Boşnakların Büyük Göçü ve Sebepleri » Boşnak Medya
SON DAKİKA

Boşnakların Büyük Göçü ve Sebepleri

Bu haber 25 Mayıs 2015 - 16:41 'de eklendi ve 185 views kez görüntülendi.

Osmanlı Döneminde, çeşitli bütün bölgelerinde yaşayan Boşnaklar için ayırıcı kimlik dindir. Dini kimliğin korunması asimilasyona karşı korunmak anlamını taşır.

Boşnaklar için sahip olduğu dini kimlik, devletlerinin, kültür haklarının ve var olma mücadelesinin en önemli temelidir. Bu temeli bütünüyle kimliklerinin korunmasına bağlamışlardır. Hala geçerli olan bu duygu, Osmanlı’nın Balkanlar’a geçişi ile başlayan ve günümüze kadar devam eden bir  süreci kapsar.

Avusturya-Macaristan’ın Bosna’yı işgali (1878)’ne  halk arasındaki ilk tepki, dini özgürlüklerini kaybetme yani kimliklerini kaybetme korkusu olarak kendini gösterir. Bunun sonucunda da Anadolu toprakları dışında Balkanlar da yaşayan Müslümanların Anadolu’ya ilk kitlesel göçü bu olayla başlar.

Bütün araştırmacılar; Boşnakların Türkiye’ye göç etmesinin arkasındaki olayları ve sebepleri farklı cephelerden anlatırlar. Nedeni de bu olayları ve sebepleri hazırlayan tarihi koşulların büyük farklılıklar göstermesidir. Ancak temel sebep Osmanlı’nın yüzyıllarca süren, varlığının bölgede sona ermesidir. Bölgeler de yaşayan ve varlık temelini tamamen Osmanlı yönetimine ve Türklere yaslamış olan ahali birdenbire, aniden sahipsiz kalmıştır. Bunun yerini alan yönetimler ve otorite Müslüman ahali üzerinde dışlama, psikolojik baskı ve yerinden göç ettirme politikalarını uygulamıştı. İşte bu büyük göçün arkasındaki temel sebep bence burada yatmaktadır.

Dönem, dönem Boşnak nüfusuna karşı sistematik saldırı ve cinayetlerde söz konusu olmuştur. Bu durum Müslüman olanların kendini “öteki” olma algısı ile karşı karşıya bırakmıştır. Bu sonuç aynı topraklarda doğmuş, yüzyıllar boyunca beraber yaşamış, aynı dili konuşan, aynı coğrafyada yaşayan insanlar için yeni bir olgudur. Bir insanın başına gelebilecek en büyük acıdır. Bu durumla karşı karşıya kalan insanın evini ve toprağını bırakıp hiç bilmediği başka yerlere, üstelik bütün sahip olduğu maddi varlıkları terk ederek gitmesi insanoğlunun başına gelebilecek en büyük felakettir.

Bu bölgelerde kalmayı göze alan ve herhangi bir bölgeye göç etmeyi başaramayanlar, sahipsizlik ve korku dolu bir hayatı zorunlu olarak devam ettirmenin baskısı altında, yaşamaya devam ederler. Bu durum bu coğrafyada yaşayan Boşnakların maddi çöküşünü de beraberinde getirir.

Daha sonra kurulan Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı dönemi ise yine sistematik bir anti-İslam propaganda dönemi başlatır. Bu dönemde Sancak bölgesi nüfusunun %38’i Türkiye’nin değişik bölgelerine ve değişik yollarla göç ettiğini görüyoruz.

Bu dönemde halk arasında hala yaygın konuşulan bir paradoksal olay yaşanır. 1929 yılında sancakta bir lisede geçer olay; Öğretmen öğrencisine hangi milletten olduğunu sorar, öğrenci net bir cevapla, Müslüman’ım der. Öğretmen bir dini kimliğin millet anlamı taşıyamayacağını söyler dolayısıyla bu öğrencinin bu tanımının yanlış olduğunu ısrarla söyleyince; öğrenci bir süre düşündükten sonra “Türk” olduğunu söyler bunun yerine Öğretmen; öğrenciye olsa, olsa kendisinin Türkleştirilmiş bir Sırp olduğunu, bundan sonra milletini ifade etmesi için doğru ifadeyi seçmesi gerektiğini söyler. Yaşanan ve halk arasında çokça anlatılan bu ve buna benzer olaylar 1878-1941 arasındaki bu dönemde, Türkiye’ye 400.000 insanın göç etmesinin zeminini oluşturur.

  1. Dünya savaşı sonrasındaki göçler biraz daha farklı sebeplere dayanıyor ise de; sonuçta, hâkim yönetimlerle çatışmalar ve çekişmeler kültürel, siyasal alana taşınmış olmasına rağmen devam ede gelmiştir. Örneğin; 1974’te o döneme kadar tanınmamasına karşın Tito Yugoslavya anayasası; Boşnaklara Müslümanlığı milli kimlik hakkı olarak tanıma kararı alır. Ancak bu durum dini kimliğin belli bir coğrafyada, belli bir kültürle bir arada yaşayan topluluğun millet olarak tanınması anlamı taşımaz. Günümüzde dünyanın pek çok bölgesinde, yaşanan bu durum ülkelerdeki iç savaşların ve çekişmelerin zemini olmaya devam etmektedir.
  2. Dünya savaşından sonra 1964 yılına kadar Sancak bölgesinden gerek Makedonya üzerinden gerekse de direkt olarak 175.000 kişi Türkiye’ye göç ettirilmiştir.

Bu göçler sırasında çok sınırlı maddi imkânlarla ve araçlarla göç etmek zorunda kalan bu insanları, göç yollarında büyük tehlikeler beklemektedir. Göç sırasında bulaşıcı hastalıklar ve saldırılardan dolayı, büyük oranda insan hayatını kaybetmiştir.

Bazı aileler yolda, beraberinde taşıdıkları ziynet eşyalarını ve paralarını kaybetmiş, taşındıkları vasıtalarda acımasızca soyulduklarını anlatırlar.

En önemlisi, bu yıllarda yapılan göçlerde kullanılan vasıtalar genellikle at arabaları, kapasitesi düşük trenler veya Ege’de hangi limana yanaşacağı belli olmayan küçük gemilerdir. Bazen aynı Aile yer sıkıntısından dolayı farklı araçlara ve gemilere bindirilmek zorunda kalındığından pek çok Aile limanlarda ve tren istasyonlarında birbirini kaybetmiştir. İndiği yerde ailesini kaybeden pek çok insan uzun yıllar parçalanmış aileler olarak Türkiye’de yaşamak zorunda kalmıştır.

Özellikle 1926 yılının kışı kitlesel bir göçün yapıldığı bir dönemdir. Bu yılın kış ayında göç edenler uzun yıllar görünmeyen tifüs vb. bulaşıcı hastalıklardan dolayı kırılmıştır. Cumhuriyet’in ilk yıllarına rastlayan bu yıllarda zaten zor durumdaki Anadolu toprakları; en az onlar kadar zor durumda olan göçmenleri barındırmakta ve beslemekte çok zorlanmıştır. Atatürk ve arkadaşlarının bu dönemde, gelen göçmenlere kucak açması bir parça ekmeği beraberce bölüşme duygusu, göçmenlerin bu insanlara duyduğu minnet ve şükran borcu asla ödenemez. Atatürk özellikle göçmen topluluklarının Anadolu’ya bu zor şartlarda da olsa serbestçe gelmesi ve yerleşmesini bir göçmen çocuğu olarak desteklemiş olması bugün hala saygıyla hatırlanmakta ve yâd edilmektedir. Cumhuriyet’in kıt kanaat imkânlarını bu insanlarla paylaşma duygusu, dünyanın en asil duygusudur. Bundan dolayı da Türkiye’de ki bütün göçmen toplulukları Cumhuriyet’e ve Atasına bağlılığını her fırsatta ortaya koymuştur.

Pek çok kültüre beşiklik etmiş Anadolu’nun zengin toprağı, dünyanın her köşesinden kopup gelen çaresiz insanlara ev sahipliği yapmaya devam etmektedir. Bizler Anadolu’yu Anavatan olarak içselleştirmiş ve kabul etmiş akraba topluluklarıyız. Cumhuriyet’in ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçileri olarak bu şükran duygularımızla Anadolu toprağında huzur ve refah içinde olmayı umut ederek yaşamaya devam edeceğiz.

Yazan: Zahit  Gürdal  

Kaynak: muhacirinsesi.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok