ÇETNİKLERİN BOŞNAKLARA YAPTIĞI KATLİAMLARIN SON TANIKLARINDAN ZİFA KAHRAMAN'IN HİKAYESİ. » Boşnak Medya
SON DAKİKA

7 Savaş Suçlusu Yargılanacak !

Bosnadan Haberler, Haber

ÇETNİKLERİN BOŞNAKLARA YAPTIĞI KATLİAMLARIN SON TANIKLARINDAN ZİFA KAHRAMAN’IN HİKAYESİ.

Bu haber 24 Kasım 2021 - 0:08 'de eklendi ve 46 views kez görüntülendi.

ÇETNİKLERİN BOŞNAKLARA YAPTIĞI KATLİAMLARIN SON TANIKLARINDAN BİRİ, ZİFA KAHRAMAN’IN HİKAYESİ.

 

Maruf, Ömer ve İsmail Kahraman’ın anneleri Nana Nifa, İstanbul’da Boşnak kökenli Türk vatandaşlarının yoğun olarak yaşadığı Bayrampaşa ilçesi Yıldırım Mahallesinde yaşıyor ve kızları Munira (Salih Akgül’ün eşi), Mera (Mahmut Kalkan’ın eşi) ile Muniba (Hüseyin Kayalar’ın eşi) 6 evladının yanıda, 17 torun ve 14 tane de torun çocukları da var.
Nana Zifa, 1926 yılı doğumlu olup, bir ihtimal 1941-1945 yılları arasında Sancak’taki Priboy çevresinde Sırp Karadağlı çetniklerin Boşnaklara yaptıkları soykırımın hayatta kalmış son tanıklarından birisidir (Allah selamet versin).
Acılarla dolu anılarını şöyle anlattı:
“1926 yılında, Sancak Priboy şehri yakınlarındaki Zabrnjica) köyünde babam Derviş ve amnem Hamida’nin kızları olarak dünya’ya geldim. Meho (Mehmet) ve Çazim (Kazım) adında iki erlek kardeşim ve Šerifa, Fata ve Zada adında da üç kızkardeşim vardı. Anne-babamı hatırlamıyorum. Küçük yaşta yetim kaldığım için bizi büyük ağabeyim Meho büyüttü. Kimin kızısın sorduklarında ağabeyimin ismini söyler ve “Meho’nun kızıyım” derdim.
2. Dünya savaşı başladığında 14 yaşında idim. 1942 yılının bir kış güne köyümüze farklı yönlerden gelen Sırp Karadağlı çetnikler aniden baskın yaptılar. O gün 24 Ocak idi ve kar yarım metre kadar yağmıştı. Ben akşam üzeri odun almak için evden dışarı çıkmıştım ve uzaklarda köye yaklaşmakta olan siyah elbiseli bir grubu fark ettim.
Kötü birşeylerin olacağını hissettim ve evin önündeki erik ağacına tırmandım. Gurubun evlerimize yakınlaştığında onların Sırp Karadağlı Çetnikler (Vlahlar/Vlasi) olduklarını anladım. Amcam Yuso (Yusuf) Terziç evine doğru yöneldiklerini gördüm. Karanlık olduğu için beni fark etmediler. köyde topladıkları komşu ve akrabalarımı zorla amcam Juso’nun evine dolduruyorlardı. Köydeki evlere girerek tüfeklerini de doğrultarak, içerideki insanları dışarı çıkarmaya başladılar. Bizim evden 50-100 metre uazkta olan Amcam Yuso Terziç’in evini de kuşattılar ve evin içine komşularımızı zorla sokmaya başladılar. Kadın ve çocuklar ağlamaya başlamışlardı. 70 yaşındaki kuzenim Seyfo Terziç’ i evin kapı eşiğinede boağzını keserek öldürdüler .
Bizim Terziç aile bireylerinin hepsini amcam Yuso evinde topladılar. Ardından evin etrafını sardılar ve tahtalarla kapı, pencereleri kapatarak evi ateşe verdiler. amcam Yuso’nun evine ablamlar Şerifa ve Zada da vardı. Şerifa hamile idi ve yanında dört çocuğu ile birlikte öldürüldü. Şerifa ablam Fehim Mehinagiç (Zabrnjica civarındaki Ljubatoviçe köyünden) ile evli idi . O gece Lubatoviçe’den sığınmak için amcam Yuso Terziç’in evine gelmişti. Kocası Fehim Zabrnyica gelip olanları gördüğü anda orada düşüp ölüyor. Zada ise bekardı ve henüz 16 yaşında idi.
Köyümde yapılan vahşete baktıkça gözlerime inanamıyordum. Çığlık ve ağlaşmalar sona ermişti. Kapı çabuk çöktü ve evin damı çökmeye başladı. Sırp Karadağlı çetnikler evin içine bombalar atmaya başladı ardındam da tüfek ve otomatik silahlar ile ateş ettiler. Son çığlıklar da kesildi ve hiçbir şey duyulmuyordu. Ben büzüşmüş halde soğuktan donarcasına üşüyerek erik ağacı üzerinde geceyi geçirdim. Sabah erken ağaçtan indim ve evime doğru yürüdüm.
Üç hün sonra Meho’nun eşi Zeyna ve onun üç çocuğu ile Zabrnyica’yı terk ettik. Bizden başka sağ kalmayı başaranlar, komşu köye Crnugoviçe’ye doğru yola çıktık çünkü bizim köy yakılmış ve köylüler öldürülmüş, sağ kalanlar bir tarafa kaçışmıştı. Crnugoviçe köyüne ulaştığımızda taş yapı olan bir evin (kula) önüne geldik Çok sayıda insanın bir kulede toplandığını gördük. Ancak o köyde daha fazla insana yer olmadığı için yine yola çıktık. Yolda bir Sırp bizi gördü ve “Bu tarafa gelin, benim evimde güvencede olursunuz. burada size kimse kötülük yapmaz” dedi. Soğukta donmak üzere ve aç idik, çaresiz ona güvenmek zoruda kaldık.
Evinde toplandığımızda o Sırp gizlice gidip Sırp Karadağlı çetniklere nerede olduğumuzu haber verdi. O evin etrafını çevirdiler ve pencerelerden üzerimize bomba atmaya başladılar. Hankiya adında bir Zabrnyicalı bir kadın iki bombayı kaptığı gibi dışarı attı ve bombaşar evin dışında patladılar. Bunun üzerine Sırp Karadağlı çetnikler üzerimize ateş açarak bize kurşun yağdırdılar.
Ben şans eseri hayatta kaldım. Üzerime bir kadının cesedi düşmüş ve beni vücudu ile örtmüştü. Sırp Karadağlı çetnikler gidinceye kadar o cesedin altında ölü numarası yaparak kanlar altında sessizce bekledim. Gecenin geç bir vaktinde, bir kadın sağ kalmıştı ve “Sağ olan var mı?” diye sordu. İlk başta cevap vermekten korktum ve susmayı tercih ettim. Kadın cesetleri yoklamaya başlayınca ona cevap verdim. O kadın Zabrnyica köyünden Mera Şumam Meho’nun karısı olan benim yengemdi. Zeyna ve onun sekiz yaşındaki oğlu Derviş te öldürülmüştü ama, diğer çocukları Necib ile Temime sağ kalmıştı. Necib, yedi yıl önce Bosna’da ve Temime de üç yıl önce Austurya’da vefat ettiler.
Parçalanmış kanlı cesetlerden dışarı çıkmak kolay değildi. Ertesi gün gelip bizi cesetlerin altından çıkardılar. Bu günlerde 65 Müslüman’ın (Boşnağın) öldürüldüğünden söz ediyorlar. Benim hatırladığım kadar bu sayı 200 kişi kadar idi.
Diğer ablam Fata ve iki çocuğu Vehbiya ve Kadriya ile birlikte öldürüldüler.
Buradan Sjenica’ya gittik. Bizi Rasno köyündeki Eyupoviç Ailesi kendi evlerine aldı. Burada Ahmet ejupoviç- kahraman ile evlendim. 6 çocuk doğurdum. 1967 yılında Türkiye’ye geldik. Eşim Ahmet’i 2016 yılında kaybettim. Çocuklarım ve torunlarım ile mutlu bir hayat yaşıyorum.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok