Boşnakça Boşnakların Umurunda Değil.. » Boşnak Medya
SON DAKİKA

Boşnakça Boşnakların Umurunda Değil..

Bu haber 13 Haziran 2021 - 19:46 'de eklendi ve 249 views kez görüntülendi.

Haber : Şevket Koç

Milli eğitim bakanlığı tarafından yerel dillere yönelik zamanında başlattığı ve içinde Boşnakçanin da olduğu program maalesef ilgi görmedi..Neden görmedi ? Nasıl görmedi ? Neler yaşandı ? Bunların hepsini o dönemde Boşnakça dersi öğretmeni olan Şevket Koç ,Bilgi Üniversitesi tarafından kendisiyle yapılan röportajda anlatti..İşte o röportaj..

 

rfan: Şimdi Bülent Hocam, sen de arada şey yaparsın. Ben arada çalıştığımız dosyayı şey yapamadım, göremedim şimdi. Ama ben en başta şöyle başlayayım. 2017 yılında Boşnakça dersinin programı Talim Terbiye Kurulu tarafından kabul edildi ve Boşnakça’nın da seçmeli dil dersi olarak yaşayan diller ve lehçeler seçmeli dersi olarak okutulması bu şekilde mümkün oldu. 2017 yılı ya da onun öncesinde, hatta 2012 yılında bu ilk gündeme geldiği vakit, Yaşayan Diller ve Lehçeler Seçmeli Dersi, Boşnakça için bir girişim oldu mu, ya da bir girişim olduysa siz aynı zamanda öğretmensiniz, aynı zamanda Boşnak Medya’dan kaynaklı bir sivil toplum aktörüsünüz. Sizi dahil ettiler mi bu zaman içerisine, nasıl oldu o ilk başlangıç?
Şevket: Şöyle, 2012 dediniz mesela o dönemlerde hatırlıyorum. Öyle bir şey gündeme geldiğinde bizim derneklerimizde şöyle bir mantık vardı. Ya biz bu ülkenin azınlık vatandaşı değiliz. Biz bu ülkenin asli unsurlarındanız. Böyle bir şey yapmak bize bir nevi bölücülük geliyor mantığıyla yaklaştılar ve uzak kaldılar maalesef yani bu işin mantığını kavrayamadılar. Oysa ki ortada esas olan bir durum vardı. Özellikle de yirmi yaş altı hatta yirmi beş yaş altı insanlarımızda Boşnakça dersi daha doğrusu Boşnakça dili çok zayıf hatta çoğunda bilmiyorlar bile. Dolayısıyla aslında büyük bir ihtiyaçtı fakat derneklerimizin öyle bir yaklaşımı ve mantığı olduğundan dolayı herhangi bir hareket ya da herhangi bir planlama ya da herhangi bir çalışma olmadı maalesef.
İrfan: Dernekler yapmadılar.
Şevket: Dernekler şöyle, zaten kendi bünyelerinde Boşnakça kursları açarlar fakat bu kurslar iki ay bilemediniz üç ay sonra kapanır. Neden, çünkü bir aşkla şevkle başlar kurslar fakat daha sonra zamanla gelenlerin sayısı azalır bir, iki derken en son kapanırlar. Çünkü ben bunu kendim de müşahade ettim. Buradaki Pendik’teki dernekte ortaklaşa yaptığım dil kursunda kırk dört kişi ile başladık, dört kişi ile kapattık. Dolayısıyla derneklerimiz bu konuda Boşnakça kurslarını yeterli gördükleri için sanırım böyle bir teşebbüse giremediler. Belki de kendilerince artık konjoktüre göre mi hareket etmek istediler ya da bir çekinceleri mi oldu ya da bir kendilerini aykırı kurum olarak mı göstermek istemediler tam olarak bilemeyeceğim fakat bu konuya hep uzak kaldılar. Ama 2017’de çok enteresandır derneklerimizde bu programı sahiplenme çıktı. Herhalde şunu gördüler. Bu iş eğer müfredat oluşmuşsa, bu artık okullara kadar girmişse, kitapları hazırlanmışsa demek ki bu bir ayrımcılık değil, bu bir bölücülük değil. Bu bir ülkenin bölünmesi değil. Bu bir ihanet değil, hainlik değil. Maalesef hep o gözle bakıldı yani. Oysa ki biz hep biliyoruz ki TRT Kürt yayınları mesela yıllardan beri yapılıyor. Ne oldu, devletin kontrolünde. Aslında bir ülkede yaşayan azınlığın konuştuğu dille ilgili yayınlar eğer devlet kontrolü altında yapılırsa hatta devletin kendisi yaparsa daha mantıklı olur, daha birleştirici ve üniter bir devlet yapısına hizmet eder. Fakat siz bunu ne zaman dışlarsanız bu sefer merdiven altı dediğimiz yayınlar ortaya çıkar ve devletin aleyhine olur. Bizimkiler sanırım bunu 2017’de yeni kavradılar, bunu bir ihtiyaç olarak gördüler. Fakat çoğu derneğimiz yine harekete geçmedi maalesef. Mesela bizim buradaki dernekte ben kendilerine teklif ettim o zaman, sadece Boşnak Medya sahibi olarak, Pendik temsilcisi olarak Pendik için Milli Eğitim Müdürlüğüne beraber gidelim davetinde bulunduğum halde kendileri benimle beraber gelmek istemediler ve bu konuda çok duyarsız kaldılar. Benim de zaten öğretmen olarak seçilmem çok ilginçtir yani, şöyle düşünülmesin. Ben Milli Eğitim sitesine başvurdum, Boşnakça dersi vereceğim, lütfen beni seçin diye bir mantık olmadı. Ben sadece ilçe milli eğitim müdürüne böyle bir fırsat verildiği halde neden Boşnakça öğretmeni atanmıyor, neden buradaki öğrencilerimize sahip çıkılmıyor sorusunu sormak için gittiğimde kendisiyle yaptığım görüşmede öğretmen olduğumdan bahsettim, madem sen öğretmensin seni Boşnakça öğretmeni olarak atayalım dediler ve ben ders öğretmeni olarak başladım.
İrfan: O nasıl oldu hakikaten? Ona girmeden önce biz bir öğretmenliğinize nasıl başladığınızı, gelmeden bir öncesinde 2017’de ne değişti de birden bire herhalde dernekler yapmadılar bunu da üniversite sanırım işe el attı diye biliyorum.
Şevket: Trakya Üniversitesi işin içine girince sanırım benim kendi düşüncem, artık bir devlet kontrolünde bir eğitim verilecekse, devletin kontrolünde bir müfredat hazırlanmışsa ve bunu da sağlayan bir üniversite ise o zaman bu işin ciddi olduğunu gördüler. Çünkü aslında şu da var. Derneklerimiz de bunun bir ihtiyaç olduğunu biliyorlar. Fakat dediğim gibi bir takım düşüncelerinden dolayı diyelim, harekete geçmekten çekindiler, korktular yani. Dolayısıyla böyle bir imkan sunulduğunda bu sefer mesela Bayrampaşa Sancak Derneği kendisi direkt işin içine girdi ve Bayrampaşa bölgesinde bu dersleri başlattılar. Halil Bey’in Köyünde de mesela, oradaki, zaten köyün ortalama nüfusu üç bin, bunun yaklaşık iki bin ikibin ikiyüzü zaten Boşnak ve çok büyük bir Boşnak popülasyonu olduğu için oradaki insanlar da buna sahip çıktılar. Ve oradaki öğretmenlere de rica etmişler, Boşnak kökenli olanlara, Boşnak kökenli olanlar da şey demişler, ben bu işi seve seve yaparım ve o şekilde başlamış. Bursa’da mesela ben hatırlıyorum İnegöl Dernek Başkanından rica ettim. Abi dedim, böyle böyle bir durum var, bunu niye kullanmıyorsunuz dediğimde sağolsun İnegöl için Milli eğitim müdürlüğüne gitmiş fakat orada kadro ile ilgili, hiç böyle atlama payı yapmayacak sebepler söylemişler. Onlar da çok fazla üstünde durmadan geri adım atmış. Bunun dışında diğer derneklerimizde herhangi bir hareket yine maalesef olmadı.
İrfan: Anladım. Peki, pardon.
Bülent: Yo buyur.
İrfan: 2017’de Şevket Hocam, Arnavutça ile Boşnakça ikisi bir arada yapıldı. Aynı grup ya da aynı ekip ya da yakın çalışma arkadaşları sanırım. Bunun sebebi ne? Yani birden bire…
Şevket: O Halil Bey’e de yapıldı. Halil Beye de oldu. Halil beye olma sebebi de bir Arnavut ve bir Boşnak kökenli öğretmenin köyün okulunda öğretmenlik yapmaları.
İrfan: Yo, onu demiyorum ben. Üniversite bu programları hazırladı ya
Şevket: Evet
İrfan: Arnavutça’yı ve Boşnakça’yı bir arada hazırladılar. Yani aynı üniversite hazırladı ben öyle biliyorum, öyle mi acaba?
Şevket: Şöyle söyleyeyim. Ben Boşnak Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Bölüm Başkanı ile görüştüm. Bana Arnavutça ile alakalı herhangi bir şey söylemedi. Sadece Boşnakça ile ilgili, bu sürecin gelişiminden bahsetti.
İrfan: Orada Edirne’de Boşnak Dili Edebiyatı bölümü var.
Şevket: Evet. Boşnak Dili Edebiyatı Bölümü var, Arnavut Dili Edebiyatı bölümü var.
İrfan: O sebeple, anladım. Tamam. Peki sizin olaya dahil olmanız, yani öğretmen olmanızla ilgili geçen anlatmıştınız bana. Burada Pendik’te sanırım bir okul müdürüyle bir görüşmeniz olmuştu değil mi?
Şevket: İlçe Milli Eğitim Müdürüyle
İrfan: Evet. Nasıl olmuştu o?
Şevket: İşte dediğim gibi, ben bir Boşnak Medya hem muhabiri hem temsilcisi unvanıyla yanına gittim. Şunu sordum, hocam dedim, devlet böyle bir imkan vermiş, çok güzel, fakat neden dedim Boşnakça öğretmenleri atanmıyor. Çünkü bana Boşnak Dili Edebiyatı Başkanı şunu demişti. Biz devletle şöyle bir anlaşma yaptık bu kitapları hazırlarken. Bize dediler ki, öğrencilerinizin hepsini öğretmen olarak atayacağız. Ve bunlar öğretmenlik yaparken formasyon vereceğiz ve formasyonu alıp bunların hepsi öğretmenlik yapacaklar. Fakat böyle bir şey yapılmamış.
İrfan: Nasıl, bir daha açıklar mısınız, nasıl, orayı anlayamadım tam olarak.
Şevket: Şöyle, Milli Eğitim Bakanlığı ile Trakya Üniversitesi Boşnak Dili ve Edebiyatı bölümü şöyle bir anlaşma yapıyor. Milli Eğitim Bakanlığı diyor ki siz diyor kitapları hazırlayın, ondan sonra biz bunları okullarımızda okutalım. Onlar da diyor ki tamam yaparız fakat bizim de şartımız var. Nedir o, ortalama yirmi, yirmi beş tane öğrenci geliyor zaten ve ortalama yirmi yirmi beş tane öğrenci de mezun oluyor.
İrfan: Üniversitede öğrenci oluyor, evet
Şevket: Üniversitede, Boşnak dili ve edebiyatından. Bölüm başkanı da diyor ki bu öğrencilerin çoğu işsizkalıyorlar, en azından böyle bir program başlatıyorsunuz, bu da güzel bir uygulama, bizim öğrencilerimizi öğretmen olarak alın, biz de bu kitapları hazırlayalım, böylece karşılıklı olarak birbirimize yardımımız olsun. Milli Eğitim Bakanlığı tamam diyor fakat öğretmen ataması yapılmıyor. Neden formasyonları yok. Ama daha önceki konuşmalarında bana ilettiği bilgiye göre, öğretmenlik yaparken formasyon da vereceklerdi. Fakat formasyon vermeyi bırakıp onlar atamıyorlar bile. Dolayısıyla yani ortada çok güzel bir proje var. Fakat Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen ataması yapmadığı için çoğu Boşnak bölgesindeki öğrenciler bu haktan mahrum kaldılar. Sıkıntı buradan kaynaklanıyor.
İrfan: Anladım, peki şeye gireceğiz de yani tercihler nasıl oldu, öğrenciler nasıl bu dersi seçiyorlar, orası da önemli. Fakat siz şeyi yarım kaldı. Pendik’te İlçe Milli Eğitim Müdürüyle görüşmenizdeki…
Şevket: Evet, işte ben de İlçe Milli Eğitim Müdürüne dedim ki, Milli Eğitim Bakanlığı böyle bir hak sundu çok güzel fakat neden bizim buradaki özellikle Boşnak öğrencilerin yoğun olduğu Kılıçarslan ortaokulu ve Atatürk ortaokulunda bu dersler niye başlamıyor. Aldığım bilgiye göre de öğrencilere bu ders seçtirilmiş, yani öğrenciler istiyoruz demişler. Fakat neden böyle bir şey yok dedim. O da bana işte senin esas mesleğin nedir diye sordu. Ben de öğretmen olduğumu söyledim. İşte nerede çalışıyorsun dedi. Dedim ben şu anda ücretli olarak İlim Yayma Cemiyetinde çalışıyorum dedim, yurdunda dedim. Ha, öyle mi dedi, ben de zaten İlim Yayma’ya üyeyim dedi. Öyle mi hocam çok güzel dedim. O zaman hocam, gel seni dedi Boşnakça öğretmeni yapalım dedi. Hemen orada şube müdürünü aradı. Dedi ki hani gözümüz aydın Boşnakça hocasını bulduk dedi. Hemen bunun dedi atamasını gerçekleştir.
İrfan: Hangi yıldı bu? Hangi yıl, hangi aydı?
Şevket: 2017 Eylül ayının yirmi beşi, yirmi altısı gibiydi.
Bülent: Peki bu Eylül ayında olduğuna göre aynı öğretim yılında nasıl öğretmenliğe başladınız? Tercih için bizim öğrendiğimiz şuydu, tercihler bir öğrenci bir önceki yılın birinci döneminin sonunda yapılıyordu. Öğrenciler hazır mıydı hemen, siz sonraki öğretim yılında mı yaptınız?
Şevket: Öğrenciler hazırmış zaten. Öğrenciler de Boşnakça dersinin olmanı bekliyorlarmış fakat Boşnakça dersi verilmediği için dersler boş geçmesin diye başka dersler veriliyormuş o sırada yani.
Bülent: Peki, tercih döneminde yani Boşnakça tercih edilmiş.
Şevket: Evet, edilmiş. Hatta Kılıçarslan Ortaokulunda altı, yedi ve sekizlerde toplam altmış dokuz tane öğrenci seçmişti.
Bülent: Bir saniye, sizin okulunuzun şeyi neydi?
Şevket: Kılıçarslan ortaokulu
Bülent: Diğer okul, bulunduğu yerin adı
Şevket: Pendik
Bülent: Pendik’te. Bu bir yani Pendik’teki birkaç okulu değil sadece Kılıçarslan Ortaokulundan bu kadar kişi tercih etmiş. Peki siz o tercih sürecinde haberiniz oldu mu, kim yürüttü bu tercih kampanyasını, dilekçe toplamayı
İrfan: Öğrenciler nereden öğrendiler bunu, bir bilgilenmeleri gerekiyor ya
Bülent: Çok başarılı bir şey çünkü bu
Şevket: Benim o süreçten haberim yok. Benim sadece bildiğim derslerin seçilmiş olduğu. Ben derslere başlarken ben okul müdürüyle görüştüm. Bana verdiği bilgiye göre ben bunu size söyledim. Boşnakça dersleri seçildi fakat hoca olmadığı için biz dersler boş geçmesin diye başka ders verdik hocam, artık madem sen geldin, artık o derslerin yerine seni vereceğiz dediler.
Bülent: Ben o zaman başından yanlış anladım. Siz aslında o okula da o öğretim yılında başladınız değil mi?
Şevket: Evet, 2017 yılının ekim ayının başında başladım.
Bülent: Siz ondan önce neredeydiniz?
Şevket: Sen ondan önce ders ücretli çalışıyordum. İlim Yayma yurdunda ve Göktürk okullarında ders ücretliydim.
Bülent: Anladım. Peki bu dersi siz verdiğinizde hangi sınıfın dersini vermiş oldunuz. Altmış kişi açtı, sadece bir öğretmen var, sizin dışınızda öğretmen vardı, hangi seviyelerde verdiniz?
Şevket: Şöyle, altı, yedi ve sekizinci sınıflara ayrı ayrı derslerine girdim. Altılar haftada bir gün iki saat veriliyordu. Yediler haftada bir gün iki saat veriliyordu. Sekizler de haftada bir gün iki saat veriliyordu. O şekilde.
İrfan: Bütün derslere siz girdiniz değil mi?
Şevket: Hepsine ben girdim ve ayrı ayrı, altı yedi sekiz bir arada değil. Altılar bir arada, yediler bir arada, sekizler bir arada.
Bülent: peki 2018-19 öğretim yılında?
Şevket: Onu da şöyle 2018’e geçtiğimizde Haziran ayı gibi dersler yine seçtiriliyordu. Ben yine müracaatımı yaptım. Fakat daha sonra derslerin niye başlamadığını sorduğumda hocam dediler, Boşnakça yerine daha çok dört tane ana ders düşünüldü. Matematik, Sosyal, fen ve Türkçe dolayısıyla bu sene Boşnakça verilmeyecek dediler ve öyle kaldı.
Bülent: Ama siz o tercih sürecinde aktif olamadınız mı ertesi yıl?
Şevket: Oldum, öğrencilere seçtirdim, hatta velilerle de görüştüm. Onları ikna ettim. Hatta ben çocuklarla beraber bir eğlence programı tertip ettim. Onlarla programlar yaptım, programlar ve saire. Yani onları hep diri tuttum, canlı tuttum bununla alakalı, altılara yedilere bunu telkin ettim. Onlar da tamam dediler. Hatta aileleriyle zaten irtibat kurdum. Hatta ev ziyaretine gidiyordum bizim Boşnakları. Basıldak dediğimiz programlar yapıyordum, gece gezmeleri, orada da bunuş unuyordum. Onlar da çok güzel hocam biz tanıdıklarımıza söyleriz dediler fakat öyle bir cevap geldi bana. Boşnakça şu an ihtiyaç duyulmuyor verilmeyecek, dört tane ana ders verilecek dolayısıyla Boşnakça dersi bu sene yok dediler.
Bülent: Okul idaresinin kararı bu
Şevket: Okul idaresinin kararı evet.
Bülent: Böyle bir inisiyatifi var mı peki?
Şevket: Olmaması gerekiyor.
Bülent: Ama siz yani kabul ettiniz, yapacak bir şey yoktu, veliler de kabul etti.
