BURSA‟DA YAŞAYAN TÜM BALKAN GÖÇMENLERİNİN GİYSİLERİ » Boşnak Medya
SON DAKİKA

BURSA‟DA YAŞAYAN TÜM BALKAN GÖÇMENLERİNİN GİYSİLERİ

Bu haber 11 Aralık 2018 - 11:07 'de eklendi ve 55 views kez görüntülendi.

Özetleyen: Zeynep Işıl Hamziç  Boşnak Medya

BALKANLAR

Her ne kadar Balkan kelimesi Türkçe “sık ormanlarla kaplı sıradağ” anlamına gelse de, Osmanlı literatüründeki adı „‟Rumeli‟‟dir.

Osmanlı, 1353 yılında, Osmanlıların Gelibolu‟ya geçmesiyle beraber Balkanlara yerleşmelere başlamışlardır. Bu yerleştikleri bölgeler arasında Bulgaristan, en yoğun  yerleşmesinin olduğu bölgedir. .Göçler, insanlık tarihinin en önemli olaylarındandır. Göç hadisesi, hangi milletin başına gelirse gelsin bir insanlık dramıdır. Tarihi gelişmelere bağlı olarak meydana gelen yer değiştirmeler kolayca hafızalardan silinmemektedir. Göçler yerleşmek ya da çalışmak gibi amaçlarla yapıldığında,ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamı yeniden şekillendirirler.Göç meselesi, Osmanlı İmparatorluğu‟ndan  cumhuriyetimize kalmış olan miraslardan bir tanesidir.Balkan Göçmenleri olarak adlandırılan göçmenler, çoğunlukla Arnavutlar, Boşnaklar,Pomaklar ile Bulgaristan ve Üsküp bölgesinden gelen göçmenlerdir.

Osmanlı‟nın Avrupa‟da geri çekilmesiyle göç süreci hızlanmıştır ve 1774 Küçük Kaynarca AntlaĢması‟ndan sonra Kırım‟ın kaybedilmesi, 1800‟lere kadar devam eden zamanda yüz binlerce kişinin, Anadolu ve Rumeli‟nin muhtelif yerlerine göç etmesiyle sonuçlanmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu‟nun Rumeli‟de karşılaştığı en büyük yenilgi, 1877 –1878 yıllarında,Osmanlı – Rusya arasında gerçekleşen 93 Harbi neticesinde yaşanmıştır. 1877–1878 Osmanlı-Rus Harbi Ruslar’ında dediği gibi bir ırklar ve yok etme savaşına dönüşmüştür. Bu savaş sonucunda bölge Rus işgaline uğramış, bölgede yaşayan Müslümanlar ya katledilmiş ya da göç etmeye mecbur edilmişlerdir.93 Harbinden sonra, Balkanlar‟dan Anadolu‟ya devamlı olarak bir göç hareketi meydana gelmiştir.Göçmen kafilelerinin Bursa vilayetine ilk ulaştığı tarih olan 1878 yılından, Aralık 1881 tarihine kadar Bursa vilayetine, 10.585 hanede 42.815 nüfus göçmen gelmiştir.

Balkan Savaşının patlak vermesiyle göç durumu daha da vahim bir hal almıştır. Bulgarlar,Yunanlılar, Sırplar ve Karadağlıların, Makedonya ve Rumeli‟nin Müslüman-Türk halkını yok etme veya kovma isteği nedeniyle yaptıkları zulümler, Rumeli‟deki Müslüman ahalinin göç ederek, İstanbul ve Anadolu‟ya gelmesiyle neticelenmiştir. Bu göç, bölgede gerçekleşenlerin en büyüğü olup, katliam korkusuyla yapılmıştır.

Balkanlarda, Müslümanlara karşı kurulan komitacılık, Balkan Harbinden çok daha önce başlamış,bu yüzden Müslümanlarda huzur  kalmamış, önce Edirne ve oradan da İstanbul‟a doğru göçler hızlanmıştır. Halkı göçe zorlayan en önemli sebeplerden birini de dini baskılar oluşturmaktadır.Müslümanlara uygulanan çeşitli baskılarla din değiştirmeye zorlanmışlar, böylece ülkelerini Müslümanlardan arındırmaya çalışmışlardır. Bulgarlar, cami ve mescitleri kapatmışlar veya kiliseyeçevirmişler, ayrıca ahaliye baskı yaparak dinlerini değiştirmeye zorlanmıĢlardır. Ayrıca Bulgarlar,özellikle Müslüman Pomakları baskı altına alarak onları Bulgarlaştırmaya çalışmışlardır. Bu sebeple bunlardan pek çoğu göçe mecbur olmuştur. Bulgarlarca yapılan dini baskılar, isim değiştirme şeklinde de olup, bu baskılar kendilerine verilen Hristiyan isimlerini söylemeyerek, Müslüman ismini söyleyenlere para ve idam cezası uygulamak, kadın ve erkeklerin giyeceklerine müdahale etmek konusunda yoğunlaşmıştır.

Göçe zorlama yönünde, Balkan müttefiklerinin ekonomik çıkarlarına gelince:Bunlardan Yunanistan Hükümeti, işgal ettiği arazideki Müslümanların emval ve emlakini Hristiyan halka mal etmeyi ve yarıcılıkla geçinen bir takım Rum çiftçiye, Müslüman halkın terk edeceği araziyi vermeyi planlamaktaydı. Romanya, Sırbistan ve Bulgaristan‟daki Müslüman halk da aynı gayeyle göçe mecbur edilmiş, bunun sonucunda da buralarda Müslümanların sayısı gittikçe azalmıştır.Bulgarlar, Yunanlılar ve Sırpların Makedonya ve Rumeli‟nin Müslüman halkı yok etme ve bulundukları yerlerden çıkarma faaliyetleri nedeniyle İstanbul ve Anadolu‟ya göçleri sürmüştür.

Göçler, I. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı sürecinde ve Cumhuriyet döneminde de sürmüştür.Anadolu‟da 1915 yılındaki Ermeni göçürmesi sonrasında boşalan köylerin büyük bölümüne olduğu gibi  1922 yılında da Rumlar Bursa‟yı terk ettiklerinde, hemen Balkan göçmenleri bu köylere yerleşmişlerdir.

18.10.1925 tarihindeki Türk-Bulgar ikamet sözleĢmesiyle, göçler bir süre düzene girmiş,dostluk antlaşmasıyla da Bulgaristan‟daki Türklerin hakları güvence altına alınmıştır. İsteyen mallarını satarak Türkiye‟ye göç etmeye başlamıştır. Türkler bu dönemde istedikleri zaman taşınabilir mallarını, bedellerini beraberlerinde getirerek göç edebilmişlerdir. 1927 yılında, Bursa‟da 1273 hane, 6199 nüfus gayri mübadil iskan edilmiştir. Ancak bu sayı sadece iskan hakkı alabilen göçmenlerdir. Bursa‟da gayri mübadil olarak iskan edilen Balkan göçmenlerinin bir özelliği, topluca yerleştirilmemiş olmalarıdır.

Balkan göçmenlerinin, 5-10 hane olarak ufak gruplar halinde köylere yerleştirildiği görülmüştür. Bu göçmenlerin topluca bir köye yerleştirilmemesinin nedeni, göç ederken de 3-5 haneli ufak gruplar halinde olmaları nedeniyledir.Çünkü toplu iskan olmanın en önemli nedeni, akrabalık ve eski köyün topluca göçmesiydi. Çok ufak gruplar halinde gelen Arnavut ve diğer Balkan göçmenleri, bir köyü oluşturacak kadar büyük gruplar oluşturamamıştır. Nitekim Bursa‟da mübadele döneminde, binlerce Arnavut iskan edilmiştir, ancak hiçbir köyde 20 haneyi aşan Arnavut yerleştirilmemiştir. Bursa‟da hiçbir Arnavut köyü yoktur.Ancak Boşnaklar toplu olarak göçmeleri nedeniyle, Balkan göçmenleri içinde köy kuran tek gurup olmuştur.

Bursa bölgesinde göçmenler, boş olan devlet arazilerine, özel mülkiyetten işlenmeyen araziler satın alınarak, işe yaramaz ormanlık alanlar gibi yerlere iskan edilmişlerdir. Bazen de muhacirler kendileri boş buldukları alanlara yerleşmişler, mahalli idareciler bu yerlerden çıkarmak istemişlerse de hükümet, buna müsaade etmeyerek bulundukları yerlerde yerleştirilmelerini sağlamıştır.Bu dönemde, göç talebinin yoğunlaşmasının nedeni, Müslümanları yok etme politikasının bir devlet politikası haline dönüştürülmesidir.

1950‟den sonra gelen göçmenler, yeni oluşmaya başlamış sanayi, hem hammadde, hem deiigücü kaynağı sağlamışlardır. Özellikle Bursa‟da tekstil sanayinin gelişmesinde Rumeli göçmenlerinin çok büyük rolü olmuştur.22 Mart 1968 tarihinde “Türkiye-Bulgaristan Yakın Akraba Göçü Antlaşması”imzalanmıştır.Bulgaristan‟dan, 1968-1979 yılları arasında gelen göçmenler serbest göçmen statüsünde oldukları ve parçalanmış ailelerin birleştirilmesine yönelik anlaşmalar çerçevesinde Türkiye‟ye göçettikleri için daha önce gelen akrabalarının bulunduğu il, ilçe ve köylerde kendi olanaklarıyla yerleşmişlerdir.

BALKANLARDA GİYİM-KUŞAM

Balkan halk giysilerinde, Türk motiflerinin etkileri açıkça görülebilmektedir. Yugoslavya‟da Osmanlı egemenliği çağında kentlerdeki halk, Osmnalı kostümleri modasını  en iyi örnekleri, Belgrad Etnoğrafya Müzesi‟nde saklanmaktadır. Erkek kostümünün en çok önem verilen öğesi yelektir. Başlık, saç düzeni tümüyle Türklerden alınmıştır. Kırmızı çuhadan fesin çevresine,Bosna‟da beyaz bir sarık sarılır. Mavi çuhadan yapılan yelek işlenir, ince kaytanlar ve düğmelerle süslenir. Kışın yeleğin yerini mintan alır. Kuşak paftalarla işlenmiş, iri, gümüş kopçalarla kaplanır.Makedonya„da bayramlarda hala da kullanılan bu kuşak, bir Osmanlı mirasıdır. Bayramlarda,düğünlerde kadın başlıklarının, Osmanlı paraları ( Osmanlı altınları) ile süslenmesi de Osmanlı egemenliği çağından kalma bir Türk göreneğidir. Kadın giysileri, ailenin zenginliğinin bir simgesidir ve çok büyük bir özenle hazırlanır.Yugoslav halk oyunları kostümleri, Osmanlı kent giysileridir. Osmanlı giyim- kuşamının özyapısı,parçaların üst üste konulmasından oluşur. Osmanlılar gibi, Sırplar iki pistolet(tabanca) bir hançerli, bir enfiye kutusu kullanırlardı. Bir eve girerken, Müslümanlar, ayakkabılarını çıkarıp merdiven dibine bırakır,halı kilimle kaplı odaya ayak basardı. Bu töre, o bölgede hala yürürlüktedir.

Müslüman  kadınları, 12 yaşından başlayarak başlarına bir “çember” örterler, gözlerinden başkayerleri görünmez olur; mücevher ve ziynet merakı gibi bedensel zarafet, kozmetik ve parfüm sevgileri de ünlüdür. Rastıkla kaşlarını ve saçlarını boyarlar vb. 1897 yılına değin Belgrad‟da yalnız Müslüman kadınları değil, Hristiyan kadınları da “peçe” ile gezerler, sokaklarına “ kadınsız sokaklar” denilirdi.Belgrad‟lı Sırplar, Vranya danslarında görülen giysileri Müslümanlardan almışlardır. Günümüz Müslüman kadınları, hala bu giysileri giymektedirler.Balkanlar‟daki Coğrafi Koşulların Giyim –Kuşama Etkisi Coğrafi koşullar, giyimi hem ham madde açısından, hem de biçimsel olarak etkilemektedir.Dağlık yörelerde, kışın soğuğundan koruyan, yünlü ve vücudu daha çok saran giysiler giyilmektedir.

Bölgesel olarak yetiştirilen tekstil ham maddeleri de giyim karakterini etkilemektedir. Ör:Rodop, Rila,Stara Planina Dağı – keten kenevir ,Trakya-Pamuk, Sliven –ipek üretimi konusunda gelişmiştir. Buduruma bağlı olarak insanlar, çoğunlukla kendi yörelerinde yetişen hammaddelerden yararlanarak giysilerini yapmış, boyamış ve kullanmışlardır. Bu nedenle bölgesel farklılıklarda süreklilik ortaya çıkmıştır.Anadolu‟daki daha sıcak hava şartları pamuk üretimine izin verirken, balkanların serin iklimi keten ve kenevir yetiştirmeye uygundur.Osmanlı, kendi sınırları içerisinde her yerde uygulanmak üzere giyim yasaları çıkartmıştır. Bu yasalar, Anadolu için ya da Balkanlar için ayrı değildir. Bu nedenle yasalardan, Bulgarlar da Müslümanlar kadar fakat farklı yönlerde etkilenmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu, kendi toprakları içerisindeki farklı ulus ve dinden insanların kendi giysi özelliklerini korumasından yana yasalar çıkarmıştır.

Bu nedenle pek çok kanun ve düzenlemeyi yürürlüğe koymuştur.Bireysel ve toplumsal sosyoekonomik koşullar, giysi görüntüsünü, malzeme ve yapısını tarihin her döneminde etkilemiştir.

Osmanlı döneminde de bugün olduğu gibi sağlam tok ipek ya da ince, yünlü kumaş daha değerli kabul edilmektedir. Kadının takıları, kullanılan elbisenin parçasayısı, kumaş ve süslemeleri ailenin ekonomik durumunu anlatmaktadır. Erkeğin, poturları ne kadar daha geniş ve ağı aşağıdaysa sahibi o derece zengin demektir. Yan genişletme parçaları yani „klin‟leriaz olursa bu kişinin ekonomik durumunun kötü olduğunu gösterir, çünkü zenginlerde muhakkakiki her tarafta 7,9‟ar adet klin bulunmaktadır.Yörenin, ekonomik kalkınmışlığı da her zaman giysilere yansımaktadır ve giyimdeki farklılaşma toplumsal bir boyut kazanmaktadır.

Öyle ki, 19.yy sonlarında Türkiye‟de de olduğu gibi,endüstrinin gelişmesi ekonomik refahı getirmiş, aynı zamanda yavaş şyavaş giysilerin kaybolmasına neden olmuştur. Tırnovo, Preslav, Provadiye, Loveç, Gabrovo gibi Bulgar şehirlerinde geleneksel giyim tamamen kaybolurken, Elhovo, Smolan, Karlovo, Dimitrovo da kalıp ve formun korunmasına rağmen, süslemelerin değiştiği görülmektedir. Örneğin İhtiman bölgesindeki fiyonk ve dantelsüslemeleri, şehir kültürünün etkisinden kaynaklanmaktadır. Küstendil, Radomir, Sredets, Starazagora, Çirpan ve Pırvomay gibi yerlerde giysiler tamamen korunmuĢtur. Sliven, Stalin, Yambol,Dobrudja yörelerinde ise giysiler çok değişmiştir.Ekonomik sınıfların olduğu toplumlarda, giysiler de sınıflara aittir. Her sınıf diğerinden ayrılmak için farklı giyinir.

Halk arasında ise giysiler, soylu ve zenginler hariç, cinsiyet, yaş, sağlık,medeni durum gibi insanlar arasındaki farkları gösteren özelliklere sahiptir. Her durumda giysi,kişinin pasaportu gibidir, onun milliyetini, yaşadığı yöreyi, cinsiyetini, yaşını, medeni halini,mesleğini, dinini, sosyal sınıfını göstermektedir.

Bu etkenler giysiye farklı şekillerde yansımıştır:Geleneksel giyimin oluşumunda, belli ahlaki ve toplumsal kurallar vardır, bunlar yüzyıllarboyu nesilden nesile aktarılarak devam etmiştir. Bu kurallar çerçevesinde kişinin giyiminden yaşı ile ilgili ipucu çıkarılabilir. Renk, aksesuar, bazen de tüm giysiye yansıyan özellikler kesin sınırlarla kişinin yaşını belli eder. Örneğin Bulgaristan‟da Teteven yöresinde, 16 yaşına kadar uzun gömlekle dolaşan gençler, askerliklerini yaptıktan sonra yünlü donlar giymektedir .Hatta Osmanlı egemenliğinde bu giysi değişimi sırasında gençlerden, „djaziya‟ adı verilen verginin alındığı bilinmektedir.

Yaş, giysi ile ilgili giyim, renk, kalıp gibi pek çok özelliği etkileyebilir. Örneğin Bulgaristan‟da İhtiman yöresinde genç kızlar kırmızı önlük bağlar, genç kadınlar beyaz, yaşlılar ise yeşil önlük bağlamaktadır. Bunlar yazılı olmasa da toplum tarafından kabul gören ve sürdürülen gelenek ve alışkanlıklardır. Küstendil ve Nikopol yörelerinde ise genç kadınlar eteklerini bellerine iliştirirken, yaşlılarda bu yoktur. Ayrıca tüm Bulgaristan‟da yaygın olarak yaşlıların kuşakları koyu renk gömleklerinin işlemesiz ,yeleklerinin tek sıra kaytan süslemeli olduğu görülmektedir. Aynı Ģekilde Anadolu Türk giyiminde de yaşlıların gençlere nazaran daha koyu ve az süslemeli giysileri giydikleri görülmektedir. Bu yaşam şekli ve kültür ile bütünleşen bir tavırdır. Yaş etkeni giyside,hemen göze çarpar, çoğu ailede doğum sırası bile giysilerin üzerinde yansıtılmıştır.

Örneğin Pavlikeni yöresinde ilk erkek çocuğun ilk yün giysisinin işlemeleri kırmızıdır. yaş, sürekli değiĢkenbir etken olduğu için kişiler zamanla kıyafetleri üzerindeki belli unsurları yenilemek, değiştirmek durumundadır. Bu yaşlılardan gençlere aktarılan ve sürekli devam eden bir hayat felsefesini yansıtmaktadır.Kadın yada erkek, evli olup olmamasına bağlı olarak giyiminde farklı özellikler taşımaktadır.Böylece medeni durumu giyiminden anlaşılmaktadır.

Örneğin, Bulgaristan‟ın Pırvimay yöresinde evli olmayan genç delikanlılar, baĢlarına renkli dokuma Ģallar bağlamışlardır. Kuzey .BatıBulgaristan‟da, sadece evli kadınlar, beyaz iĢlemeli „doramaçe‟ denilen ceket giyerken Karnobatyöresinde, evli kadını ayıran giydiği ‟kısaçe‟ denilen cekettir. Gabrovo‟da, sadece evli kadın kürkgiyerken, Haskovo‟da „klaĢnik‟ denilen üçetek benzeri giysi evli kadına özgüdür. Genç kızların giydikleri ise kısa yelek ve „saltamarka‟ denilen cekettir. Bu Ģekilde evli kadın ve genç kız giyimi pek çok yerde farklılık göstermektedir. İhtiman, Samokov ve Pazarcık gibi kuzey bölgelerde evli kadınıayıran giyim ayrıntısı bağladığı ateĢ kırmızısı kuĢaktır. Genç kızların baĢı açıkken, evli kadınınkikapalıdır. Nikopol yöresinde ise genç kız evleneceği eve girdiği andan itibaren, evlenene kadar„mesal‟ adı verilen örtü ile başını örtmektedir. Medeni durum gibi, bazı yörelerde evlilik süresini de giysiden anlayabiliriz.

Örneğin Silistra yöresine özgü „greben‟ adı verilen ve horoz başından isimalan başlık, kadının ancak birkaç aylık evli olduğunu göstermektedir. Bulgaristan genelinde geçerli bir inanış ve uygulama ile evli kadın başını örtmektedir. En eski örtü biçimi beyaz başörtüdür. Buevli olmakla o kadar bütünleĢmiĢtir ki Petriçko yöresinde beyaz örtüye ‟gelin‟ denilmektedir. Beyazpamuklu ya da ipek başörtüsü çaprazlama katlanarak ortası başın üzerinde bağlanmakta ve kenarları serbestçe salınmaktadır.Yaşlı kadınlar, ya da tarlada çalışan kadınlar, baş örtüsünün uçlarını çene altına bağladıktan sonra başlarının üzerinde tekrar bağlamaktadır.

İhtiman yöresinde bir ailenin üç kızı varsa ; en büyük kız yere kadar uzanan beyaz önlük üzerine mavi kurdele, ortanca kız kırmızı önlük ve pembe kurdele,küçük kız yeşil önlük üzerine beyaz kurdele bağlamaktadır. Beyazın , gelinlik çağı geldi kırmızının henüz yolu kapalı ,yeşilin henüz olgunlaşmadığı anlamları taşıdıkları kabul edilmektedir.

BULGARİSTAN

Bulgaristan Türkleri, Tuna nehri ile Balkan sıra dağları arasında kalan topraklarda yaşayan Türklere denir.Bulgaristan Türkleri, Osmanlı İmparatorluğu‟nun yıkılıp, Türkiye Cumhuriyeti‟nin kurulmasından sonra sınırlarımız dışında kalan en yoğun ve kalabalık Türk toplumudur. Osmanlı döneminde barış ve huzurun hakim olduğu Bulgaristan‟da Türkler köyler, kasabalar ve köyler kurmuşlardır. Bu yerleşim alanlarında da camiler, imarethaneler, kervansaraylar, medreseler,hamamlar, çeşmeler, köprüler gibi birçok kültür eserleri inşa etmişlerdir. Bunun sebebi de Türkler Bulgaristan‟ı geçici bir yer olarak değil kendilerine bir yurt olarak kabul etmeleridir.Bulgaristan Türkleri, genelde Osmanlı imparatorluğu döneminde Anadolu‟nun çeşitliyerlerinden Balkanlar‟a göç etmiş, Yörüklerden oluşmaktadır.

5 Ekim 1908 tarihinde bağımsızlığın ilan eden Bulgaristan‟da Türklerin yaşadıkları yerlere genel olarak baktığımızda şu üç bölge karşımıza çıkmaktadır.

1 – Deliorman Bölgesi 2 – Dobruca Bölgesi 3 – Kırcaali-Rodop Bölgesi 1 – 

Deliorman Bölgesi, adını eski çağlardan beri sahip olduğu sık ormanlardan almaktadır.Deliorman bölgesi coğrafi konum olarak Balkan Dağları ve Tuna nehri arasında kalan geniş, düz ve verimli bir ovadır. Bölgede yaşayan Türkler eskiden olduğu gibi çoğunlukla kırsal kesimlerde yaşamakta ve tarımla geçimlerini sağlamaktadırlar. Bölgenin en eski sakinleri Traklardır.

Bölgenin önemli ve Türklerin yoğun olarak yaşadığı şehirleri, Varna, Rusçuk, şumen, Razgrad ve Filibe şehirleridir.Bulgaristan Deli Orman Bölgesine Ait Giysiler;Bordo kadife şalvar: Elde sim sarma işlemeli kadife Ģalvar kına gecelerinde giyilir. Ak Kenarlı Gömlek: Gömlek,işlemeli kadife yelek içine giyilir.

Gömlek: Pamuklu, bürümcük ve ipekten elde dokunmuştur. Çeşitli renklerde dokumasıvardır. Dokumanın kenarları krem, mor ve bordo renklerindedir. Dokuma kenar rengine göre, kolağzına aynı renkten iğne oyası yapılmaktadır.Yakalık:Gömlek üzerinde yaka kısmında kullanılan parçadır. Yaka kenarlarında kol ağzına yapılan iğne oyalarından vardır. Yakalık parçası ayrı kullanılmaktadır. Bunun nedeni giysiyi giyecekkiĢinin boyunun ölçüsüne göre ayarlanmasını sağlamaktır.şıp: şalvar ve gömlek takımına verilen isimdir. Kumaş özelliği saten ve desenlikullanılmasıdır.

Uçkur: şalvar üstünde bele bağlanır. ilk zamanlar şalvar belini toparlamak amacıyla kullanılmışsa da günümüzde süs amacıyla kullanılmaktadır. Ayrı hazırlanan bir parçadır. Uçkur önceden mermer şahiden; şimdilerde ise tül kumaşından yapılmaktadır. Uçkurun kısa kenarın goblen, hesap işi vb. nakış teknikleriyle; cami kapısı, mor menekşe, su yolu vb. desenlerde elde nakışlar işlenmiştir. Uçkur parçası kız bekâr ise arkada, evlenince yanda bağlanır.Yapıştırmalık (aksesuar) : Düğünlerde yüze allık sürüldükten sonra süslenmek amacıyla yapıştırmalık kullanılır

Kullanım şekli: Yapıştırmalığın altında karton bulunmaktadır. Bu kartonun üzerine sabun sürülüp yanaklara yapıştırılır. Yapıştırmalık, kadife kumaştan hazırlanır. Üzerine bahar dalı, çarkıfelek vb. desenler sim, tırtıl gibi malzemelerle işlenmiştir.

şami: Başa takılan kenarı oyalı örtü- başörtüsü.

Belik (aksesuar) : Kıyafet tamamlayıcı aksesuar olarak, şaminin altından başa takılır. Örgü saç manasına gelen belik, önceden gerçek saçtan yapılırdı. Belik sayısının fazla olması beliği dahakıymetli yapar. Beliğin arasına veya üstüne de gelin teli takılarak da kullanılır.13 2 – Dobruca Bölgesi Karadeniz ile Tuna nehri arasında kalan bölgeye Dobruca bölgesi adı verilmektedir. Kuzey Dobruca bölgesi Romanya sınırları içinde, Güney Dobruca bölgesi de Bulgaristan sınırları içindebulunmaktadır. Diğer Balkan Türkleri gibi, Romanya Türklüğünün de çok eskilere uzanan birgeçmiĢi vardır. Düz, verimli ve sulak bir yer olması sebebiyle tarih boyunca birçok Türk kavmininyerleĢim merkezi olan Dobruca Bölgesi, dörtbuçuk asra yakın bir süre devam eden Osmanlıidaresiyle tam bir Türk yurdu haline gelmiştir. Bölgenin en büyük şehri olan Köstence günümüzdeRomanya sınırları içerisinde bulunmaktadır. Bulgaristan sınırları içerisinde kalan Güney Dobruca bölgesinin en büyük şehri ise Hacıoğlu Pazarcığı yani Dobriç (Tolbuhin)‟dir. Dobruca bölgesinde ağırlıklı olarak Tatar Türkleri yaşamaktadır.

Bulgarlar bu bölgeyi II. Dünya savaşı sırasında ele geçirmişlerdir. Bölgenin diğer önemli şehirleri ve Türklerin yoğun olarak yaşadıkları ĢehirleriSilistre, Pazarcık ve Balçık Ģehirleridir. Dobruca bölgesinde en çok yetişen tarım ürünü buğday vemısırdır. 3 – Kırcaali-Rodop BölgesiBulgaristan‟da, Türklerin en yoğun olarak yaşadıkları bölge, Kırcaali-Rodop bölgesidir.Bölgenin Kırcaali kısmında Türkler, Rodop bölgesinde de Pomak Türkleri yoğun olarakyaşamaktadır. Kırcaali, Bulgaristan‟da en çok Türk‟ün yaşadığı şehir durumundadır. Kırcaali‟ler özellikle 1877–1878 Osmanlı Rus harbinde (93 Harbi) Rus askerlerine geçit vermemeleri ve yiğitlikleri ile ün salmışlardır. Kırcaali, Türklerin yaşadıkları Bulgaristan‟ın diğer şehirlerinden farklı olarak nüfusunun %90‟nını Türkler oluşturmaktadır.

Günümüzde Kırcaali‟ye bağlı 94 köy bulunmakta ve bu köylerin %96‟sı Türk köyü, geri kalan köylerde Pomak köyleridir. Özellikle 93 Harbi olarak da bilinen 1877–1878 Osmanlı Rus savaşı Bulgaristan Türklerine oldukça zarar vermiştir. Bu savaşta yarım milyona yakın Türk, katliam, açlık, soğuk ve hastalık yüzünden hayatını kaybetmiĢ ve bir milyona yakın Türk‟te göç etmek zorunda kalmıştır. Savaşın sona ermesiyle bölgeye geri dönmek isteyen Türkler, Bulgar çeteleri ve Rus askerleri tarafından katledilmiĢler veya geri dönmeye mecbur edilmişlerdir. Bu tarihten sonra da, 1989 yılına kadar, Türkiye‟ye göçler belirli aralıklarla devam etmiştir ve bu göçler de bölgede Türk nüfus oranının düşmesine yol açmıĢtır.Ancak nüfusunun büyük çoğunluğu Türk olan Dobruca bölgesinin, Bulgaristan topraklarına katılmasıyla Türkler, nüfus oranlarını hemen hemen koruyabilmişlerdir. Bu tarihten sonra, Türk nüfusunda önemli düĢşüşlerin olmadığı görülmektedir

Bulgaristan Türklerinde Sosyal Yaşam ve Giyim

Bulgaristan Türklerinin, gelenek ve göreneklerinden başlıcaları şunlardır. Evlenme ve sünnet törenleri, hafız duaları, yağmur duaları, pehlivan güreşleri ve at yarışlarıdır. Bu gelenek ve görenekler, bölgelere göre farklılıklar gösterse de genellikle aynıdır. Evlenme, Bulgaristan Türkleri arasında özellikle köylerde yaşayan halk arasında hemen hemen, 1980‟li yıllara kadar görücü usulü olmaktaydı. Kız tarafı erkek tarafından çeyiz de kullanmak için “yün yapağı‟‟ve gelinin annesi,babası kardeşleri için de “ağırlık” adı verilen bohça istenirdi.Bulgaristan Türklerinin, sosyal yaĢamları incelendiğinde, şehirde yaşayan halkla köyde yaşayan halk arasında gözle görülen faklılıklar ortaya çıkmaktadır.

Örneğin 1950‟li yıllara kadar şehirde yaşayan Türk gençleri setre pantolon giyerler ve modern hayata uymuşlardır ve Türkiye‟de ilan edilen kıyafet devrimi, Bulgaristan‟da, Şehir de yaşayan Türkleri de etkilemiştir. Şehirde yaşayan erkeklerin aksine, Tük kızları ilk zamanlar da modern hayata ayak uydurmamışlar ve “Bürgü” adı verilen çarşafı taşımaya devam etmişlerdir. Türkiye‟de yapılan Kıyafet inkılâbı‟ndan sonra, Türk kızları bürgü yerine manto giymeye başlamışlar, başlarına da “Sarpa” denilen başörtüsünü takmaya başlamışlardır. Köy de yaşayan Türk erkekleri ise setre pantolon yerine “Aba” ve “ÇakĢır” adıverilen giysileri giymekteydiler. Başlarına fes sarık, bellerine kuşak, ayaklarına da yemeni adı verilen ayakkabıları giyerlerdi. Köyde yaşayan Türk kadınları şalvar ve ferace, genç kızlar damendil adı verilen örtüyü taşırlardı.

POMAKLAR

Pomak tabiri, Kuman Türkleri‟nin, Osmanlı akıncı beylerine Balkanlar‟daki fütuhatlarındayardımlarından ötürü, Osmanlı öncesinde Balkanlarda yerleşmiş olan Türk kavimlerine atfettikleri birsıfattır. Bu kelime Slavca “yardım eden” anlamına gelmektedir. Pomak tabiri bir milletin veya kavmin adı değildir.Pomaklar ,Bulgaristan’da baĢta Rodoplarda yer alan Paşmaklı ve Filibe dağ köyleri olmak üzere, Lofça, Teteven ve Pirinlerde, Yunanistan‟da iskeçe ve ona yakın dağ köylerinde yaĢamaktadırlar. Türkiye‟ye göç eden pomaklar ise genellikle ülkenin batısında yaşamaktadırlar.Edirne, Çanakkale, Tekirdağ, Kırklareli, izmir, Manisa ve Balıkesir illeri bir çok pomak yerleşimine ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca Eskişehir, Konya, Afyon ve Samsun‟da da göreceli olarak azsayıda pomak yerleĢimleri mevcuttur.Pomak Türklerinin giyim kıyafetleri, bu bölgelerde yaşayan diğer Türk boylarınkinden pek farklı değildir. Erkekler genelde fes ve sarık taşırlar. Orta yaşlarda olanlar, başlarında keçi ve koyun kılından örülmüş kep, ( takke) gibi takımlar da bulundururlar. Fes ya da takke üzerine sarılan beyaz,kırmızı, yeşil ve sarı renkli sarıklar, genellikle ev kadınları tarafından evde tezgahlarda dokunur.Belde yine yünden dokunmuş kırmızı, kahve renkli, beyaz ve sarı rengin hakim olduğu kuşaklar taşınır. Erkekler yaz mevsiminde, yine evde kadınların dokuduğu yünden veya bir nevi amerikan bezi benzeri bezden dikilen, siyah renkte don (Ģalvar) giyerler .

Sırtlarına ise yünden dokunan, uzun içgömlekleri ve onun üstüne çeĢitli renklerde basmalardan veya evde dokunan kumaşlardan dikilenentari giyerler. Bu entarinin yakası yoktur, düz önden düğmelidir. Gençler, dikiş makinelerinde çeşitli dikiĢ figürleriyle süslenmiş gömlekler giyerler.Erkekler, kış mevsiminde „‟aba potur‟‟ taşırlar. Bu elbiseler “ aba” tabir edilen, yünden dokunmuĢ siyah veya kahverengi kaba bir kumaştan dikilir. Aba, evde tezgahlarda dokunur, ve küçük çaylar ( nehirler) üzerinde kurulmuĢ aba dolaplarında pişirilir. Abadan dikilen elbiseler bir, iki veya üç sıra gaytanla (bir çeĢit kordon) süslenir. Zengin olanlar daha fazla gaytan kullanırlar.Abadan dikilen elbiseler, çok sağlam olmasına rağmen lüks sayılmaz, günlük giysilerdir. Ayrıcaadamlık aba- potur diktirilir. Bunlar çuhadan yapılır. Çuha mavi renkte, zarif, yumuĢak ve kalitelibir kumaştır. Damat elbiseleri ekseriyetle çuhadandır. Çuha aba, Ģehir dükkânlarından hazır olarak alınır.Köylünün ayakkabısı kunduradır. İhtiyarlar, yemeni tabir edilen üstü açık, kesik burunlu plastik ayakkabı giyerler. Kahverengi kıldan örülmüş kalın ve dizlerin altına kadar uzanan çoraplarını, yandan düğmeli poturların üzerine çekerler. Gençler ise daha fazla, kundura kullanırlar.

Ayrıca tarla sürerken ince çarı Osmanlı Döneminde, 1878‟ten sonra gelen Boşnaklar, izmir, EskiĢehir, Bursa, YeniĢehir,Ankara, Ġstanbul, Karamürsel, inegöl, Biga, Afyonkarahisar, Ġzmit ve Adapazarı‟na yerleĢtiriliyorlardı. Marmara bölgesine yerleĢenlerin sayısı çoktu. Türkiye‟ye gelen Boşnaklar,Türkiye‟nin her tarafına yerleĢmiĢlerdi. 1912 yılında gelen BoĢnakların bir kısmı Çanakkale‟yeyerleştiler.Açık sözlü ve misafirperverlik de Boşnakların başlıca özelliklerindendir.Boşnak giyim tarzı, doğal olarak coğrafya ve iklim şartlarından etkilendiği gibi, tarih boyunca karşılaştığı farklı kültürler nedeniyle özgün bir tarz sergiler. Özellikle X.yy.da Bogumilizm kültürüile etkilenen sadeliğin ön planda olduğu giyim tarzı, XV. yy.da Osmanlıların Balkanlara gelişi ileDoğu‟nun altın parıltısına bürünmüştür. Boşnak giyim tarzının, gerek yöresel ve gerekse genel anlamda yerleşik bir hayat sergilediği ve parlaklığın ve ışıltının ön planda olduğu giyimleri içerdiğigörülmektedir.BoĢnaklar, çoğunlukla uzun boylu, sağlam yapılı, kumral ve ela gözlü olurlar. Boşnak erkekleri kısa etek ve onun üzerine giyilen çetik papuç, baĢlık olarak keçe külah ve fes üstüne sarılmış iki tarafı püsküllü abani sarık giyerlerdi. Bellerine kuşandıkları meşin kemere bir kama sokarlardı. Kadınların da ayrıca milli kıyafetleri vardır.Erkek giyiminde, kadın giyimine nazaran sadelik hakimdir. Türklerin, Balkanlara taşıdığı ve şehirlerde ve bazı aristokrat çevrelerde giyilen uzun, bol pantolonlar özellikle Sancak‟ta diz altındadaralan pantolonlar (Çakşire), işlemeli yelekler, gömlekler ve fesler göze çarpmaktadır. Ekonomik ve sosyal durumun kendini gösterdiği erkek giyim tarzında, süsleme amacıyla, daha sade motifler kullanılarak ceket yakalarına, yelek sırtlarına işlemeler yapılmıştır. işlemeli kaftanlar, kemerler,çakşirler, uzun ve dar çizmeler, ipek ibrişimli fesler de şehir erkeklerinin kullandığı kıyafetlerdir.Yöresel olarak Bosna ve Sancak eyaletinde giyim tarzı, bazı farklılıklar gösterse de günlük ve tören kıyafetlerinin görünümü benzerlik içerir.Özellikle folklorik giyimde, kadın giyimi sergilediği zengin görünümü ve çeşitliliği ile ön plana çıkmaktadır. Gerek Bosna, gerekse Sancak‟ta kadın giyiminin vazgeçilmez parçası “şalvar(Dijime) ve “yelek” ( Yelece)‟dir. şalvar giyme alışkanlığının özellikle Anadolu‟dan Balkanlara taşındığı, gerek görünüm ve gerekse isimlerinin benzerliğinden anlaşılır. Anadolu‟da Bosna ve Sancak‟ta olduğu gibi görünümü kısa ve dar olan şalvarlara “tuman” Boşnaklarda ise “Tumajlije denilmektedir.

Genellikle köylerde, el dokuma tezgâhlarında dokunan kumaĢlardan dikilen giysiler giyilirdi. Karakteristik kadın giyim tarzı, şalvar- yelekler köylerde günlük giyim olarak tercih edilir.Kolsuz yeleklerin yerine, Ģalvarın üstüne giyilen uzun kollu ceketler, “mintan” genellikle kısa kolluolurdu. Kısa olması bele bağlanan kuşak üzerindeki süslemelerin kapanmamasına gösterilen özendendi.

Bosna‟ da kadınların günlük şalvarları kısa ve küçük, Sancak „ta ise yine dar ancak dahauzundu. Özellikle Sancak köylerinde, el dokuması keten veya pamuklu kumaşlardan dikilen„‟Fistan‟‟ denilen Ģalvar formunda giysiler göze çarpar. Anadolu kadın giyiminde de rastlanılan bugiysinin, Orta Asya‟dan beri Türk Kadını tarafından, bir iç giysi olarak kullanıldığı bilinmektedir.(Türkmen ve Yörük kadın giysisi). Fistanlar, dokuma yün önlükler (zapırge) ve bele kat kat dolanan yün kumaşşarla (kolani) birlikte kullanılırdı. Günlük giyimde, beyaz fistanların kirden korunmasını amaçlayan, bu tarz aynı zamanda kadının bel sağlığı açısından oldukça önemliydi. Yün önlüklerüzerine dokunan kilim desenleri de, folklorik anlamda önem taşır. şalvar ve yeleklerin dikildiği kumaşlar da farklıydı. Ailenin ekonomik durumuna bağlı olan kumaş seçimi, köylerde ucuz ve kendidokuma kumaĢlarından olurken, şehirlerde ipekli kumaşlardan olurdu. Yine köylerde, şalvarlar daha az metreden dikilirken, şehirde daha metrajlı Ģalvarlar kullanılıyordu. Kadınlar yelek veya kısaceketlerin içine merasim için ipek bürümcükten dikilen ve yaka, kol manşetlerini iğne oyası ile süsledikleri gömlekleri (Svilenica) giyerler buna uygun başörtüleri de aynı oyalarla süslerlerdi.

Ayrıca şalvar üzerine giyilen ve altın ibriĢimlerle her tarafı iĢlenen yelekler ve gümüĢ kemerler desıklıkla kullanılırdı.Merasimlerde, gerek köylerde ve gerekse Ģehirlerde ortak olan, giyilen giysilerde görülenihtiĢamdı. Hemen hemen her kadının, merasimlerde giyilmek üzere hazır ettiği bol metrajlı Ģalvarı veyeleği bulunurdu. Uzun yıllar gelinlik olarak giyilen, beyaz ipek Ģalvarlar ( Dobre Dimije) 15metreden dikilirdi. Her merasimde ( düğün, kına), beyaz ipek Ģalvarlarını giyen yeni gelinler,güzelliklerini ve maddi zenginliklerini de bir anlamda sergilemek için yan yana dizilerek ışıl ışıl birgörünüm sergilerlerdi. ( Bu gelenek Bosna- Sancak, İstanbul ve Bursa‟da Boşnaklarca halasürdürülmektedir). ġalvarın dıĢında, özellikle Türklerin, Balkanlara geliĢi ile düz uzun elbiselerinüzerine giyilen uzun tunikler ve bu tuniklere uygun başörtüleri Ģehir yaĢamında kullanılmıĢtır. Öndenaçık olarak kullanılan kaftan görünümündeki bu üç etek elbiseler, dini giyimde özellikle kullanılırdı.Ġç elbiseler ise uzun olarak boydan dikilir, genellikle beline gümüĢ kemer takılarak kullanılır vemutlaka altın veya gümüĢ ibriĢimlerle kasnak yardımıyla iĢleme yaparlardı. Bosna el işlemeleri, halkarasında oldukça itibar görmüĢ, kadın giyiminde elbise, şalvar, yelek, gömlek yaka ve manĢetlerinisüsleme amacıyla işleme yapılmıştır. Halk arasında bilinen Çiçek, tavus kuĢu, kuğu gibi motifiĢlemeler ticari amaçla değil, sıklıkla genç kızların çeyizleri ve kendi giyim kuşamlarının süsü içinkasnakla iĢlenirdi. Hatta genç kızlar bir araya gelerek günlük uğraĢları olarak yaptıkları, bu kasnakiĢlemelerinde aĢklarını, mutluluklarını, kederlerini birbirleriyle paylaĢırlardı. Sevda Ģarkılarında dahi,kasnakla iĢleme yapan genç kızların duyguları şiirleĢtirilmiĢtir. Kasnak işlemelerinin en popüler vezor olanı “muĢabak- reşetka” desenleridir. Bundan başka “ razvaruşa”, “pirlit” vb. gibi işlemelere de rastlamak mümkündür. Süslemede kullanılan altın, gümüş, ve atlas ibrişimler giyimde görkemin ve zenginliğin sembolü olmaktadır.20. yy.dan itibaren, Boşnak giyim tarzında da Avrupai giyim etkileri görülmeye  başlamış, ancak Boşnak halkının duygularını, yaşama biçiminin kattığı folklorik giyim tarzı bugüne dek bazı değişikliklere uğrayarak da olsa gelebilmiştir. Günümüzde artık sadece kadınlar tarafından özel günlerde hala severek folklorik kıyafetler giyilmektedir. 

ARNAVUTLAR VE GİYİM GELENEKLERİ

Makedonya, Osmanlı İmparatorluğunun Selanik, Manastır ve Kosova vilayetlerinden oluşan topraklarına verilen addır. Sınırları kuzeyde şar dağları, güneyde Olimpos ve Pindus dağları, doğuda Rodoplar ve batıda Ohri gölü olarak tanımlanmaktadır. Her ne kadar 1990‟larda Yugoslavya‟nın dağılması ile birlikte bağımsızlığını ilan eden Makedonya Cumhuriyeti, Hırvatistan ve Bosna-Hersek toprakları üzerinde yaşanan kanlı savaşlara karışmadıysa da, Yunanistan ile uluslararası platformda yaşamış olduğu “tanınma krizi” bu ülkeyi, geçmişin de gölgesiyle beraber gündemde tutmaya yetmiştir.Makedonya için tarihte verilen uzun mücadelenin en önemli sebebi, bölgenin stratejik ve ekonomik açıdan son derece değerli oluşudur. Merkezi, Avrupa‟dan Akdeniz‟e Morova ve Vardar vadileri boyunca uzanan bu koridor yüzyıllar boyunca Romalılar, Gotlar, Hunlar, Slavlar ve   pek çok kavim tarafından istila edilmiştir.Makedonya için, tarih boyunca verilen mücadelenin önemli diğer bir sebebi de bölgenin karmaşık etnik yapısıdır. Bu etnik yapı, komşu ülkelerin, Makedonya üzerindeki istek ve iddialarının temelini oluşturmaktadır. Makedonya, Balkanlar‟da diğer yerlere nazaran, en uzun süre Osmanlı toprakları içerisinde kalan bir bölgedir.

1389‟daki Birinci Kosova Savaşıyla, Trakya, Bulgaristan veMakedonya yöreleri Osmanlı topraklarına katılmıştır.Osmanlı imparatorluğu, 30 Mayıs 1913‟te imzaladığı Londra Antlaşması ile Makedonya topraklarını kaybetmiştir.Balkan savaşlarından sonra Makedonya, en büyük pay Sırbistan‟da kalmak üzere Sırbistan,Bulgaristan ve Yunanistan arasında bölündü.

Makedonya, Osmanlı hakimiyetinden çıktı ve yaklaşık olarak bugünkü batı sınırımız çizildi.Daha önce Yugoslavya‟yı meydana getiren altı cumhuriyetten biri olan Makedonya, 1991 yılı içinde bu yapıdan ayrılarak bağımsızlığını ilan etti. Anadolu‟ya Balkanlar‟dan gelen ilk göçmenler, Arnavutlardır.

Bugün, dünyada 10 milyon kadar Arnavut yaşadığı tahmin edilmektedir. Günümüzde Arnavutluk „ta yaşayanlardan iki-üç katı Arnavut Türkiye‟de yaşamaktadır. 15.yy dan itibaren istanbul ve Bursa‟ya küçük aile gruplar ıhalinde gelmişler ve asimile olarak kimliklerini yitirmişlerdir. Bugün Arnavut denilen kişiler, son asırda göç edip halen asimile olmamış olanlardır.

Son yüzyılda, Türkiye‟ye gelen Arnavutların , hemen hepsi Kosova ve Makedonya‟ dan gelmiştir.Arnavutlar için aile ve aile içi disiplin çok önemlidir. Arnavut ailede, erkek evin hakimidir. Üretir,çalışır, ailesinin geçimini sağlar. Kadın evden çıkmaz, evi de kadın yönetir.Arnavut kadını çok çalışır ancak eğlenmesini de bilir. Düğünlerde çok ağır makyaj yapar, giyinir,kuşanır. Dimija (Şalvar), kaftan, bürümcük gömlek, cepkenleri, mendil ve fesleri ile dikkat çekerler. .Günümüzde gençler, şişman gösteren giysileri tercih etmemektedirler. Ayrıca Arnavut kadın bedeni ile yerli halkın beden yapısı farklılık göstermektedir. 15m. ye kadar varan dimija(şalvar), şimdilerde plili yapılıp, metreleri azaltılmıştır.

Orijinal Arnavut şalvarı, jakarlı kumaştan, 12m. olarak yapılır. Kırmızı kumaştan üzeri şeritli olarak yapılan şalvarlar, zaman geçtikçe açık renk ve özellikle beyaz olarak yapılmaktadır. Simkordon tutturma tekniği ile işlenen cepkenlerin belli bir desen tarzı ve kalıbı vardır. Bu cepkenler,Üsküp bölgesinde kadınlar tarafından maharetle işlenmektedir. Cepkenin içine bürümcük gömlek giyilir. Bürümcük gömleğin yaka ve kol kenarlarında tercihe göre mekik oyası, çoğunlukla iğne oyası bulunur. Sözlü, nişanlı ya da yeni evlenen gelinler için hıdrellez de eğlence düzenlenir. şalvar günü veya şalvar gecesi denilen eğlenceye, tanıdıklar davet edilirken şalvar giyileceği belirtilir.Kayınvalidenin evinde ya da hava güzelse açık alanda, bir mesire yerinde yapılan eğlencede yenir,içilir, oyunlar oynanır. Gelin kız, kayınvalidesinin aldığı şalvarları giyer, iki kez giysi değiştirir.Gelinin kız kardeşleri ve arkadaşları olan genç kızlar, düz şalvar veya Gostivar Modeli şalvargiyerler. Bulgaristan Türkleri ile karşılaştırdığımızda, çok özelliği olmayan düz şalvarlar giyiyorlar, makine işini tercih ediyorlar. Kahverengi, kırmızı, bordo, güvez rengi (vişne çürüğü)dedikleri renkleri kullanıyorlar.Kırcaali yöresi işlemeli kaftan giyiyor. Makedonya sarı sırmalı şalvar giyiyor. Yunanistan kadife kaftan ,şeritli şalvar ve paçalık kullanıyor ,ağırlıklı bordo,lacivert giyiniyorlar.Kosova,Makedonyalılar ise rengarenk giyinmektedir.

BATI TRAKYA TÜRKLERİ VE GİYİM GELENEKLERİ

Karadeniz, Marmara ve Ege deniziyle, Balkan-Rodop dağ silsilesi arasında kalan ve Trakyaadı verilen arazi parçasının batı kesimidir. Trakya, doğu ve batı olmak üzere iki kısma ayrılır. DoğuTrakya, bugünkü Türkiye‟nin, Avrupa kıtasındaki arazisini teşkil eder. Bunun dışındaki kısmı iseBatı Trakya olup, 1913’te kurulan Batı Trakya Hükümet-i Müstakillesi sınırları esas alındığında, bir kısmı Yunanistan’ın sınırları diğer bir kısmı da Bulgaristan’ın sınırları içinde bulunmaktadır. 1923 Lozan Antlaşması’yla sınırları çizilen, Batı Trakya ise bugün tamamen Yunanistan’ın idaresinde olanbölgedir. Günümüzde Batı Trakya, doğudan Meriç nehriyle Türkiye’den, batıdan Mesta karasu nehriyle Makedonya’dan, kuzeyden Rodop dağları ile Bulgaristan’dan ayrılmıĢ olup güneyden de Ege deniziyle çevrilidir. Bölge iskeçe, Gümülcine ve Meriç vilayetlerinden oluĢmaktadır.Bugün, Yunanistan‟ın dokuz coğrafi bölgesinden biri olan Batı Trakya, M.Ö. 2.000  ıllarından bu yana üzerinde yaĢanan verimli bir bölgedir. Bölgenin en eski halkı, Hint – Avrupa kökenli bir halk olan Traklar‟ dır. Cumhuriyet döneminde Yunanistan’dan Anadolu’ya en büyük göç,1923’te, Yunanistan’daki Türklerle, Anadolu’daki Rum halkının mübadelesidir. Her ne kadar iki hükümetin rızalarıyla gerçekleşmiş olsa da mübadele olayında halk tarafından bakacak olursak, bubir tür zorunlu göçtür. insan hakları ve mülkiyet hakları bir ölçüde askıya alınmış, mübadele sırasında bir çok gerginlik yaşanmıştır.

Tarihte ilk Türk Cumhuriyeti, 31 Ağustos 1913‟te, Batı Trakya‟da kurulmuştur.Bağımsızlığını ilan eden yeni yönetim, ilk olarak ülkenin sınırlarını belirlemiş, bağımsız devletin sembolü olan bayrağı resmi binalara çekmiş, 29.170 kişilik ordusunu kurup, bütçesini hazırlamış, pulbastırarak, pasaport uygulamasına geçmiştir.Batı Trakya‟da erkekler, bilhassa yaşlılar, zaman zaman, eski kıyafetlerini giymeye devametmektedirler. Erkeklerin giydiği poturun ağ kısmı fazla geniş olmayıp, aĢağı doğru indikçedaralmaktaydı. Siyah ve lacivert renk hakimdi. Poturun altında lastik ayakkabılar, çarık veya potinkullanılırdı. Genelde beyaz renk olan çoraplar, poturun üzerine gelecek Ģekilde yukarıya kadarçekilirdi.

Poturun üzerinde “mintan” denilen, çizgili veya sade renklerden oluĢan yakasız gömlekler tercih edilirdi. Mintanın üzerine, kolun sadece üst kısmının olduğu yelekler giyilir ve bu kol parçalar ıkolun üzerinden sarkıtılırdı. Bele, beyaz bezden yapılma kuĢak birkaç defa sarılırdı. Kuşağın içerisine sigara tabakası, çakmak, ağızlık ve çakı gibi kişisel eşyalar konurdu. Başa ise, kenarları tam dik olmayan fes geçirilir ve fesin etrafı kahverengi bir bezle sarılırdı. Fes yerine bazen beyaz bir takkenin etrafı da sarılırdı. Fes genellikle koyu kahverengiydi.Kadınlar, ev içinde ayağa renkli şalvar ve üst kısmına da entari giyerlerdi. Saçlar kesilmeyip belik örülürdü. Saçın kesilmesine iyi gözle bakılmazdı. Kadının dış kıyafeti ise başta, siyah veya beyaz renkte “bez” dediğimiz ve omuzlara kadar inen örtü, ve aşağıya giyilen “ferace”den oluşuyordu. Feracenin siyah renk olması mecburiyeti vardı. Günümüzde dahi ferace giyenlere rastlamak mümkündür.

1923 yılında gerçekleşen mübadele ile Türkiye‟ye gelen Batı Trakya Türkleri‟nin bir kısmı Bursa‟ya yerleşmiştir. Batı Trakya Türkleri‟nin geçmiş dönem sosyal yaşantıları, adet, gelenek ve görenekleri ve giyim-kuşamları ile ilgili bilgilere, gelişlerinin üzerinden 100 yıla yakın bir zaman geçtiği için ulaşılamamıştır. 

SONUÇ

Çok farklı coğrafi bölgelerden gelen göçmenler kültür, üretim, tüketim ve hayat tarzlarınıda birlikte getirmişlerdir. Göçmenler, bazen mevcut mahalle ve köylerde boĢ bulunan yerlere yerleĢtirilmişler, bazen de boş araziler üzerine yerleştirilerek yeni mahalle ve köyler kurmuĢlardır.Bireysel ve toplumsal sosyoekonomik koşullar, giysi görüntüsünü, malzeme ve yapısınıtarihin her döneminde etkilemeye devam etmiĢtir. Tarih boyunca, insanlar soğuktan, sıcaktankorunmak, örtünmek ve süslenmek amacıyla giyinmiĢlerdir. Her topluluk ihtiyaçları doğrultusundakendi giyim tarzını oluĢturmuĢtur. Dünyada bulunan toplumların her biri, sahip olduklarıkültürlerini ve özgün yaĢama biçimlerini hayatlarının her bölümüne taĢımıĢlardır. Kendilerine özgütörenlerinde, özel günlerinde ve halk oyunlarında folklorik özellikler taşıyan giysileri göze çarpmaktadır. Özellikle Arnavutlar, küçük gruplar halinde göç ettikleri için kültürlerine sıkı sıkısarılmıĢlardır. Yöresel ve folklorik giysileri bugün de aynı güncelliğini korumaktadır. Yunanistan(Batı Trakya ) göçmenleri mübadele ile gelmişler o zamandan bugüne çok zaman geçtiği içinkültürleri kaybolmuştur.21Balkanlardan gelen varlıklı Müslümanlar, göç etmeden önce topraklarını ve diğer malvarlıklarını satmaya çalıĢmıĢlardır. Ucuza satsalar da çoğu zaman baĢarılı olmuĢlardır. Balkangöçmenleri , çoğu zaman hiç olmazsa kendi işlerini kurmalarına yetecek kadar bir sermayeylebirlikte gelmiĢler ve yeni toplumsal dönüĢümün bir parçası olmuĢlardır.Osmanlı, kendi sınırları içerisinde her yerde uygulanmak üzere giyim yasaları çıkartmıĢtır. Buyasalar, Anadolu için ya da Balkanlar için ayrı değildir. Bu nedenle yasalardan, Bulgarlar da Türkler kadar fakat farklı yönlerde etkilenmiştir.Bursa nüfusunun önemli bir kısmını oluşturan göçmenler, sosyal ve ekonomik yönden şehre önemli katkılarda bulunmuşlar ve kültürel zenginliğe büyük etki etmişlerdir.

Bursa ve çevresinde her bölgeden gelen göçmen, yerleştirilmiş olmakla birlikte, ağırlıklı olarak Balkan,Batum ve Kırım göçmenleri iskan edilmiştir.Bursa‟da Balkan göçmenlerinin yoğunlukla bulunması adet, gelenek ve göreneklerde etkisini belirgin şekilde göstermektedir. Kına gecesi ve sünnet törenlerinde uygulanan seremoniler,çalınan oyun havaları Balkan göçmenleri etkilerini taşımaktadır.

Özellikle Arnavut giysileri,düğünlerde ve özel günlerde yerli halk tarafından da tercih edilmektedir.Bu araştırma; Balkan Göçmenlerinin özellikle giysi çeşitliliği nedeniyle gelecek kuşaklara kaynak oluşturması amacıyla yapılmıştır.

KAYNAK:1996 Bursa Olgunlaşma Enstitüsü Araştırma Bölüm Şefi Şükran Özgen Araştırma Bölümü Öğretmenleri Hanife Işılar Lale Kankal Sema Kara Yavuz Mediha KarasuIşıl Hacıoğlu Eylem Karademir BURSA 2012

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
error: İçerik Koruma Devrede!