Ohri Çerçeve Anlaşması’nın 15. Yılı: Makedonya'da "Barış" » Boşnak Medya
SON DAKİKA

Ohri Çerçeve Anlaşması’nın 15. Yılı: Makedonya’da “Barış”

Bu haber 22 Mart 2016 - 0:31 'de eklendi ve 72 views kez görüntülendi.

Makedonya Cumhuriyet’i Yugoslavya’dan kan dökülmeden ayrılmış tek federe devlet olsa da bağımsızlık sonrası birçok iç ve dış meydan okumaya muhatap oldu. 90’lı yıllar Bosna ve Kosova’da yaşanan savaşların Makedon hükümetinin ulus inşası amacıyla izlediği aşırı politikalar nedeniyle Makedonya’ya sıçrayacağı korkusu ile geçti.

 

 

Makedonya’nın çok etnikli yapısının adeta mikro ölçekte bir Balkan resmedilişi olması nedeniyle savaş çıkacağı korkusu sürekli canlı kaldı. 2002 yılında yapılan nüfus sayımına göre nüfusu 2 milyona yakın olan ülkenin %64,2’si etnik Makedonlardan %25,2’si Arnavutlardan, %3,9’u Türklerden, %2,7’si Roma halkından, %1,7’si Sırplardan, %1 ise diğer etnik gruplardan oluşuyor.

 

 

2001 yılında bu korku maalesef gerçeğe dönüştü. Makedonyalı Arnavutlar, Kosovalı Arnavutların bağımsızlıklarını kazanmasını sağlayan para-militer örgüt Kosova Kurtuluş Ordusu’nun (UÇK) da desteği ile Makedonya güvenlik güçleri ile ülkenin kuzeybatısında çatışmaya başladı. Çatışmalar, ülke çapında bir iç savaşa dönüşmeden AB ve ABD’nin araya girmesi ile imzalanan Ohri Çerçeve Anlaşması (OÇA) ile sona erdirildi ve ülkenin en büyük ikinci etnik topluluğu Arnavutlara geniş haklar tanıdı.

 

 

Anlaşmada esas olarak yerel yönetimlerin güçlendirilmesi amaç edinildi. Bu kapsamda belediyelere geniş haklar tanındı ve nüfusu %20’nin üzerinde olması durumunda azınlık dilleri yerel resmi dil statüsüne kavuştu. Nüfusun %50’den fazla olduğu belediyelerde ise ilgili etnik gruba bayrak ve diğer etnik semboller kullanma izni verildi. Ayrıca, anadilde ilk, orta ve lise eğitimi verilmesi yasal güvence altına alındı. Anadilde üniversite eğitimi ise sadece ülke genelinde nüfusu %20’nin üzerinde olan etnik gruplara tanındı.

 

 

Bunun yanı sıra etnik Makedonların dışındaki diğer etnik gruplara da devlet kadrolarında daha fazla temsil hakkı verilmesi yasal güvence altına alındı. 2007 yılında devlet kademelerinde %83 oranında olan etnik Makedonlar, 2014 yılında %74,8’e geriledi. Arnavutların devlet görevlerine katılımında ise büyük bir artış görüldü. 2007 yılında %10,8 olan Arnavut temsili 2014’de %18,6’ya yükseldi.

 

 

OÇA, ülkenin en büyük ikinci etnik grubu olan Arnavutlara geniş haklar tanısa da Türkler, Boşnaklar, Romalar, Sırplar, Torbeşler, Ulahlar gibi diğer küçük etnik grupların aynı ölçüde bu haklardan yararlanmadığı yıllardır dile getiriliyor.

 

 

Avro-Atlantik entegrasyon

 

 

Barışın sağlanmasının hemen ardından Makedonya’da en uzun süre görevde kalan hükümetlerden biri kuruldu ve tüm etnik toplulukların hükümette temsil edilmesi sağlandı. Aynı dönemde Makedonya Cumhuriyeti, Avro-Atlantik entegrasyona yöneldi ve Balkanlarda AB ve NATO ile üyelik görüşmelerine başlayan ilk ülke oldu.

