Hunların Balkanlara İstilaları ve Etkileri » Boşnak Medya
SON DAKİKA

Hunların Balkanlara İstilaları ve Etkileri

Bu haber 17 Ocak 2019 - 16:56 'de eklendi ve 46 views kez görüntülendi.

.

… Şimdiye kadar görülmemiş bu kavim birdenbire ortaya çıktı. Onlara Hunlar dendi. İsimlerini, İskit bir kraldan mı, yoksa savaş heveslisi bir milletten mi aldıkları belli değil

GİRİŞ

    Bu çalışma “İstilalar ve Fetihler” devrindeki Orta Çağ Avrupa’sında 370’li yılların ortalarında İdil nehrini aşıp Alanlar üzerine saldıran Hunların, Avrupa ve Balkanlarda ki macerasını anlatmayı hedeflemektedir. Bu durum hem Hunları hem de Avrupa ve Balkanlar tarihini derinden etkileyecek birçok olaylar silsilesine sebep olmuştur.

    Hunların Batıya doğru durmayan ilerleyişi Germen kavimlerinin de Roma sınırlarına ilerlemesine sebep olmuştur.

İstilalar Öncesi Avrupa’nın Ahvali    Antik Çağ’dan Orta Çağ’a geçiş, tarih alanıyla ilgili bir tartışma konusudur ama aynı zamanda Avrupa’nın tarihsel gelişimini anlamaya çalışan biri için tartışılmaz bir gerçekliktir; elbette, bu geçişi dünyayı sarsan bir afet gibi gören, 18. ile 20. yüzyıllar arasındaki dönem de ifade edilmiş basit fikirleri reddediyorsak. Hatta ünlü bir tarihçi şu hükmü bile vermişti: “ Roma İmparatorluğu doğal bir şekilde yok olmadı, bir suikasta kurban gitti.” Demek isteniyor ki, Orta Çağ bu suikasttan doğmuştur.[

    Orta Çağ batı dünyası Roma İmparatorluğu’nun yıkıntıları üzerine kurulmuştur. Roma onu hem desteklemiş, hem engellemiş, hem beslemiş hem de felç etmiştir.[

    İnsanlık tarihinin hayranlık uyandıran en önemli abidelerinden biri olan Roma İmparatorluğu’nun bütün özellikleri arasında en çarpıcı ve aynı zamanda en önemli olanı Akdenizlilik karakteridir. Bu niteliğinden dolayı, doğuda Yunanlı, batıda da Latin olan bu imparatorluk demiz aracılığı ile birliğini bütün eyaletler üzerinde sağlamıştır. Bu deniz Mare Nostrum deyiminin sahip olduğu güçle fikirleri, dinleri ve malları taşımaktaydı. Hayat bu büyük gölün etrafında yoğunlaşmaktaydı. Akdeniz, Roma’nın Kuzey Afrika buğdayı ile beslenmesi açısından vazgeçilmez bir niteliktedir.[Ticaret Roma’ya hayat veren ve zenginliğinin temelinde yatan temel unsurdur. Ne zamanki istilalar ile ticari hayatı tehlikeye girdi o zaman imparatorluğun bekası da tehlikeye girmiştir.

Roma İmparatorluğu’nun Çöküşü

    Roma İmparatorluğu’nda yaşanan 3.YY daki bunalımı, içinden Orta Çağ batı dünyasının doğacağı bir karmaşanın başlangıcı olarak kabul edersek, yıkım ve bozgunla gelen 5.YY daki barbar istilasını da hızlandıran olgular olarak kabul etmemiz doğru olur.   Yeni gelenlerin (barbarlar) oluşturduğu ilk büyük dalga 3. Yüzyılın sonunda gerçekleşti ama Almanların 406-07’de Alaric’in Roma’yı ele geçirdiği dönemde, İtalya, Galya ve İspanya’nın büyük kısmını istilası, onların Roma imparatorluğu içinde yerleşmesini sağlayan başlıca süreçtir.

Peter Brown’ nın gözlemlediği gibi, 5.YY da Roma İmparatorluğu’nun askeri sınırları Avrupa’nın ve Balkanların tamamında silinmişti.

Alman akını, Vizigotlarla Ostrogotlardan ibaret Doğu Almanların gelişiyle ve 5. yüzyılın başında Ren’i geçen Suevler, Vandallar ve Alanlardan oluşan büyük dalgayı takip ederek 5. ve 6. YY. boyunca devam etmiştir.Zamanla Burgonlar, Franklar ve Almanlar Batı ve Güney Galya’ya doğru ilerlemiş, bu arada Jütler, Angıllar ve Saksonlar da Kuzey Denizini geçerek Büyük Britanya’nın Britonlarını Galya’nın batı ucuna çekilmeye zorlamıştır. İmparatorluğun eski topraklarına yönelik son Alman istilası, 6. yüzyılın ikinci yarısında İtalya’ya ilerleyen Lombardlar olmuştur. Ren Nehri’nin doğusunda bu istilacıların boşalttığı bölgelere de Saksonlar, Frizyalılar ve Thüringenliler ve Bavyeralılar yerleşmiştir. 7. Yüzyılda ise Slavların büyük ilerlemesi başlamış ve 9. Yüzyılla kadar Avrupa’da ilerlemeye devam eden Slavlar, Baltık Denizi’yle Elbe nehri bölgesine oradan Bohemya Dağları’nın çevresine ve sonunda güneybatıya ilerleyerek Balkanlara yerleşmişlerdir. Bu istilaların yarattığı siyasi, sosyal çözülmeler 476 yılında Batı Roma’nın tarih sahnesinde çekilmesine sebep olmuştur.

Hunlarının Menşei

    Eski Avrasya tarihi ile ilgilenen tarihçiler arasında, Hunların menşei ve Hiung-nularla ilişkileri XVIII. YY ortalarından beri ciddi tartışmalara neden olmuştur. Bu mevzuda ilk defa Deguignes’in IV. Yüzylın sonunda Güney Rusya steplerini boydan boya fethedenlerin, Çinliler’in yüzyıllar boyu amansızca mücadele etmek zorunda kaldıkları savaşçı Hiung-nular ile aynı olduğu görüşü genelde bu tartışmalara temel teşkil etmiştir.[Ortaya atılan bütün iddialara rağmen, yapılan araştırmalar neticesinde elde edilen tarihi, arkeolojik, etnografik, coğrafi, linguistik, belgelerle Hunların Hiung-nu denilen Asya Hunları’nın devamı ve torunları olduklarını ispatlamaya çalışmışlardır.

Hunların Batıya Göçleri

Hunlar 4. Asrın ortasında Alan ülkesini ele geçirdikten sonra, 347’de İtil(Volga) kıyılarında görüldüler. O tarihlerde Karadeniz kuzeyindeki düzlükler bir Germen kavmi olan Got’ların işgali altındaydı. Don-Dinyeper  nehirleri arasında Doğu Got’ları( Ostrogot), onun batısında Batı Got’ları(Vizigot) bulunuyordu. Daha batıda Transilvanya ve Galiçya’da Gepid’ler, bugünkü Macaristan’da Tizsa Nehri havalisinde Vandal’lar vardı. Bu dört Germen kavim dışında aynı bölgede İranlı ve Slav kitlelerde bulunuyordu. Hun başbuğu Balamir’in idaresindeki büyük taaruz önce Doğu Got’larına çarptı ve bu devleti yıktı (374) , kral Ermanarikh intihar etti. Hun taaruzunun Dinyeper kenarında vurduğu ağır darbe Batı Got’larını da çökertti ve kral Atanarikh, kalabalık Vizigot kütleleri ile batıya doğru kaçtı (375).Böylece Hun askeri gücünün harekete geçirdiği ve çeşitli kavimlerin birbirlerini yerlerinden atarak, topraklarından çıkarak, Roma İmparatorluğunun kuzey eyaletlerini alt-üst ederek ta İspanya’ya kadar uzanmak suretiyle tarihi Kavimler Göçü başlamış oldu.

Hunların Avrupa ve Balkanlarda Yerleşimleri Ve İlk Devirleri

    Hunların batıda ilerleme, fetih ve Avrupa coğrafyasında devlet kurma sürecinde faaliyette bulundukları saha içerisinde siyasi ve etnik durum şöyleydi: Çin, 220 yılında Han Hanedanlığı’nın yıkılışından 581’de Sui Sülalesi’nin kuruluşuna kadar geçen süreçte siyasi ve ekonomik olarak kargaşa içinde bulunuyordu. Siyasi mücadeleler neticesinde çıkan uzun savaşlar, istilalar, tabii afetler Çin’i iyice zayıflattı ve savunmasız bıraktı. Bu ahval her bölgede derebeyliklerin ortaya çıkmasına sebep oldu.[Böylece siyasi birliği bozulan Çin kontrol tekelini kaybetmiş oldu.

     Roma İmparatorluğu’nun kuzey sınırları Kuzey Kafkasya ile Tuna ve Ren ırmaklarından geçmekteydi. O sıralarda Roma İmparatorluğu siyasi ve ekonomik bir çöküntü içerisinde bulunuyordu. Ayrıca batıda çeşitli kavimlerin hücumları, liyakatsiz imparatorların idaresi ve iç mücadele imparatorluğu iyice güçsüzleştirmiştir. İmparator Diocletianus (284-305), yeni bir düzen ile iki devleti “Augustus” idaresinde bölmüştür. Bu durum iktidar mücadelesini arttırdı. Devletin merkezini yeniden kurduğu Constantinopolis’e geçiren büyük Constantinus (306-337)’un kudretli idaresi gerilemeyi belirli bir süre durdurdu fakat onun ölümünden sonra devlet zayıflamaya devam etti.[

 Balamir Dönemi:

    Alania’nın fethinden sonra batıya doğru hareket eden Hunlar, 370’li yılların kış mevsiminde Balamir idaresinde İtil Nehri’ni geçtiler. İtil, Don ve Kafkasya arasındaki sahada yaşayan Alanlara saldırdılar. Avrupa’da meşhur süvari savaşçıları olan, uzun mızraklar, kılıçlar, ok ve yay ile donanmış olan Alanları mağlup ettiler. Mağlup edilen Alan grupları Balkanlar’da Gotlara daha sonrasında ise Vandallara katıldılar. Bu grup daha sonrasında Kartaca’ya kaçarak Vandal-Alanlı İmparatorluğu’nu kurdular.[

    Alanların mağlubiyetinden sonra Hunların darbesini hisseden küçük kavimlerin pek çoğu en akıllı yol olan ittifakı seçmişlerdir. Genç prenslerini hakana rehin olarak yolluyorlar. En yiğit savaşçılardan meydana gelen bir birliği hizmetlerine veriyorlar ve otlaklarını sürülerine açıyorlardı. Bunun karşılığında hayatları ve malları kendilerine kalıyordu.[

    Hunlar, fetihlerin böylesine kolay olduğu bu ülke için Asya’yı terk etmekten dolayı oldukça memnundular. Bir zamanlar atlılarının hücumları Çin Seddi’nin taşları üstünde üstün de sönüp giderken, Hindistan’a inmek için yaptıkları her teşebbüste aşılmaz dağlarla karşılaşırken, şimdi önlerinde düz ovalar ve açık şehirler vardı.Hunlar hem coğrafi olarak fethedilmeye elverişli olan hem de siyasi ve sosyal belirsizlikler içinde kıvranan Avrupa’da ve Balkanlarda ilerlemeye başlamıştır.

    Balamir Roma kuvvetleri ile karşılaştıklarında zorlukların baş göstereceğini kestirmiştir. Roma İmparatorluğu hakkında duydukları, kalabalık bir orduya ve kalesi olan şehirlere sahip Çin gibi bir devlet ile karşılaşacağı izlenimini veriyordu. Roma ileri karakollarının çok uzaklara muazzam kaya parçalarını fırlatabilen savaş makinelerine sahip olduklarını öğrenmişti. Fakat Hunlar ile endişe duyulan bu düşmanları arasında inatla savaşan ve adım adım ilerleyen Vizigotlar vardı.[

     Hunların ortaya çıkışı Romalılar üzerinde sürpriz etki yaptı. Romalı askerler, asırlardır kuzeyin yüksek kesimlerinde, Ren kıyılarında, İngiltere’de, İspanya’da, Nil ve Anadolu’da yabancı kavimlere karşı savaşıyorlardı. Kendilerini yabancı harp tekniğine ve silahlara karşı korumayı öğrenmişlerdi. Kendi orduları içinde çok sayıda barbar kavimlerden teşkil edilmiş yabancı askerler bulunuyordu. Hülasa bölgedeki yabancı kavimler yeterince tanıyorlardı.

Fakat hiç bilmedikleri Hunların ilk ortaya çıkışları herkeste büyük bir korku uyandırdı. Hunlarla birlikte yaşayanların anlattıkları bu konuyu daha da artırıyordu. Hiç kimsenin daha önce bu doğululardan ne akrabası vardı ne de hiç kimse onlardan birini gördü veya duydu.

376 yılındaki büyük fırtına ve kavimler hareketinden sonra Hunlar, aşağı yukarı 20 yıl boyunca Romalıların görüş alanından uzaklaştılar. Bu arada devletlerinin teşkilatlanmasıyla uğraşıp, diğer kavimleri rahat bıraktılar.Belki de 370’li yıllardaki Doğu Roma İmparatorluğu içlerine, Gotlar ve Alanlar ile birlikte yaptıkları, her tarafı yakıp yıktıkları savaşı ertelediler. Hunların Avrupa önlerinde görülmeleri neticesinde Doğu Gotları ve Alanların bir kısmı ile Batı Gotlarının ise tamamına yakın yerlerinden sürülerek Roma İmparatorluğu sınırlarına yerleştiler. Bu süre zarfında, coğrafi sebeplerden dolayı kavimler göçünün tüm sıkıntılarını hisseden devlet ise Doğu Roma İmparatorluğu oldu.Yaklaşık 375-400 yılları arasında Hunlar, Doğu Roma İmparatorluğu’nun Avrupa’daki toprakları üzerinde direkt bir harekette bulunmadılar. Fakat bu arada imparatorluktaki olayları da yakından takip ettiler.

 Uldız dönemi

Roma ile doğrudan münasebetlerin başladığı dönemdir. Bu dönemde Hunların Roma’ya karşı oluşturduğu savaş stratejileri vardır. Bunlardan en önemlisini Ali Ahmetbeyoğlu şöyle açıklar: Ağırlık merkezi olarak Tuna olan Batı kanadı tarafından organize edilen bir kısım hunlar, önce donmuş olan Tuna’dan geçerek Moesia düzlüklerini zapt ettiler. Buradan Alpler’e kadar akın yapmayı denediler. Balkanlar, İllyria ve Trakya’ya kadar ilerleyerek tahrip ettiler.Hunları bu hareketi Romalılardan çok bölgenin yeni hakimi Gotlar’da endişeye sebep olmuştur.

Çeşitli kavimlerin Batı Roma İmparatorluğu üzerindeki saldırılarını çabuklaştıran, Hunların 400-415 yılları arasındaki akınları oldu. Bunun sonucunda İtalya kavimler tarafından yağma ve tahrip edildi ve Avrupa, İspanya, Galya’da işgal edildi. Bu zaman içerisinde Hunlar Batı Roma İmparatorluğu üzerine bir harekette bulunmadılar. Doğu Roma’yı tazyik altında tutmak için de Tuna’nın güneyine sık sık saldırıda bulundular. Zaten Attila devrine kadar Hun dış politikasının esasını , “ Batı Roma ile dostluk, Doğu Roma ile savaşlar” oluşturdu.

Uldız’ın yenilgisi ve yok oluşundan sonra Hun Tarihinin çok az bilinen bir olayı zuhur eder. Priscus bu hikayeyi 449 yılında Attila’nın karargahında tanıştığı ve güvendiği Batı Romalı Romulus’tan duymuştur. Romulus’un anlattığına göre Hunlar bir keresinde, kendi ülkelerinde kıtlık baş gösterince ve Romalılarda bir savaş durumunda oldukları sırada. Perslere saldırmaya niyetlenmişler. Daha sonra antlaşma sağlamak için Roma’ya giden Basich ve Cursich adında iki kumandanın önderliğinde büyük bir Hun ordusu çorak bir ülkenin topraklarına girmiş, Romulus’un Maeotik Denizi olabileceğini düşündüğü bir gölden geçmişlerdir. Böylece Pers İmparatorluğunun sınırlarına ulaşmışlardır. Ülkeyi yakıp yıktıktan sonra, başlarının üzerindeki boşluğu oklarla dolduran bir Pers ordusuyla karşılaşmışlardır. Hunlar geri püskürtülmüş ve ganimetlerin sadece bir kısmını Avrupa’ya götürebilmişlerdir.Daha sonrasında Roma’da Persler’ savaş açmıştır.

 Rua Dönemi:

 422 yılında Tuna’da ortaya çıktıklarında, Hunların başında yeni hükümdar Rua bulunmaktaydı. Onun zamanında Hunlar imparatorluk haline gelmeye başlamalarına rağmen, hayatı ve saltanatı hakkında pek bir şey bilinmemektedir. Kaynaklarda sadece ismi geçen Karaton’un oğlu olmadığı meçhuldür. Rua’nın kardeşinin isimleri ise Oktar, Aybars ve Muncuk’tur. Attilla’nın Babası olan Muncuk erken yaşta vefat etmiştir. Aybars ise büyük ihtimalle doğu kanadı komutanıdır. Oktar ise Batı kanadı komutanı olarak Ren Nehri kıyısındaki Burgundlar’la mücadele etmiştir.[

422 yılında Rua, Doğu Roma’daki iç karışıklardan istifade ederek saldırıya geçti. Bizzat Rua’nın idare ettiği hunlar büyük bir hızla ilerleyerek Makedonya ve Trakya’yı istila ettiler. Roma ordularının Trakya’dan Doğu’ya kaydırılmaları Hunların hareketini kolaylaştırmıştır. İranlıların tehdidi üzerine, Avrupa eyaletlerinden Anadolu’ya asker takviye edilmiştir. Sevk edilen bu kuvvetler arasında Yunanistan’daki bazı birlikler ile gelecekteki İmparator Marcianus Ardaburius’un emrindeki ordularda yer almıştır. İranlılarla savaş 421 yılında çıkmıştır. Savaşı Doğu Roma kazandıysa da bu kesin bir zafer değildir. Hunların Trakya’ya saldırısı üzerine ise bu ordu hemen geri dönmeye başladı. Bu sefer sonucunda imzalanan antlaşmayla Doğu Roma’yı 350 libre altın vergi vermeye mecbur bıraktılar.

Attila Dönemi:

    Attila devrine gelindiğinde, Hun başkentinde Doğu Roma politikasında bir değişiklik yoktu. Temelleri Uldız zamanında atılan politikaya göre, her fırsattan yararlanılarak Doğu Roma baskı altında tutulacak ve nihayetinde kesin olarak Hun hakimiyeti altına alınacaktır. Uldız’ın “güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar her yeri fethederim” diye Doğu Roma elçilerini tehdit eden bu sözü, Hun politikasının temelini oluşturmakta idi. Esas hedefi dünya hakimiyetini gerçekleştirmek olan buna giden yollardan birisinin Doğu Roma olduğunu biliyordu.[

    Kardeşi Bleda ile birlikte amcaları Ruga/ Ruas’ın (öl. 434) yerine büyük bir Hun Konfederasyonu’nun başına geçen Muncuk’ın oğlu Attila’nın ünün artması sayesindedir. İsmi Atıl/ İtil nehri ile ilişkilendirilen Attila, kardeşini öldürmüş (444-45 civarı) ve göründüğü kadarıyla hakimiyetini Hun topraklarının çoğunluğu üzerine yaymıştı. 441 gibi erken bir tarihte, yeni yönetim altındaki Hunların akınları Romalılara yöneldi. 447’deki büyük bir zaferin ardından, bütün muhtemel rakiplerini temizleyen Attila, tek güç olarak ortaya çıktı.[  

    Rua zamanında başlayan Doğu Roma ile barış görüşmeleri, onun ölümü üzerine Attila tarafından neticelendirilmiştir. Atilla, derhal yola çıkarak İllyria[’da Morava ile Tuna’nın birleştiği yerde, Tuna’nın diğer kıyısına tanzim edilmiş olan Constantia surları karşısında kurulu Margus şehrinde, bütün halkın gözleri önünde at üzerinde olduğu halde isteklerini elçi Plinthas başkanlığındaki Doğu Roma heyetine barış şartları olarak kabul ettirdİ.A

 Margus Barışı yapıldıktan sonra, Slav, Fin, Germen, Türk asıllı birçok kavimi itaat altına alan Attila, arkasını sağlamlaştırdıktan sonra, 440 yıllarına gelindiğinde yeniden ortada görünmeye başladı. 439 yıllında Vandallar, Kartaca’yı, Afrika’nın birçok yerleşim bölgelerini ele geçirmişler ve oradaki önemli bir Roma donanmasını da yağma etmişlerdir. Bunun üzerine Doğu ve Batı orduları birlikte 440 yılında, Vandalların saldırısına uğrayan Sicilya’yı korumak için harekete geçti. Bu durumu öğrenen İranlılar da uzun süredir hevesli oldukları Ermenilere saldırdı. İranlıların bu saldırılarına karşın Doğu Romalılar, elle tutulabilir tüm askerlerini harekete geçirdi.

    Bütün bunlardan haberdar olan Attila, durumdan istifade ederek birlikleriyle harekete geçti. Tuna’da bulunan son Doğu Roma mevzisi Castra Constantia’ya saldırdı. Bir Pazar yeri olan burada Romalılara hücum etti ve birçok kişiyi esir aldı. Bunun üzerine Romalılar derhal Hunlara elçiler gönderdi. Elçiler, yapılan saldırının antlaşmalara aykırı olduğunu iddia ederek Hunlarla müzakerelere başladı. Büyük bir diplomat olan Attila, harekettin niçin yapıldığını diplomatik manevralarla Doğu Romalılara izah etti. Bu hareket savaş değil, bir uyarı idi. Çünkü Margus Piskoposu Hun hudutlarına girerek, Hunlarca çok kutsal olan mezarları soymuştu.[

Attila’nın I.Balkan Seferi:

    Doğu Roma’nın siyasi, iktisadi olarak içinde bulunduğu güç durumundan, Vandal kralı Geiserik’in Romalılara karşı kendisinden yardım istemesinden ve Hunlar karşısındaki aczinden yararlanan Attila, Margus’un ele geçirilmesiyle başlayan hareketine devam ederek Balkanlara doğru ilerlemeye başladı (441). Tuna nehrinin güney tarafında, batı istikametine doğru saldırılara devam etti. Bu hareketini İllyria bölgesine kadar genişletti. Singidunum’u kuşatarak ele geçirdi ve bütün ahalisini esir aldı (441). Daha sonra Sirmium’u fethetti. Sirmium’un fethinden sonra Attila, güneyden başlayarak Pnnoia Secunda ve Naissus’u da hakimiyeti altına aldı. Trakya’ya doğru hızla genişleyen Hun hareketi, Hunlarla çok iyi ilişkiler içerisinde olan Batı Romalı Aetius’un araya girmesiyle kesildi. Aetius; Doğu Romalıların Margus barışı şartlarını yerine getirerek ödenmeyen vergileri ödeyeceklerine ve kendilerindeki tüm kaçakları iade edeceklerine garanti verdi. Bunun teminatı olarak da oğlu Carpilio’nu Hun sarayına esir gönderdi. Böylece Tuna bölgesindeki pek çok stratejik kale Hunların eline geçti ve Balkanlar’da Hunlara ciddi şekilde mukavemet edecek hiçbir kuvvet kalmadı.[

  Attila’nın II.Balkan Seferi:

    447 yıllarına yaklaşıldığında, Attila’nın Doğu Roma politikasının daha sertleştiği görülmekteydi. 447 yılında meydana gelen kriz sırasında, İsauralı Zeno’nun Konstantinopolis’i savunur. II.Theodosios, Balkanlarda Hunlara karşı bir müdafaa hattı teşkil etme teşebbüsünde bulunmuştur. Ayrıca Doğu Roma’nın ağır mali kriz içerisinde bulunmuş olması, 446’da ortaya çıkan salgın hastalık ve 447’deki büyük deprem İstanbul başta olmak üzere birçok şehirde hasarlar getirmiştir. Öyle ki İstanbul surlarında çok sayıda burç da yıkılmıştır. Doğu Roma’nın askeri ve mali bakımdan içine düştüğü çok zor şartların yanında, Attila’nın hareketinin altında yatan esas sebep ise Bizans’ı hakimiyet altına alıp Batı Roma’ya yönelmekti. Yani alt yapısı oluşturulan cihan hakimiyeti gayesini gerçekleştirmekti.

    II. Theodosios zamanında Attila, Romalılardan, daha önce ödenmeyen borçların karşılığı olarak zorla vergi topladı. Kendisine elçilerin gelmesi, kaçakların iade edilmesi için mektuplar yazdı. Bu mektupları, isteklerini bildirmek üzere Doğu Roma’ya gönderdiği elçiler ile yolladı. Kendi elçileri dönerken Roma elçilerinin de onlarla birlikte gelmesini istedi. Eğer bunlar yerine getirilmez ise, Doğu Roma’ya savaş açacağını belirtti. İmparator, Attila’nın mektubunu okuyunca, kendilerinde bulunan kaçakları iade etmeyeceğini fakat derhal bir elçilik heyeti göndereceğini söyledi. II. Theodosios, Atilla’nın asıl isteğini geri çevirince Atilla Ordusuyla Tuna’yı geçti ve birkaç küçük kalenin alınmasından sonra çok kalabalık bir şehir olan Ratiaria’ya başarılı bir saldırı yaptı.[

    Attila devrinde Bizans’a karşı gerçekleştiren iki Balkan seferi neticesinde, Tuna boyundaki Doğu Roma savunma mekanizması çöktü. Artık Hunlara mani olacak hiçbir engel kalmamış oldu. Zaten Bizans imparatoru, Attila’nın isteklerini bir efendinin emirleri olarak görüyor ve yerine getiriyordu. Böylece Doğu Roma ağır bir vergiye bağlanmış ve Hunların istekleri doğrultusunda hareket etmeye zorlanmıştı. Bu da Türk devlet geleneğine göre bir devletin hakimiyet altına alınması için yeterli idi. Yine bunun sonucunda Bizans’dan alınan altınlarla Hun hazinesi dolmuş ve Balkanlar’daki sınırları da oldukça genişlemişti.[

Attila Sonrası Hunlar

    Attila’nın ölümü Doğu Avrupa tarihindeki zaman kırılmasıydı. Onun cenaze merasiminden sonra oğulları kendi aralarında taht kavgasına başlayınca Gepid kralı Ardarich, kendisine yeterince saygı gösterilmediği iddiasıyla isyan başlattı. Çıkan çatışmaya Attila’ya itaat etmiş bulunan hemen bütün kabileler katıldı. Nihai çarpışma Nedao nehri sahillerinde vuku bulduki Jordanes bu savaşı sonderece güzel bir şekilde tasvir eder.

Avrupa Hunlarının Orta Çağ’a Etkisi

    Barbar Kolektivizmi her yere izlerini bırakmıştır. Hristiyanlık beraberinde klasik kültürün yayılmasını, klasik kültüre dayalı modellerin yerleşmesini sağlamış olsa da toplumu etkileyen tek güç değildi; aslında karşılıklı etkileşim söz konusuydu.[

    Hun egemenliğinin yol açtığı sonuçlar ve bunların önemi Bury tarafından incelenmiş ve Bury’ye göre Hun İmparatorluğunun varlığı “İmparatorluğun Germen kolunun parçalanma sürecini yavaşlatmaya yardımcı olmuştur.” Bunu iki şekilde başarmıştır. Öncelikle Hunlar Orta Avrupa’daki Germen uluslarını topraklarına katıp onları kontrol altında tutarak, uzun yıllar Roma sınırındaki baskının azalmasına sebep olmuşlardır. Tabi ki Hunların kendisinin, hem Doğu’da hem Batı’da birçok kez Roma eyaletlerini yerle bir ettiği doğru idi. Ancak Bury’e göre bu saldırılar, Hunlar olmasaydı Germenlerin yapacağı saldırılardan daha kötü olmazdı.[

    İkinci olarak, hem Doğu Hem de Batı Roma İmparatorlukları, hatırın sayılır miktarda Hun destek kuvvetleriyle donatılmıştı ve bu insanların davranışlarının toplumsal değerleri ne olursa olsun, Bury’ e göre onlar Vizigotlar ve Burgonyalılar gibi “ Germen düşmanlarla savaş yapmak için paha biçilmez kaynaklardı”. [

    Hunların kısa süren Avrupa macerasından gelecek kuşaklara hatıra olarak kalan zengin destanlar, yüzyıllar süren tarihi bir gelişimin ürünü idiler. Hunlar hakkında oluşan destanlar; çeşitli dönemlerin, kavimlerin düşüncelerini, anılarını, hayallerini ve fantazilerini yansıtır. Attila muhteşem zaferler kazanırken yani hunlar mevcudiyetleriyle Avrupa’da korku saldıkları dönemde, Grek- Roma dünyasında ilk destanlar oluşmaya başladılar. Sihirli Geyik Efsanesi, Attila’nın Tanrı’nın kampçısı olarak tasviri, Tanrı Ares kılıcının bulunması ve çeşitli şehirlerin ele geçirilmesiyle meydana gelen efsaneler bunlara örnek gösterilebilir.[

    Hunlar, Avrupa tarihinde, yüzyıldan az bir süreyle önemli bir rol oynamışlardır. Ancak gördüğümüz gibi, kısa süreli olmasına karşın, onların varlığının Batı Avrupa’nın ve belki de Doğu’nun daha sonraki gelişimine çok anlamlı katkıları olmuştur. Ancak bu izini sürmeye çalıştığımız tüm etkiler dolaylıdır. Bu etkiler insanların göç etmeye zorlanmaları ve Roma ticareti nedeniyle ortaya çıkmıştır. Peki, Hunlar Avrupa’nın gelişimine doğrudan bir katkıda bulundular mı? Onların, Germen uluslarının Roma İmparatorluğu’na kaçmasına neden olan, korku salmak dışında, verebilecekleri hiçbir şey yok muydu? Bunun yanıtı hayırdır. Onlarınki, Germenler, Persler ve Araplar gibi katkıda bulunabilecek bir toplum değildi. Onlar Yağmacı özelliğe sahipti. Priscus’un bir karakteri onların ne yaptığını kısaca ve hayranlıkla betimler:“Tarımdan nefret eden bir toplum olarak,” diye yazar; “Gotların yiyecek stoklarına kurtlar gibi üşüştüler ve hepsini aldılar, böylelikle Gotlar konumuna indirgendiler ve Hunları doyurmak için güçlükle çalıştılar.”[Hunlar toplum ile entegre olmayı başaramamışlardır. Ancak yine de Doğu’nun sosyokültürel yaşamını Batı’ya taşımayı başarmıştır.

Sonuç

 Bu çalışmada Hunların siyasi tarihinin, Avrupa ve Balkanlar siyasi ve sosyal tarihinde bıraktığı izler tespit edilmeye çalışılmıştır. Hunların Asya’da başlayan siyasi istikrasızlıkları sonucu batıya doğru göç etmeye başlamalarını takip eden süreçte Hunların İdil nehrini aşıp Alanları mağlup etmesiyle kavimler göçü ivme kazanmıştır ve bunun sonucunda Hunlar Avrupa’ya adımını atmayı başarmıştır. Avrupa, 4. Asrın ortalarında şimdiye kadar hiç görmediği ani bir şok ve korku ile karşı karşıya kalmıştır. İspanya’dan Tuna’ya, Boğaziçi’nden Kaledonya Duvarı’na kadar herkes fırtına gibi gelen ve atlarının nalları altında her şeyi imha etmekle tehtid eden Hunlardan bahsetmiştir.

    Hunların Avrupa’da ki maceraları diğer barbar kavimlere nazaran kısa olsa dahi Avrupa’nın kolektif hafızasında bıraktığı iz azımsanamaz. Bu dönemin aydınlatılması yazılı kaynakların yetersizliği ve çeviri sorunlarından dolayı oldukça güç olmasına rağmen Avrupa’nın İstilalar ve Fetihler dönemini anlamak için elzemdir.

Kaynak: Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi

Tarih Ana Bilim DalıTürk Tarih Semineri Dr. Öğr. Hulusi LEKESİZ

“AVRUPA HUNLARININ” İSTİLALAR VE FETİHLER DÖNEMİNDEKİ ORTA ÇAĞ AVRUPA’SINA ETKİSİ Cemre VURAL yazısı

[




                                                                                                                                                                                                                                                                              

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
error: İçerik Koruma Devrede!