Dolar : Alış : 5.9389 / Satış : 5.9496
Euro : Alış : 6.8081 / Satış : 6.8204
HAVA DURUMU
hava durumu

Istanbul31°CParçalı Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 41 Kategoride 2322 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Kosova’da Anlatılan Kesik Baş Efsaneleri

30 Mayıs 2018 - 388 kez okunmuş
Ana Sayfa » Kosova»Kosova’da Anlatılan Kesik Baş Efsaneleri

Zeynep Işıl Hamziç  Boşnak Medya

Kosova’da Anlatılan Kesik Baş Efsaneleri üzerine Türk Boylarının İslami Etkileri

Türkler, İslamiyet’i kabul ettikleri dönemden itibaren yeni bir medeniyet dairesini oluşturmaya başlamıştır.Sosyal ve kültürel hayat, yeni dinin esas ve emirlerine göre bir değişim geçirmiştir.Türk sosyal hayatında başlayan bu değişim ve dönüşüm, zamanla sözlü ve yazılı Türk edebî geleneğinde de etkisini göstermiştir. Bu etki ile birlikte Türk sözlü anlatmaları islamî bir karakter kazanmıştır. Bu dönemde ortaya çıkan İslamî konulu anlatmalardan biri de Kesik Baş anlatmalarıdır.

Kesik Baş motifli anlatmalar, Türk boyları arasında ortak bir unsurdur.

Bu anlatmalar Orta Asya’dan Balkanlara kadar geniş bir alana yayılmış durumdadır.

Yazılı ve sözlü Türk anlatmalarında görülen Kesik Baş motifi üzerine ayrıntılı bir çalışma hazırlayan Ahmet Yaşar Ocak, Kesik Baş anlatmalarının büyük bir kısmının anonim ürünler olduğunu ve Türklerin
Anadolu’ya yerleşmelerinden sonraki dönemde ortaya çıktığını iddia eder. Ona göre, Kesik Baş
motifli anlatmaların Kirdeci Ali’ye ait olduğu tahmin edilen “Dasitan-ı Kesik Baş” gibi yazılı
örnekleri ise, ancak 14. YY dan sonra görülmeye başlanmış ve bu anlatmalar 15.-16. YY dan
itibaren Orta Asya’daki Türk boyları arasında da yayılmıştır.

Ahmet Yaşar Ocak, Kesik Baş Destanı’nın Anadolu Türkleri tarafından çok fazla beğenildiğini, bu nedenle Anadolu’nun çeşitli yerlerinde Kesik Baş’a ait olduğuna inanılan türbeler ve türbelerin yanında destandaki deve ait olduğu kabul edilen kuyuların var olduğunu belirtmiştir.
Ocak’ın Anadolu sahası için yapmış olduğu bu tespitler, genel olarak Kosova coğrafyasındaki
Kesik Baş anlatmaları için de geçerlidir.Kosova halkının sosyal hayatında önemli bir yeri olan türbeler ve bu türbeler etrafında yaratılmış olan efsaneler, Kosova Türk sözlü kültür ürünlerinin bir bölümünü oluşturur.

Kosova’da ziyaret yerlerin de anlatılan efsaneler arasında, Kesik Baş efsaneleri büyük bir yer tutar.
Ayrıca Kosova’da tespit edilen Kesik Baş efsaneleri, diğer Türk boyları ile ortak olmaları
bakımından da önem arz etmektedir. Kosova Türkleri tarafından türbelere bağlı olarak anlatılan
Kesik Baş efsanelerin den bazıları şunlardır:

1. Gül Baba Türbesi Efsanesi: I. Kosova Savaşı’nda yer alan Gül Baba, başı kafirler tarafından
kesilmesine rağmen bir süre daha savaşmıştır.Kanının kafir kanı ile karışmaması düşüncesiyle,savaş alanından başını koltuğunun altına alarak Mitroviça’daki türbesinin bulunduğu yere kadar gelmiş, burada ruhunu teslim etmiştir.Günümüzde bu türbe yöre halkı tarafından ziyaret edilmektedir.

2. Rogaçitsa’da Bulunan Türbe ile İlgili Efsane: Bağdat’tan gelen iki evliya, bir savaş
esnasında başları düşman tarafından kesilmesine rağmen, Rogaçitsa’ya kadar gelmiştir. Burada
halkın kendilerini görmeleri ve başsız insanın nasıl yürüdüğünün şaşkınlığını yaşamaları üzerine,
başlarını yere koyarak ruhlarını teslim etmişlerdir. 

Yöre halkı tarafından bu iki evliya için yapılmış olan türbe, günümüzde Kosova’nın Gilan
şehrinin Rogaçitsa köyünde bulunmaktadır. Etrafı duvarla çevrili olan türbenin, çatısı
bulunmamaktadır.Türbe çevresinde yaratılan bir başka efsaneye göre, bu türbeye ne zaman bir çatı
yapılmışsa; çatı, geceleri kalkıp namaz kılan bu iki evliya tarafından kısa sürede yıkılmıştır. Yöre
halkı bu iki evliyanın geceleri abdest alıp namaz kıldıklarına inanmaktadır. Bu nedenle türbede su
dolu ibrik ve havlu bulundurmaktadır.

3. Ömer Baba Türbesi Efsanesi: Ömer Baba, Prizren yakınlarındaki Şayne (Şahinova)
köyünde doğmuştur. Gençliğinde çobanlık yapmıştır. Keramet sahibi bir evliya olan Ömer Baba
zaman zaman iki yerde aynı anda savaşan bir kimsedir. Bir gün bu şekilde savaştıktan sonra
uyurken, başı düşmanlar tarafından kesilmiştir. O da başını koltuğunun altına alarak Prizren’e
kadar gelmiş ve kendisi için önceden hazırladığı mezara girerek ruhunu teslim etmiştir.

Ömer Baba türbesi, günümüzde Prizren’de “Kesik Baş Türbesi” olarak da bilinmektedir.
Altay Suroy Recepoğlu’ndan alınan bilgilere göre; 19 Mayıs günü Kosova’da Hıdırnebi günü
olarak kutlanmaktadır. Halk bu tarihi Ömer Baba’nın öldüğü gün olarak kabul etmektedir.
Hıdırnebi gününde, yöre halkı Ömer Baba türbesini ziyaret eder, türbeye adaklar adar ve kurban
keser. Kesilen kurbanın yarısı buradaki türbedara bırakılır. Diğer yarısı ise, o gün orada tüketilir. O
gün türbede pilav ve helva pişirilir. Türbeye şifa bulmak amacıyla gelenler, türbenin etrafından üç
defa dönerler, türbenin yanında bir süre yattıktan sonra, adaklarını türbeye bırakırlar. Ömer
Baba’nın Şarkı, türküyü seven bir kişi olduğuna inanan halk, Hıdırnebi günü türbe çevresinde
çalgılı eğlence düzenler.

Recepoğlu, ayrıca bölgede yaşayan “Romların” Hıdrellez’den bir gün önce türbeyi ziyaret ettiğini, bir geceliğine burada bırakılan sancağın, ertesi sabah bayraktar tarafından oluşturulan bir kafile ile Şehre getirildiğini, halkın sancağı getiren kafilenin başında bulunan Şeyhin elini öpmek için sıraya dizildiğini ifade eder.

4. Koca Baba Türbesi Efsanesi: Nobırda’ya yapılan saldırılarda çok sayıda Osmanlı askeri
Şehit olmuştur. “Muçi Baba” denilen yerde Koca Baba da Şehit olmuştur. Savaş esnasında
düşmanlar tarafından başı kesilen Koca Baba, başını koltuğunun altına alarak Buçe Dağı’nın
tepesine kadar çıkmış ve burada ruhunu teslim etmiştir.Günümüzde bu türbe yöre halkı tarafından ziyaret edilmektedir.

5. Mehmet Efendi Türbesi Efsanesi: Mehmet Efendi iki kardeşiyle birlikte Kosova
Savaşı’na katılmıştır. Savaşta düşman tarafından başı kesilen Mehmet Efendi başını koltuğunun
altına alarak atıyla bugün türbenin bulunduğu yere gelmiş ve bir kız tarafından görüldüğü an,
ruhunu teslim etmiştir.

Günümüzde Kaçanik’in girişinde bulunan türbenin halk tarafından ziyaret edildiğini ifade
eden Recepoğlu, türbeye adağını getirip duasını yapan kişilerin baş ağrısı ve deri hastalıklarına Şifa
bulacaklarına ve kısırlıktan Şikâyet eden kadınların ise hamile kalacaklarına inanıldığı bilgisini
vermektedir.

6. Cerman Kuyusu ve Kesik Baş Baba Türbesi Efsanesi: incelemede yararlandığımız
yazılı kaynaklardan Raif Vırmiça’nın “Kosova’da Fatih Devri Eserleri Kosova Efsaneleri” adlı
eserinde yer verdiği bu efsaneyi, yazarın üslubunu ve konuyla ilgili yorumunu içermesi bakımından
tam metin halinde vermeyi daha uygun bulduk. Adı geçen eserde “Cerman (Cermen) Kuyusu ve
şeyh Abdullah Efendi efsanesi” adıyla verilen Kesik Baş efsanesi şu şekildedir:

“Cerman kuyusu yakınında bulunan ve Kesik Baş adıyla bilinen bu türbede yatan ermiş
şeyhin vücudunu o zamanda bu kuyuda yaşayan büyük bir dev yemiş ve sadece kafasını bırakmış.
Sadece bu şeyhi ve müritlerini değil, onun eşini ve diğer insanları da yemiş. Ayrıca kalan insanları
yemek için esir alıp kuyuya kapatmış. Başı hala sağ kalan ve ağzı konuşan ermiş, bu devin
zulümlerine ve yavaş yavaş yok olan halka tahammül edemeyip kalan insanların nasıl
kurtarılacağını hep düşünürmüş. Bir gece okunan sabah ezanıyla uyanan şeyh, namazını kıldıktan
sonra Arabistan’a gitmek için yola koyulmuş ve uzun bir zaman yuvarlana yuvarlana yol yaptıktan
sonra Mekke’ye biraz sonra da peygamberimizin evine gelmiş. Peygamberimize durumu anlattıktan
sonra bu zulmün son bulması için ondan medet istemiş.

Peygamberimiz de bu olaya üzülmüş ve bu devin zulümlerine son vermek için Hz. Ali’yi yanına çağırmış ve Kesik Baş’la birlikte Opola nahiyesine gitmesini ve bu devin zulümlerine son vermesi için kendilerini görevlendirmiş. Hz. Ali de memnuniyetle bu görevi kabul etmiş ve yapmış olduğu kısa hazırlıktan sonra zülfükarını alıp düldülüne binerek yola koyulmuş. Kesik Baş’ın da onunla birlikte düldüle binmesini isteyen Hz. Ali’ye Kesik Baş, siz gidin ya Ali, ben yuvarlana yuvarlana gelerek sizi izleyeceğim.Bu yolculukta
Hz. Ali her ne kadar Kesik Baş’a yetişmek istediyse de bunu bir türlü başaramamış.

Çünkü Kesik Baş, Hz. Ali’nin düldülünden daha hızlı gider olmuş ve günlerce yol aldıktan ve çoğu tehlikeli
dağlardan geçtikten sonra Hz. Ali ve Kesik Baş Şeyh Opola’nın yüksek yaylalarına ve Cerman
Kuyusuna varmışlar. Kısa bir zaman sonra kuyuya yanaşmışlar ve Kesik Baş kuyunun başında
dururken, Hz. Ali beraberinde getirdiği yedi semer iplerin uçlarını birbirine bağlamış, bir ucunu

da kuyu yanındaki kalın bir ağacın gövdesine bağlayarak kuyuya inmeye başlamış. Kuyuya sarkan
ipin ucuna kadar varmasına rağmen hala yere ayak basamadığını anlayan Hz. Ali ipi koyuvermek
zorunda kalmış ve kuyunun dibine varıncaya kadar, kuyunun içinde bocalayarak kendisini
karanlıklara koyuvermiş ve sonunda da kuyunun dibine varmayı başarmış. Ayaklarının yere
değmesiyle demir parmaklıkları içinde hapis edilmiş insanlardan topluca bir ses işitmişler:
“Geldin mi ya Ali, seni uzun zamandır bekliyoruz.” Hz. Ali şaşırmış ve benim kim olduğumu ve
geleceğimi nerden biliyorsunuz sorduğunda, “senin gelişini ve kim olduğunu çok kere rüyamızda
gördük” diye seslenmişler.

Hz. Ali devin bulunduğu yere doğrulmuş ve kocaman devin uykuda olduğunu görmüş. Hemen deve gür sesle “Uyan ya melun” demiş. Dev de kalktığında “Geldin mi ya Ali”, diye seslenmiş. “Nerden benim Ali olduğumu biliyorsun,” diye sorduğunda “Seni rüyamda gördüm” demiş. Hz. Ali belindeki zülfükarını eline alarak deve, “Çık karşıma ya melun seninle hesaplaşmam gerekir” demiş. Dev derince soluk alarak korkmaya başlamış ve ayağa kalktığında hemen ilk hamlesini yaparak Hz. Ali’ye saldırmış. Ama Hz. Ali bunu kolaylıkla atlayarak devden biraz uzaklaşmış ve dev ikinci saldırıya başlamak üzereyken Hz. Ali “bismillah” diyerek zülfükarını kaldırmış ve devin başından vücudunun aşağısına kadar geçirmiş. Bunu gören dev kendine bakmış ve karşısında kendisine yırtıcı gözlerle bakan Hz. Ali’ye “daha bir kere vur ya
Ali” demiş. Ama Hz. Ali onu dinlememiş ve canavara, “daha bir kere vurursam yeniden dirilirsin”
demiş ve bunu demesiyle dev cansız kalarak ikiye bölünmüş.

Hz. Ali hapiste olan bütün esirleri ve özel kafeste esir olan Kesik Baş şeyhin eşini kurtararak kuyunun dibine varmışlar. Kuyuda uzun zaman esir edilen insanlar kuyudan dışarı nasıl çıkacaklarını düşünürken Hz. Ali hepsine gözlerini kapamalarını söylemiş. Kendisi de aynısını yaparak, okunan duadan sonra gözler açılınca herkes kendisini kuyunun dışında bulmuş.

Çıktıklarında aynı kuyu yanında bekleyen Kesik Baş’ı ve Hz. Ali’nin düldülünü görmüşler. Kesik Baş’ın karısı kocasının bu halini görünce çok üzülmüş. Hz. Ali de bu üzüntüye tahammül edemeyip bütün esirlerin topluca dua etmeleri için ellerini kaldırmalarını emretmiş. Toplu dualar okunduktan sonra Kesik Baş’ın da vücudu yerine gelmiş ve böylelikle iki aşık yeniden birbirine kavuşmuş. Uzun bir zaman güzel bir hayat yaşayan bu ikili burada vefat etmişler. Daha sonra burada yaşayan halk onların anısına bu türbeyi inşa etmişler.”
Yörede bu türbe “Kesik Baş Türbesi” olarak bilinmektedir. Bu türbede Kesik Baş’ın ve karısının mezarlarının bulunduğuna inanılmaktadır. Kesik Baş ile ilgili olarak anlatılan bu efsane
yörede hem “Cerman Kuyusu”, hem de “Kesik Baş Baba türbesi” adlı iki ayrı ziyaret yerinin
oluşmasını sağlamıştır.

7. Cafer Baba (Yarım Baş Baba) Türbesi: Cafer Baba, bir savaş esnasında kopan başını
koltuğunun altına alarak, günümüzde türbesinin bulunduğu yere kadar gelmiş ve ruhunu burada
teslim etmiştir.
Günümüzde Cafer Baba Türbesi Prizren’de Yeni Mahalle Camii’nin yanında bulunmaktadır.
Altay Suroy Recepoğlu, bu türbenin içinde bulunan mezarın “Cafer Baba” adında bir kişiye ait
olması nedeniyle bu adla anıldığını, fakat türbenin yöre halkı tarafından mezar taşının “sarık”
şeklinde ve yarısının kırık olması nedeniyle “Yarım Baş Baba” olarak da bilindiğini ifade eder.
Yöre halkı bu türbenin ziyareti ile akıl hastalıklarının ve baş ağrısının iyileşeceğine inanmaktadır.
Ziyaret esnasında, türbede bulunan sandukanın etrafında üç defa dönülür, sandukanın örtüsünden
bir parça kesilip hasta kişiye verilir, şifa bulan kişi, örtü parçasını getirip, türbeye yarım kuzu başı
adak verir. 

Kosova’da türbe ve ziyaret yerlerine bağlı olarak anlatılan Kesik Baş efsaneleri şekil ve yapı
özellikleri bakımından, Anadolu efsaneleri ile büyük paralellik göstermektedir. Sözlü geleneğin
ürünü olan bu efsaneler, sade bir anlatıma sahiptir. Bu efsaneler hacim bakımından oldukça kısa ve
birkaç epizottan meydana gelmiş nesir anlatılardır. İnceleme konusu olan efsaneler genel olarak
değerlendirildiğinde, efsanelerin epizotlarını şu şekilde belirlemek mümkündür:

1. Velinin bir savaşa katılması/mücadeleye girmesi
2. Düşman tarafından başının kesilmesi
3. Kesik Baş’ın mücadeleye/ savaşa devam etmesi
4. Kesik Baş’ın gövdesiz olduğunun görülmesi üzerine ölmesi.

İncelenen yedi efsanenin altısında görülen bu epizot yapısı, Cerman Kuyusu ve Kesik Baş
Baba Türbesi’ne bağlı olarak anlatılan efsanede farklılık göstermektedir. Bu efsanede ilk iki
epizotu, Kesik Baş’ın devden kurtulmak için din büyüğünden yardım alması ve din büyüğünün
devi öldürmesi ile Kesik Baş ve toplumunu kurtarması takip etmektedir.
Çalışmada incelenen efsaneler içerik özellikleri bakımından “dinî-kahramanlık” konulu
anlatmalardır. Bu efsanelerin çoğu, İslamiyet’i yaymak ya da korumak amacıyla düşmanlarla
savaşan evliyaların, savaşta başlarının kesilmesi sonucu başlarını koltuklarının altına alarak, bugün
türbe veya ziyaret yeri olan kutsal mekânlara kadar gelmesini konu almaktadır. Bunlardan sadece
Cerman Kuyusu’na bağlı olarak anlatılan Kesik Baş Baba efsanesi farklılık göstermektedir. Bu
efsane, olağanüstü varlıklarla mücadelede din büyüğünden yardım almayı konu edinmektedir.
Efsanelerin geneline bakıldığında kahramanların, din yolunda yapılan savaşlarda veya I.Kosova Savaşı gibi hem dinî hem de millî bir önem arz eden savaşlarda mücadele eden evliyalar ve ermiş kişiler olduğu görülmektedir. Bu kişilerin bir kısmı efsanenin başlangıcından itibaren olağanüstü özelliklere sahiptir. Örneğin, üçüncü efsanede anlatılan Ömer Baba, iki yerde savaşırken görülen keramet sahibi bir zattır.

Yedi efsanenin tümünde, savaş (mücadele) sırasında gövdelerinden ayrılan Kesik Başlar,
konuĢma ve hareket etme gibi olağanüstü özellikler göstermektir. Kesik Baş efsanelerinin
genelinde, konuşan ve hareket eden Kesik Baş’ın bir başkası tarafından görülmesi üzerine ruhunu
teslim etmesi söz konusudur. Yaşar Kalafat, bu durumun Anadolu’da Kesik Baş efsanelerinde de
görüldüğünü, savaş zamanında kendisini Hak yoluna adamış, ölmeden önce ölen, bu nedenle
gerçek dirilerden kabul edilen bu kişilerin başları kesilmesine rağmen savaşmaya devam ettiğini ve
bu durumun başkaları tarafından görülmesiyle ruhunu teslim ettiğini, çünkü bu şekilde sırrın
meydana çıktığını ifade eder. Kalafat’a göre; Kesik Baş’ın bu özel durumu, sır ve sır ehli olma
inancı ile alakalıdır. Bu nedenle bu kişilerin sırrı merak edilmemeli ve hayretle
karşılanmamalıdır.Efsanelerin bir alt grubunu oluşturan menkıbelerde sır ve gizli güç önemli bir
unsurdur. Bu sır veya gizli güç, sır sahibi dışında bir kimse tarafından bilinmez. Bilindiği takdirde
sır ifşa olur ve özelliği ortadan kalkar.

Bu çalışmada incelenen Kesik Baş efsaneleri, mekânlara bağlı anlatılmaktadır. Ziyaret
yerleri, özellikle de türbeler etrafında anlatılan bu efsaneler, söz konusu mekânlarla ilişkilendirilen
kişilerin kutsallığını ortaya koymaktadır. Bu açıdan bu kişilerin kutsallığına paralel olarak,
efsanelerle onların bulundukları mekânlar da kutsanmaktadır. Efsanelerle ilgili verilen bilgilerin tümünde, halkın efsanede yaşanılan olaydan etkilenerek, bu kişilerin ruhlarını teslim ettikleri
yerlere türbe inşa ettiği bilgisi verilmektedir. Efsanelerde bu kişilerin ve bu kişilere bağlı
mekânların kutsiyeti, sadece bu kişiler için türbe inşası ile sınırlı kalmamaktadır. Buna bağlı olarak
yeni efsanelerin oluşumuna zemin teşkil etmektedir. Rogaçitsa’da bulunan türbe ile ilgili efsane bu
duruma örnektir. Burada yapılan türbenin çatısı her yapılışında kendiliğinden yıkılmıştır. Bu
durumun sebebi ise, bu türbede yatan kişilerin gece kalkarak abdest alıp namaz kıldıkları bilgisi ile
açıklanmıştır. Buna bağlı olarak da türbede su dolu ibrik ve havlu bulundurulduğu ifade edilmiştir.
Diğer taraftan efsanenin geçerliğini sağlayan somut kanıtın da bu türbeler olduğu göz ardı
edilmemelidir.

Mekân unsurunda olduğu gibi, incelenen efsanelerde zaman unsuru da, gerçekliğe ve
inandırıcılığa hizmet etmektedir. İncelenen efsaneler zaman ve onun işlevi olan inandırıcılık
bakımından değerlendirildiğinde; yedi efsaneden iki tanesinde doğrudan I. Kosova SavaĢı’na
gönderme yapılmaktadır. Bir efsanede ise, “Osmanlı savaşı” olduğu bilgisi yer almaktadır. Savaş
adının verilmesi ile efsaneler, gerçek zamanlara bağlanmakta ve bu şekilde efsanelerin gerçekliği
kuvvetlendirilmekte ve inandırıcılığı arttırılmaktadır.Üç efsanede ise savaşın adı ve zamanı
verilmemekte, böylece zaman belirsizleşip, efsanelerin inandırma özelliği azalmaktadır. incelenen
efsaneler arasında Cermen kuyusu efsanesi, efsanenin gönderme yaptığı zaman bakımından
farklılık arz etmektedir. Bu efsanede olay zamanı, Hz. Muhammed ve Hz. Ali’nin yaĢadığı dönem
olarak belirtilmektedir. Efsanede Hz. Muhammed ve Hz. Ali gibi islam dini peygamberlerinin yer
alması ile gönderme yapılan zaman, bu efsanenin gerçekliğini tartışmasız kabulü beraberinde
getirmektedir.

Kosova’da tespit edilen Kesik Baş efsanelerinde sosyo-kültürel yapıya da göndermeler
yapılmaktadır. Efsanelerin tümünde din ve millet yolunda yapılan bir savaĢ söz konusudur. Farklı
dinî ve etnik gruplar arasındaki savaş vurgulanmaktadır. İslamî bir içerik gösteren bu efsanelerde,
düşmanlar “kâfir” olarak nitelendirilmektedir. Hz. Muhammed ve Hz. Ali gibi din büyüklerine
gönderme yapılmakta ve din yolunda savaşan veli ve dervişlere mucizeler atfedilmektedir.
Böylelikle din adına savaşan bu kişilerin olağanüstü güçlere sahip olmalarına, yani Kesik Baş’ın
savaşabilme yeteneğinde olmasına daha kolay inanılmaktadır.

Bu efsanelerin içeriği kadar önemli bir diğer özelliği ise iĢlevdir. Efsaneler, diğer halk
edebiyatı türleri gibi toplumsal yapıda belli işlevlere sahiptir. Kosova’da anlatılan Kesik Baş
efsanelerinin temel işlevi; islam dininin yüceliğini anlatmak, islam dininin gereklerini öğretmek ve
islamiyet’i yaygınlaştırmak için mücadele etmenin kutsal bir görev olduğu bilincini aşılamaktır.
incelenen efsanelerin tamamı, islamiyet’in önderliğini yapmış kişiler vasıtasıyla, bu dinin
yüceliğini ve islam dinin mücahitlerinin kutsallığını ortaya koymaktadır. Ayrıca islam dini
önderlerinin söz konusu bölgede yaşayan insanları önemsemesi ve bu bölgelere gelerek onları bu
zulümden kurtarması fikrinden hareketle, bu kişilerin yüce kişilikleri bir kez daha
vurgulanmaktadır. Bu efsanelerin bir diğer işlevi ise, halk arasında fikir ve inanç birlikteliği
oluşturarak, toplumsal birlik ve bütünlüğü sağlamaktır.

Buraya kadar değerlendirilen işlevler, bir anlatı olarak efsanelerin işlevidir. Bu efsanelere
bağlı olarak üzerinde durulması gereken bir başka işlev özelliği ise, efsanelerde geçen mekân ve
şahıslara bağlı olarak ortaya çıkan benzer efsanelerin işlevidir. Örneğin, bu efsanelerin anlatıldığı
türbelere halk büyük bir kutsiyet atfetmektedir. Efsanelerde anlatılanların yanı sıra, bu türbelere ve
ziyaret yerlerine yapılan ziyaretler, edilen dualar, sunulan adaklar ve dilenen dilekler, kısacası bir
türbe etrafına bağlı olarak yapılan uygulamalar yeni efsanelerin oluşmasına zemin hazırlamaktadır.
Uygulamaların ortaya çıkması ve yaygınlaşması, bu türbeler etrafında oluşan memoratlarla ilgidir.
Tüm bunların temelinde ise, halk inançları yer almaktadır.

Örneğin; Kosova bölgesinde yapmış olduğumuz derleme çalışmaları esnasında tespit edilen Cerman Kuyusu’nda inanca bağlı olarak yapılan bir uygulama şu şekildedir; bu kuyu dipsizdir ve içinde türlü kuşlar yaşamaktadır.İnsanlar buraya gelerek dilek dilemekte ve kuyuya bir taŞ atmaktadırlar. Yöre halkı kuyudan bir güvercin çıkarsa, dileklerinin kabul olacağına, başka bir kuş çıkarsa dileklerinin gerçekleşmeyeceğine
inanmaktadırlar. Ayrıca bölgede halk arasında türbelere ve ziyaret yerlerine büyük saygı
duyulmaktadır. Kosova Türkleri arasında, hatta bölgede yaşayan diğer halklar arasında da özel
günlerin yanı sıra, bu mekânlara gitmek, dilekler dilemek, dualar etmek, mum yakmak, adak
sunmak ve bu mekânlarda gecelemek gibi türlü uygulamalar sosyal hayatın bir parçasını
oluĢturmaktadır. Örneğin; Yöre halkı 2 Ağustos tarihini “Hz. Ali Günü” olarak kutlamaktadır.
Bugün yöre halkı, çevrede Hz. Ali’ye atfettiği kutsal mekânları ziyaret eder, adak adar, mum yakar
ve dilek diler.

Bu çalışmada incelenen Kesik Baş efsanelerinin bağlam özellikleri hakkında, efsanelerin
yazılı kaynaklardan alınmış olması sebebi ile, doğrudan tespitlerde bulunmak mümkün değildir.
Fakat Kosova yöresinde yapmış olduğumuz derleme çalışmalarında, Kosova Türkleri arasında
efsaneleri anlatan profesyonel bir anlatıcı tipi bulunmadığını, fakat efsaneleri anlatan kişilerin daha
çok halk arasında bilgisine ve sözüne güven duyulan saygın kişiler olduğunu tespit ettik. Kosova
efsaneleri, Anadolu efsaneleri gibi, belli mekânlara, nesnelere ve olaylara bağlı olarak
anlatıldıklarından dolayı, anlatım için özel bir zaman ve mekân söz konusu değildir. Bu efsaneler,
halk arasındaki deyimle yeri geldikçe anlatılmaktadır.

Efsanelerin bağlam özellikleri ile ilgili olarak üzerinde durulması gereken bir diğer unsur,
anlatıcının bilgi birikiminin efsanenin içerik ve yapısal özelliklerini şekillendirmesi meselesidir. Bu
çalıĢmada incelenen altıncı efsane olan Cerman Kuyusu ve Kesik BaĢ Baba Türbesi’ne bağlı olarak
anlatılan efsane, Raif Vırmiça’nın “Kosova’da Fatih Devri Eserleri Kosova Efsaneleri” adlı
kitabından alınmıştır. Vırmiça, araştırmacı kişiliğe sahip bir yazardır. Çalışmasında türbe ve
kuyunun yapısal özellikleri hakkında ayrıntılı bilgi vermiştir. Türbenin 1 m yüksekliğinde
duvarla çevrili olduğunu, içinde bir ağaç bulunduğunu ve üstünün açık olduğunu belirten Vırmiça,
türbenin içindeki mezarın başında dörtgen bir taş olduğunu, serpuşta da ise kafatasını andıran yarı
yuvarlak bir taş bulunduğunu ve yuvarlak taşın kabir taşına yapışık olmadığını belirtir. Yazar, bu
bölümde yuvarlak taşın, kabir taşına yapışık olmamasını, kesik başın gövdeden ayrı olmasına
benzeterek açıklamıştır.

Yazar tarafından mezarda bulunan taşların bu şekilde nitelendirilmesi efsanenin inandırıcılığını arttırması açısından çok önemlidir. Ayrıca Vırmiça, Kirdeci Ali’ye ait olduğu tahmin edilen Dasitan-ı Kesik Baş adlı eserde yer alan,
“Kale-i Zerrin idi şehrim benim
Şeyh Abdullah idi adım benim”
beyitinden yola çıkarak Kosova’da türbesi bulunan Kesik Baş Baba’nın adının şeyh Abdullah olduğunu ve bahsedilen Şehrin Prizren olduğunu ifade eder.Yazarın bu tespiti, efsanenin gerçek bir kişiye ve mekâna bağlanmasını sağlamıştır. Bu durum da efsanenin gerçekliğini arttırdığı için inandırıcılığa hizmet etmektedir. 

Sonuç
 Genel olarak dört adımlık anlatma bütününden oluşan bu efsaneler, sade bir anlatıma
sahiptir. Ziyaret yerlerine bağlı olarak anlatılan bu efsaneler, dinî-kahramanlık konulu
anlatmalardır. Söz konusu efsanelerdeki kahramanların hem dinî, hem de millî önem arz eden
savaşlarda mücadele eden evliyalar ve ermiş kişiler olması, Kesik Baş’ın olağanüstü güçlerinin
inandırıcılığını kuvvetlendirmektedir. Türbeler etrafında yaratılan bu efsaneler, söz konusu
mekânlara ve mekânlarla ilişkilendirilen kişilere kutsallık atfetmektedir. İncelenen efsanelerde
mekân ve zaman unsuru, gerçekliği ve inandırıcılığa hizmet etmektedir. Kosova’da Kesik Baş
motifli anlatıların yaygınlığı, Türklerin ve Anadolu-Bektaşi erenlerinin bölgeye yerleşmeleri ile
yakından ilgilidir. Bu topraklarda Türk ve İslam kimliğinin oluşmasında Anadolu-Bektaşi
erenlerinin büyük katkısı vardır. Türk Dünyasının genelinde ortak sözlü kültür ürünlerinden biri olan Kesik Baş motifli bu efsaneler, bölgenin kimlik kargaşasında dini bir kimlikte bütünleşmek adına, büyük bir anlam ifade etmektedir. Kosova bölgesinde azınlık konumunda olan Kosova Türklerinin böylesi bir bütünleştirici unsurun sahibi olması ise, Kosova’da Türk kültürünün etkili olduğunu göstermektedir. 

Kaynak:Gonca Kuzay DEMİR acarindex.com

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

Boşnak Medya © 2016 Tüm hakları saklıdır »
error: İçerik Koruma Devrede!