 

 

Bu kapsamda Türkiye’nin de açık desteğini alan Makedonya, reformlar için çok istekli olmasına rağmen Yunanistan ile yaşadığı isim sorunu nedeniyle Avro-Atlantik entegrasyonda büyük yara aldı. Yunan vetosu halen Makedonya’yı hem NATO hem de AB nezdinde üye olmaktan alıkoyan en büyük etken ve AB ile üyelik görüşmeleri dahi başlayabilmiş değil.

 

 

Barışın ana dayanağı ve OÇA’nın garantörü olan Avro-Atlantik kurumlarla olan entegrasyonda yaşanan bu yavaşlama ise ülkede yaşanan siyasi krizin daha da derinleşmesine neden oldu. Ülke, barış sonrası kurulan hükümetin ardından sürekli olarak erken seçimler yaşamaya ve giderek etnik ayrışma ve söylemin arttığı bir siyasi atmosfere sahne oldu.

 

 

Giderek artan etnik gerilim

 

 

Reformlar ve barış için ana lokomotifini kaybeden ülkede süreklilik arz eden siyasi ve ekonomik krizler, kronik bir hal alan erken seçimlerde halktan daha fazla oy almaya çalışan partilerin Makedonya’daki etnik gerilimi tekrar canlandırmasını beraberinde getirdi. Geçtiğimiz bahar Kumanova’da Makedon Polisi ve Arnavut militanlar arasında yaşanan ve 22 ölü ve onlarca yaralıyla sonuçlanan çatışma ise 2001 yılındaki çatışmalardan sonra ülkede yaşanan en büyük etnik temelli gerilim oldu.

 

 

Makedonya’nın en büyük partisi olan VMRO-DPMNE’nin ve lideri Gruevski’nin ülkeyi Makedonlaştırma politikaları ise “Üsküp 2014” projesi ile zirveye çıkıyor.

 

 

Makedonya’nın başkenti Üsküp, yeni bir yüze kavuşması için devlet eliyle yapılan Üsküp 2014 olarak adlandırılan proje ile çeşitli değişikliklere şahit oldu. Hükümetin açıklamasına göre eski şehir olarak adlandırılan bölge ve şehri ikiye bölen Vardar Nehri kıyısı boyunca uygulanan bu projenin amacı, şehre modern Avrupalı bir yüz kazandırmak, uluslararası tanınırlığını arttırmak ve şehre daha fazla turist çekmek. Ancak maliyeti şuan için 500 milyon euroyu geçmiş bulunan ve toplam maliyetinin 1 milyar euroyu bulması beklenen projenin bu açıklanan amaçlar yanında daha büyük bir amacının olduğu aşikâr. (2014 verilerine göre Makedonya’nın yaklaşık 25 milyar euro büyüklüğünde bir ekonomiye sahip olduğu göz önünde bulundurulursa projeye ayrılan paranın Makedonya şartlarında ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır.)

 

 

Yapılan akademik çalışmalara, Makedonya muhalefeti ve Makedon olmayan etnik kökenlilere göre Üsküp 2014 Projesinin ardındaki büyük amaç, Balkanların etnik ve kültürel açıdan en kozmopolit şehirlerinden biri olan Üsküp’ün söz konusu proje ile iktidar partisi VMRO-DPMN’nin uyguladığı antik dönemlere uzanan Makedonlaşma politikalarının bir uygulama alanı yapılmak istenmesi. Başbakan Gruevski de “Üsküp 2014 Projesi bir ulusun kendini bulduğu projedir” şeklindeki açıklamasıyla adeta bunu teyit ediyor.

 

 

Proje kapsamında öncelikli olarak şehir merkezinde bulunan Makedonya Meydanı’na 33 metrelik devasa bir Büyük İskender anıtı dikildi. Meydan çevresine ve nehir kıyısına ise Antik Makedonya ile ilgili çeşitli binalar, heykeller ve benzeri kruvaze edici çalışmalar yapılıyor.  Yüzlerce heykel ve yapıyla adeta bir açık hava müzesine dönüşen ve adım başı heykellere rastlanabilen alanda inşa edilen Makedonya Devrim Müzesi ve Makedonya Etnografya Müzesi ise uygulanan politikaların nişanesi durumunda. Müzelerde Osmanlı ve Slav kökenlere ya da Arnavutlar ve Türkler gibi yüzlerce yıldır aynı topraklarda yaşayan diğer etnik kökenli vatandaşlara ait en ufak bir çalışma bulunmuyor.

 

 

‘Arnavut meselesi’

 

 

Öte yandan, ülkenin en önemli açmazlarından biri olan ‘Arnavut meselesi’ de bu proje nedeniyle daha görünür hale geliyor. Şehri ikiye ayıran Vardar Nehri’nin bir kıyısında büyük oranda Makedonlar yaşarken diğer yakada çoğunluğu Arnavutlar, Türkler, Boşnaklar ve Torbeşler gibi Müslüman gruplar oluşturuyor. Eski şehir olarak da adlandırılan bu alanda eski Osmanlı çarşısının yanı sıra çok sayıda cami, hamam, bedesten, türbe ve çeşme gibi Osmanlı ve Müslüman eseri bulunuyor.

 

 

Şehrin yüzde 30’undan fazlasını oluşturan Müslümanların proje içerisinde yok sayılması ve hemen yanı başlarına kendilerini ötekileştiren ve inkar eden yapıların yapılması başta Arnavutlar olmak üzere tüm Makedonya Müslümanlarının tepkisini çekiyor. Örneğin, ülkenin en büyük Arnavut Partisi olan Entegrasyon için Demokratik Birlik Partisi (DUI) tarafından yönetilen merkez belediyesi Çayır’da (Čair) Üsküp 2014 projesine tepki olarak Üsküp Eski Çarşısı’nın hemen girişine ve Antik Makedonya eserlerinin son bulduğu noktaya Arnavutların tarihi kahramanı İskender Bey’in büyük bir heykeli yapıldı. Bununla da yetinmeyen Arnavutlar, heykel etrafında aynı isimle yeni bir meydan inşa etmek için çalışmalara başlamış bulunuyorlar. Planlanan yeni meydan, Makedonya Meydanı’ndan 3 kat daha büyük olacağı için Arnavutlarca şehrin yeni merkezinin burası olacağı iddia ediliyor.

 

 

Geçtiğimiz hafta ise Üsküp’ü çevreleyen dağlardan birine ikinci devasa Haç’ın inşa edileceğinin açıklanması ile Müslüman Arnavutlar büyük protestolar düzenlediler. Bunun yanı sıra Arnavutlar, yeni bir UÇK anıtı açarak bu gerilimi daha da tırmandırdılar.

 

 

Müslüman Türkler, Boşnaklar, Romalar ve Torbeşler ya da Hristiyan Sırplar ve Ulahlar gibi görece daha küçük etnik unsurlar ise Arnavut ve etnik Makedonlar arasında yaşanan bu siyasi çekişmeden bir hayli tedirgin.

 

 

OÇA ile barışın tesis edildiği ülkede barış ortamı çok kırılgan durumda ve etnik fay hatları üzerine kurulu. Batı ile entegrasyonda sıkıntı yaşanması ve uzun siyasi krizler ise artan milliyetçi söylemler ile sürekli olarak ülkede etnik gerilimi canlı tutuyor. Bu yüksek tansiyonlu ortamdan çıkışın tek yolu ise Batı ile daha fazla entegrasyon sağlanarak siyasi krizlerin çözüme kavuşması ve milliyetçi söylemlerin sonlandırılması.

 

 

(*) Bu yazı 18 Mart 2016 tarihinde TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde düzenlenen “Ohri Çerçeve Anlaşması’nın 15. Yılında AB Yolunda Makedonya Cumhuriyeti” isimli panelin ardından kaleme alınmıştır.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok