikle gösterişli bir fizik, cesaret ve savaş becerisi aranırdı. Bir deli askeri, en az 8-10 düşman süvarisi öldürerek, becerisini kanıtlamak zorundaydı. Osmanlı ordusunun piri, kahramanlığı ve bilgeliyle Hz.Ali iken, delilerin ise Hz.Ömer’dir. Kendileri için, “Kalpaklarımız, Emîr-ül-mü’minîn Hz.Ömer’in çizmesinin koncoğudur. Ocağımız, müşarünileyh efendimize mensuptur.” derler. Bayraklarında “Kaderde ne varsa, o gelir başa” yazılıdır.

Silah olarak; pala, kılıç, kalkan, kostaniçe, balta, bozdoğan, yatağan, şeşper, gürz ve kıvrık uçlu zırh delen savaş çekici kullanırlardı. Mızrakları diğer savaşçılarınkinden 1,5 kat uzundur. Kadere teslim olup, ölümden korkmadıkları için, asla zırh taşımazlardı. Korkutucu bir görünüşe sahiptiler. Başlarına pars ve benekli sırtlan derisinden yapılmış tüylü bir miğfer giyerlerdi. Özgün giyinirler ve dikişli elbise kullanmazlardı. Atmaca, kartal ve çaylak gibi yırtıcı kuşların kanatlarını, omuzlarına ve kafalarına bağlarlardı. Kalkanlarını, kuş tüyleriyle süslerdi. Bazıları alınlarına aştıkları yarıklara kartal tüyü yerleştirirlerdi. Leopar, aslan, kaplan ve tilki gibi hayvanların derilerini yüzüp, kendi üzerlerine, bindikleri atların boyunlarına ve kalçalarına bağlarlardı. Ayı veya kurt derisinden şalvar giyerler, ayaklarına serhatlik denilen sivri burunlu, sarı renkli mahmuzlu bir çizme giyerlerdi. 17. yy’dan itibaren, siyah kuzu derisinden üstü sarıklı bir kalpak giymeye başlamışlardı.

Deliler Nasıl Ortaya Çıktı Deli Baş kime denir?

Deliler Rumeli’de yaşayan Boşnak,Arnavut, Slav, Hırvat,Pomak, Bogomil, Hristiyan  gençleri arasından da seçilirlerdi. Rumeli Beylerbeyi ve Serhat Beylerinin maiyet askerleri arasında yer alırlardı. 16. yy’da Rumeli Beylerbeyi, Semendere ve Bosna Sancak Beylerinin yönetiminde savaşlara katılırlardı. 17. yy’ın sonlarından itibaren Anadolu Vezir ve Beylerbeyi’nin yönetimi altına girmişlerdi.

Deliler, 60’ar kişilik ocaklara ayrılmışlar ve seferlerde Delibaş adı verilen komutanlar tarafından yönetilmişlerdir.

Deliler, sınır bölgelerinde düşman saldırılarını önlerler ve karşı akınlar düzenlerdi. Bu yönleriyle akıncılar ile karıştırılırlardı. Ancak, deliler ve akıncılar ayrı ocaklar halinde kurulmuştur. Delileri, akıncılardan ayıran ise gösterişli kıyafetleriydi.

Deliler, Balkan coğrafyasına kan kustururdu. Balkan dağları halklarının kâbusuydular. Bir Avrupalı savaşta, bir deliyle karşılaştığında, bir süre donakalır “Acaba ben ne ile savaşıyorum?” derdi. Deliler, kafalarını tamamen kazıtıp, sadece arkada bir tutam saç bırakırlardı. Düşmana korkunç gözükmek için, belli yerlerine demir çiviler koyarlardı. Avrupalılar, Osmanlı askerlerine duyduğu nefreti, resimlerine ve heykellerine yansıtmışlardır. Delilerin korkunç görüntülerinden dolayı, Avrupalılar, Osmanlıyı barbar göstermek için, genelde delileri resmetmişlerdi. Bunlardan biri de Viyana’da St. Stephen kilisesinde, bir papazın ayakları altında çiğnenen bir deli askerinin heykelidir.

Delilerin ortaya çıkmasın nedeni, bizzat Osmanlı’nın kendi iç sorunları, yani taht kavgaları, Anadolu’nun her yerinde beklenmedik biçimde patlak veren ayaklanmaların yarattığı kargaşaydı. Çoğu zaman Rumeli sınır beyleri bu ayaklanmalara hazırlıksız yakalandıklarından önlem almakta oldukça zorlanıyordu. Böylesine beklenmedik tehlikeler karşısında bir daha hazırlıksız yakalanmaktan çekinen Rumeli sınır beyleri, en sonunda akıncılardan farklı olarak doğrudan kendilerine bağlı hafif atlılardan oluşan süvari birliklerini çözüm olarak gördüler. Ve böylece Deliler tarih sahnesindeki yerlerini aldı.

Başlangıçta Semendire, Bosna gibi Rumeli’nin önemli merkezlerinde kurulan Deli askeri teşkilatı zamanla büyüdü, önceleri küçük bir bölük biçiminde yalnızca sınır beylerinin muhafız birlikleri iken, gün geçtikçe Osmanlı ordusunun en korkutucu savaş unsurlarından birisi durumuna yükseldi.  Kuruluş yıllarında yalnızca Rumeli’deki sınır beyliklerinde görev alan Deliler XVII. yüzyıldan itibaren merkezde veziriazamın, Anadolu’daki vezir ve beylerbeyilerin maiyetlerinde de oluşturulmuş ve tamamen ücretli maiyet askeri statüsüne geçmişlerdi.

Genelde Beylerbeyi’nin ya da Bosna ve Semendire sancak beylerinin maiyetinde bulunan deliler aylıklarını hizmet ettikleri bu beylerden alırlardı. Ne sadakatlerinden ne de cesaretlerinden en ufak kuşku duyulmadığı için de bu beylerin özel korumaları olmaları son derece olağandı. Öyle ki, Osmanlı tarihinde sıkça görülen, Yeniçeriler ve diğer askerler tarafından başlatılan ve çoğu zaman bir devlet büyüğünün katli ile sonuçlanan olayların hiçbirine Deliler’in katılmadığını görürüz. Barış dönemlerinde etkileyici ve sıradışı kıyafetleri ile sadrazamların düzenlediği divan alaylarının en önünde giden Deliler sadrazamlara yol açar, olası suikastlara karşı efendilerini korurlardı. Sefer sırasında ise ordunun en ön safında giden Deliler korku bilmeksizin düşmanın içine dalar, onların hatlarını yarmaya çalışır ve canlı esir ele geçirerek düşman hakkında bilgi edinmeye çalışırdı.

Sultan III. Murat’ın oğullarının sünnet şenliğinde Deliler sultanın önünde hem binicilik yeteneklerini hem de daha sonra çıplak bedenlerine sapladıkları çeşitli kesici aletlerle, dayanılmaz acılara dayanabildiklerini ve sultana olan ölümüne sadakatlerini göstermişlerdir.

Deli Ocağı’na katılmak için ne gibi şartlar gerekliydi?

Deli Ocağı’na katılmak kolay değildi. Öyle her isteyen Delilere katılamıyordu. Delilere katılmak isteyen bir kişinin öncelikle iki temel koşulu yerine getirmesi gerekiyordu: Gösterişli ve korkutucu bir fizik yapısına sahip olmak, savaşmaktan ve ölmekten korkmadığını, cesaretini kanıtlamak.

Delilerle karşılaşan düşman, öncelikle neyle karşı karşıya olduğunu, nasıl bir varlıkla savaştığını, karşısındakinin insan mı insan dışı bir varlık mı olduğunu anlamaya çalıştığı için şaşkınlık içinde kalır.

Cesaretleri sıkı bir eğitim ile birleştiğinden, en verimli dönemlerinde hiçbir orduda Osmanlı’nın Delileri ile denk başka bir süvari sınıfı daha bulunmuyordu. Khalkokondyles, “Öyle görünüyor ki doğa onlara, herkesin üstünde bir güç ve vücut kuvvetini ve onların gücünü denemek isteyenlerin gücünü aşan düzeyde, rastlanmayan nitelikte bir kılıç kullanma ve savaşma becerisi vermiştir” diyordu. 1828–1829 Osmanlı-Rus Savaşı’ndaki gözlemlerini aktaran İngiliz Sir Adolphus Slade, Delilerin Ruslarla adeta spor yaparak çarpıştığını, Rus siperlerinin dibine kadar sokulup Rus süvarilerine laf atıp onları kızdırdığını ve eğitimli atları ile Rus piyade saflarını adeta parçaladığını anlatır. Atlarıyla adeta bütünleşen delilerin manevralarına ayak uydurmak o kadar zordur ki, Sir Adolphus Slade, Rus topçusunun çok ender olarak Delilere zarar verebildiğinden bahseder. Deliler diğer düşman ordularına da esin kaynağı olmuştu. Polonyalılar (Lehler) sarı botlar, göğsü kapatan parlak zırhlar, uzun kartal kanatları ve leopar  derileri ile kendi Delilerini yaratmışlar ve bunlara “Winged Hussars” yani “Kanatlı Atlılar” adını vermişlerdi.

Osmanlı Tokatı Nereden Gelmekte?

Osmanlı tokatı delilbaş askerlerinin gücünden gelmektedir ve savaşa hazırlanırken, ıslatılmış mermer ve kayaları çıplak elle tokatlarlardı. Deliler düşmanla karşılaştığında, önce okla, sonra yatağan adı verilen kılıçla, kimi zaman da sadece bir kalkanla, bu da yetmezse direkt tokatla saldırırlardı. Nasırlı elleriyle, 45 derece açıyla düşmana vurup, çenelerini çıkarır, enselerine vurduklarında ise düşmanı bayıltırlardı. Bir tokatla ölen düşman askerleri de çoktu. İri yarı olan Deliler aynı zamanda aşırı inatçıydılar. Tek kişi kalsalar bile ölümüne savaşırlardı.

Korkutucu görünümleri,  olağanüstü cesaretleri ve savaşma azimleri ile Deliler, Osmanlı ordusuna uzun yıllar boyunca mükemmel biçimde hizmet ettiler. Fakat zaman içinde tüm Osmanlı’yı tutsak alan bozulmadan ve yozlaşmadan Deliler de nasiplerini almışlardı. Emrinde oldukları beylerin sık sık görevden alınmaya başlamasıyla birlikte Deliler başıboş ve işsiz kalınca bunun sonucu olarak askeri disiplinlerini yitirdikleri gibi halka eziyet etmeye ve köylere saldırmaya başladılar. Sonunda II. Mahmud tarafından 1829 yılında  Deliler Ocağı lağvedildi ve karşı koyanların öldürülmesiyle bir dönem de kapanmış oldu.

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

Boşnak Medya © 2016 Tüm hakları saklıdır »
error: İçerik Koruma Devrede!