Şevket: Aynen. Mesela ben mayıs ayında, iki bin on sekizde İstanbul geneli zümre başkanları toplantısına katıldım. Yaşayan diller ve lehçelere gelen bütün hocalarla beraber bir aradaydık. Yani bu kadar şeyden sonra, bir ay sonra ne oldu, ne değişti, neden böyle bir karar alındı, ben de anlamış değilim. Derneklerimizin buna bir tepkisi olmadı. Bir sahiplenmesi de olmadı ve ortada kaldı bu dersler maalesef.
Bülent: 2019-20’de de verilemedi.
Şevket: Verilemedi.
Bülent: Peki 18-19 ya da 19-20’de verilen başka bir okul biliyor musunuz?
Şevket: Bizim burada yok. Onu bilmiyorum. Sadece Halil Veli’den haber aldık biz.
Bülent: Hı, hı. Yani bu online, pandemi döneminde bile veren var bu dersi.
Şevket: Ben öyle duymuştum yani sene başından itibaren veriliyor demişti.
Bülent: İrfan Hocam, istersen şeye geçelim. Dersin içeriğine, ders malzemelerine, öğrencilerin dağılımına, kompozisyonuna.
İrfan: Tamam. Şöyle, aslında ben bir şeyi anlamadım Bülent Hocam. Onu bir sorayım.
Bülent: Tabi, tabi.
İrfan: Şimdi, birden bire siz bir Boşnak Medya’nın bir ziyareti için bir okula, okul işte Milli Eğitim Müdürlüğüne gittiniz. Onlar dediler bizde hazır seçilmiş dersler var. Az da değil altmış dokuz öğrenci seçmiş. Birden bire.
Şevket: Hatta şunu da söyleyeyim.
İrfan: Birden bire öğretmen atadılar, sonra birden bire vazgeçtiler.
Şevket: Diğer okulda da seçilmiş. Hatta Atatürk Ortaokulunda iki tane Bosna kökenli Türkiye’de okuyan mezun olan öğrenciler de gitmiş fakat haftada dört saat veya altı saat verileceği duyulunca burada alacakları ücret tatminkar olmayacak diye oradaki derslere girmemişler. Ben diğer okulda ders olarak değil, bildiğiniz dil kursu şeklinde gittim. Yani not verilmesi şeklinde değil de öğrencinin gönüllü olarak kendi istekleriyle okul sonrasında saat üç buçuktan beşe kadarki olan bir süreçte dil kursu şeklinde öğretmenlik yaptım orada da.
İrfan: Bu Atatürk Ortaokulunda diyorsunuz.
Şevket: Yani oradaki müdür de aslında bunun bir ders olduğunu, seçmeli ders olduğunu, bunun bir not sistemi üzerinden verilmesi gereken bir ders olduğunu bildiği halde hocam şu anda artık çok geç kaldık dedi. Biz bunu dedi dil kursu şeklinde yapalım. Sen de mağdur olma, gelmek isteyen öğrenciler mağdur olmasın dediler.
İrfan: ve şeyin sonuna koydular, ders programının sonuna koydular.
Şevket: Aynen ve Cuma günüydü. İstiklal Marşı bittikten sonra oluyordu.
İrfan: Anladım. İşte bunu hatırlıyor musunuz?
Bülent: Katılan oluyor muydu?
Şevket: Katılan yirmi yirmi beş kişiyle başladık, orada da dört beş kişiyle bitirdik.
İrfan: Peki nasıl birden bire altmış dokuz tane öğrenci seçmiş, çalışan yok, bilgilendiren yok çocukları?
Şevket: Sanırım şöyle benim anladığım orada edindiğim bilgilere göre. Yani Kılıçarslan Ortaokulu, Boşnak öğrencilerin çoğunlukta olduğu bir okul. Ve buradaki okul müdürüne de gelecek sene Boşnakça dersi olacak sen bunlara ders seçtir demişler.
İrfan: He, anladım.
Şevket: O şekilde.
Bülent: Hani milli eğitimden mi yoksa STK’ların Boşnak derneklerinin mi
Şevket: İlçe Milli Eğitimden söylenmiş.
İrfan: İlçe Milli Eğitimden söylemişler. Şöyle olmuş o zaman anladadığım, yani fikir yürütüyorum. Bunların Boşnakçanın şeyi kabul olduktan sonra programı, ilçe milli eğitim müdürlüğü şeyi aramış, okulu, işte Boşnakça da seçilebiliyor, ders seçtirin demişler, 2017 yılında. Çok ilginç bir vaka.
İrfan: Peki. Biraz şeye geçelim. Şimdi Kılıçarslan Ortaokulunda siz üç tane sınıfa altmış dokuz öğrenciye ders verdiniz. Ayrıca Atatürk Ortaokulunda da
Şevket: Atatürk Ortaokulunda da dil kursu şeklinde verdim.
İrfan: Atatürk Ortaokulunda da Cuma günleri ders saati bitişinden sonra dil kursu şeklinde yirmi beş öğrenciye başladınız, dörde düştü sonra.
Şevket: Hı hı.
İrfan: Peki öğrencilerinizin dili bilme durumu neydi? Yani dili biliyorlar mıydı?
Bülent: Sadece Kılıçarslan’ı konuşalım, birbirine karışacak yoksa. Biz seçmeli ders verdiniz ya o notlu, Milli Eğitim Bakanlığı müfredatı içerisinde verilen dersleri konuşalım bu aşamada.
Şevket: Evet, şöyle, Kılıçarslan’da, annesi Bosna ya da Sancak kökenli olan çocuklar biraz daha, bir tık daha önde Boşnakça biliyorlardı. Geri kalanlar işte anne babalarından duydukları kulak dolgunluğuyla ama ve çok Boşnakçaları yoktu.
Bülent: Boşnakça olmayan yok muydu ders alan?
Şevket: Kılıçarslan’da şöyle annesi Türk babası Boşnak ya da babası Türk annesi Boşnak olan vardı.
Bülent: Ama hiç böyle meraktan, ilgiden, yahu herkes burada bu dili konuşuyor ben de öğreneyim diye yollayan bir veli yoktu, çocuğum öğrensin diye.
Şevket: Atütürk Ortaokulunda gördüm ben. Atatürk Ortaokulunda üç tane öğrenci Boşnak değildi. Neden dedim böyle bir şey düşündünüz. Madem Boşnak mahallesinde oturuyoruz, bir sürü de Boşnak arkadaşımız var, biz bunu değerlendirelim dediler ve o dört kişiden iki tanesi onlardı.
Bülent: Eyvallah. Sona kalanlar he?
Şevket: Evet.
İrfan: Peki. Boşnakçayı hangi alfabe ile verdiniz?
Şevket: Latin Alfabesi.
İrfan: Latin Alfabesi. Şeyde de Bosna Hersek’te.
Şevket: Bosna Hersek’te şöyle, zaten Boşnakçanın beş tane lehçesi var. Orada Saraybosna lehçesi esas alınarak yapılan dil öğretimleri uyguladık. Böyle
İrfan: Peki, Türkiyedekilerin bu sizin kullandığınız Bosna Hersek lehçesi arasında bir fark var mı öyle belirgin?
Şevket: Tabi ki, var.
Bülent: Var. Bu standart Boşnakça bir de.
Şevket: Şöyle, mesela Boşnakçanın beş tane lehçesi var. Bizim bulunduğumuz Pendik bölgesi Sancak lehçesi kullanır. Sancak lehçesi de Ekarski denen lehçe kullanır. Bosnadakiler ise İyekavskiyi kullanır. Farkı ne, mesela biz Lepo deriz güzele Bosna’da liyepo derler mesela. Ya da mesela.
Bülent: Peki bu fark, pardon.
Şevket: Buyurun.
Bülent: Bu fark, bu yani Sancak ve Saraybosna lehçe farkı sınıfta ne gibi handikaplar yarattı, zorlukları oldu mu sizin için ya da nasıl tepkiler aldınız çocuklardan?
Şevket: Hatta mesela sadece lehçeli mesela bazı kelimelerle farklılıklarla karşılaştılar. Bir örnek vereyim, mesela Bosna Boşnakçasında pas derler köpeğe, bizimkiler pahçe derler. Ben pas dediğimde çocuklar şaşırırdı. Hocam ne o falan, dedim arkadaşlar gerçek Boşnakça, Bosna Boşnakçası böyledir. E çocuklar bu sefer iki arada bir derede kaldılar.
Bülent: Siz ona gerçek Boşnakça diyorsunuz öyle mi?
Şevket: Bosna Boşnakçası böyle arkadaşlar diyordum yani buna göre eğitim verilir.
Bülent: Peki bu erkek çocuk, kız çocuk dağılımı nasıl, bu tercihlerde öne çıkan bir grup var mı yoksa?
Şevket: Hemen hemen
Bülent: Sayıları hatırlıyor musunuz?
Şevket: Yarı yarıyaydı, öyle diyeyim.
Bülent: Peki sınıflar da mı yaklaşık eşit mi dağılmıştı, bu altmış dokuz kişi üç sınıfa?
Şevket: Yirmi altı ya da yirmi dokuz tane altıncı sınıf olduğunu hatırlıyorum. En büyük sınıfımız oradaydı.
Bülent: Sonra daha da azalıyor.
Şevket: Sonra daha da azaldı evet. On altı ya da on yedi sekiz vardı. Öyle hatırlıyorum. Geri kalan da yedinci sınıflardı.
Bülent: Peki siz böyle apar topar bir şey süreç sizin bir anda giriyorsunuz bu sürece. Hadi o Boşnakça dersi var hocam, verin diyorlar size, ders malzemesi nasıl yaptınız, ders ne kullandınız?
Şevket: Şöyle, normalde şu kitabı verdiler, görebiliyor musunuz?
Bülent: Evet
Şevket: Fakat bu kitap Mart 2018’de geldi. Peki ben ne yaptım Mart 2018’e kadar. Bizim Boşnak Birliği olarak satışa sunduğumuz Boşnakça öğrenim kitabı vardı. Biz o kitaptan dersler yaptırdık çocuklara.
Bülent: Nasıl, biraz derneğinizi anlatır mısın? Nasıldı? Malzemeler nereden buluyordunuz, nasıl karşılıyorlardı, nasıl kullanıyordunuz? Ayrıca destek aldığınız müzik, oyun ya da dışarıdan misafir, bir bizi bu süreci anlatabilir misiniz, tam gözümüzde canlandırmamız için? Daha başlar başlamaz
Şevket: Bana başla dediler ama ne zaman haftaya, güzel, dedim ki ben hangi malzemeyi kullanacağım. Milli Eğitim verecek. Peki Milli Eğitimde kitap var mı, yok. Peki dedim ben ne yapayım, ne yapayım diye düşündüm. Aklıma bizim Boşnakça öğrenim dil kitabı geldi. Biz bunu set olarak da satışa sunuyoruz insanlara. Bari dedim oradan başlayayım. Oradan çocuklara yavaş yavaş başladım. Bunun yanında tabi akıllı tahtalar olduğu için Türkçe altyazılı Boşnakça şarkılar, mesela dinlettim. Ya da böyle küçük konuşmalar, Türkçe altyazılı. Çocuklarda kulak dolgunluğu olsun istedim. İşte böyle arada dinlendirirken dedim ki arkadaşlar biraz böyle şarkı dinleyelim ki en azından bir kulak dolgunluğunuz olur. En azından yabancılık çekmezsiniz. Onlar mesela. Bazen de böyle canlandırmalar yaptık. Mesela tanışma tiyatroları, işte ben şuyum, sen kimsin, ben iyiyim, nasılsın, iyi misin, nerelisin, tamam anladın mı anladım, geç, iki üç kişi daha çekiyordum. Onlar da aynı şekilde tiyatro şeklinde ben şuyum, sen kimsin, ben şuyum işte nerelisin, buralıyım. Öyle mi öyle. Ne iş yapıyorsun, şu işi yapıyorum, tamam buyurun geçin. Bu şekilde hem tiyatro hem müzik hem kitap hem kitaptaki alıştırmalar üzerinden çocuklarda bir Boşnakça dersi geçirdik. Ta ki bu kitaplar gelene kadar.
İrfan: Şevket Bey, peki televizyonu hiç kullandınız mı?
Bülent: Aralarında böyle
Şevket: Youtube kanalı çok kullanıldı.
İrfan: Ama televizyon, Boşnak televizyonu filan, çocuklar izler miydi televizyon?
Şevket: Yani şöyle, televizyona Boşnak kanalı bağlanmadığı için okulda orada kullanamadım. Mesela ben şöyle alfabeyi öğretirken mesela Youtube’ta alfabeler var. Boşnakça alfabeler. Çocuklara onlar izlettim. Ondan sonra mesela böyle basit şarkılar vardı. Küçük çocuklara yönelik, ilkokul çocuklarına. Onları mesela verdim. Bu şekilde çocuklara yavaş yavaş birazcık yukarıya doğru yükselttim. Hatta çocukların birazlarını sıkılmasınlar diye Boşnakça oyunlar açıp oyun oynatıyordum orada.
Bülent: Peki Şevket Bey, sizin kendinizin Boşnakça bilgisi nereden?
Şevket: Ben şöyle, kendim 2010-2011 tarihinde o dönemde biraz kendi tarihime, kültürüme, dilime merak sardım. Biraz uzaklığın getirmiş olduğu sıkıntı ve acı vardı. Bu böyle olmaz dedim. Kendi kendime onları öğrenmeye karar verdim. İşte akrabalarımla, annemle, babamla, etrafımda biraz daha Boşnakça pratikler yaptım. İşte bu tür yayınlar elime geçtiğinde onları çalıştım o dönemlerde. Daha çok pratik üzerinden keza oturduğum yer Boşnak mahallesi benim. Türkçe yerine biraz daha Boşnakça konuşmayı tercih ettim. Yanlışlarımı, hatalarımı orada öğrenerek yavaş yavaş kendimi geliştirdim.
Bülent: Siz öğretmenliğe başladığınızda sizden bir sertifika talebi oldu mu? Nereden bildiğinizi kanıtlamanız için?
Şevket: Yo, hayır, hiçbir şey istemediler.
Bülent: Ama kendiniz formasyonunuz var, öğretmensiniz, branşınız ne?
Şevket: Ben tarih öğretmeniyim.
Bülent: Ha, tarih. Nere mezunusun?
Şevket: İstanbul Tarih. 2001.
Bülent: Vay be. Ben de Bilgi Tarihte çalışıyorum öğretim üyesi olarak. Peki siz tarih öğretmenliklerine devam ediyorsunuz yani, siz derslere devam ediyorsunuz.
Şevket: Tabi tarih öğretmenliği. Ben o sene hem Boşnakçacı hem tarihçiydim.
Bülent: Eyvallah, eyvallah. Peki bu öğrenciler arasında daha çok öne çıkan bir özelliğiyle ya da şimdi tarih, hem dersinize giren hem Boşnakça dersinize giren öğrencileriniz oluyordu tabi.
Şevket: Olmuyordu. Çünkü bulunduğum yer sadece ortaokuldu. Diğer çalıştığım kurumlar biri liseydi, biri de yurttu.
Bülent: Peki diğer öğretmenlerden duydunuz mu, bunların Boşnakça sınıfı dışındaki diğer öğretmenlerden böyle şeyler duyduk da o yüzden gözlemler, Boşnakça dersindeki başarıları, tavırları, performanslarıyla diğer derslerdeki hal ve hareketleri, başarıları konusunda duyduğunuz şeyler oldu mu, bazı gözlemler?
Şevket: Şöyle, öğretmenler daha çok Boşnakça dersine karşı bir sempati duyduklarını gördüm. Sempati olduklarını gördüm, bize karşı, özellikle bana karşı. Branşım üzerine Boşnakça mı çok güzel dediler. Zaten biliyorsun burası Boşnak mahallesi dediler. Yani Boşnakçaya geldiğimi, çocuklara Boşnakça öğrettiğimi duyunca çok güzel bir iş yapıyorsun, gerçekten yani bu iş para olarak düşünme zaten bir getirisi yok, evet dedim. Ben zaten bu işi paradan ziyade çocuklarımıza faydalı olmak için yapıyorum dedim. Zaten hocam şöyle, haftada dört saatlik ek dersle ne kadar para kazanırsınız ki? Ve onu da bildikleri için de beni çok seviyorlardı sağolsunlar. Çocuklar işte Boşnakça dersine girmeyen var mı diye sorduklarını, hatta teşvik ettiklerini duydum yani hocalardan.
Bülent: Velilerle peki hiç diyaloğunuz oldu mu?
Şevket: Velilerle diyaloğum oldu. Mesela o sebeple programlar yapıyordum. Bizim Boşnak Kültür evinde Posedat*** vardır, akşam gezmeleri, biz bunu eskiden çok yapardık. O zaman tabi televizyonlar yaygın değildi, tek kanal vardı. Giderdik, saat sekizden on ikiye kadar oturur muhabbet ederdik, çay içerdik, çekirdek çitlerdik falan. Aynı kültürün hem devamı adına hem velilerle çalışma hem komşuları çağırmalarını istiyordum. On on beş tane öğrenciyi yanımda götürüyordum. Orada mesela onlara anlatıyordum. Hocam, Allah razı olsun, böyle bir şeye sahip çıktığın için diyorlardı. Ben de aslında keşke daha fazla öğrenci olsaymış işte gelmiyor diyordum. Bazı veliler ise şunu demişler kayıt yaptıramayanlar. Ya, ben zaten evde öğretiyorum gerek yok diye kayıt yaptırmayanların olduğunu öğrendim. Kimi de ya ben çocuğumu göndereceğim ama çocuk ben yapacağım Boşnakçayı benim işime mi yarayacak onun yerine İngilizce öğreneyim daha iyi dediği için çocukların gelmediğini öğrendim.
İrfan: Daha olumsuz şeylerle karşılaştınız mı, çevrenizde, velilerde, öğretmenlerde?
Şevket: Yo, hatta ben şöyle diyeyim ben Boşnakça dersine girdiğimde, a ne Boşnakçası ne zaman başlamış diyenler oldu. Mesela, ondan sonra…
Bülent: Ama…
Şevket: Bizim haberimiz olsaydı keşke biz de yazdırırdık diyenler oldu.
Bülent: Ama konuşmanın başında o söylediğiniz işte bunu bir tehdit olarak, tehlike olarak gören, işte olası ayrılıkçı bölücü şeyler hemen aklına gelen şeyler olduğu için birkaç yıl almadıklarını, insanların ilgilenmediklerini söylediniz. Onlardan yani hiç daha sonra tepki gelmedi mi? O tür tepkilerle hiç karşılaşmadınız mı, bu öğretmenliğiniz sırasında?
Şevket: İşler yüz seksen derece tersine döndü. İyi ki böyle bir şey yapılmış. Zaten çocuklarımıza öğretmekte zorluk çekiyoruz şeklinde güzel tepkiler aldım. Hatta ben bunu Facebook’da duyuruyordum, reklamlarını yapıyordum. Yani çoğu insan ilk defa böyle bir şey verildiğinden haberdar olmuştu.
Bülent: Şevket Hocam, şeyin durumu neydi, bizim böyle değişik dillerle ilgili merak ettiğimiz şeylerden biri, şimdi sonuçta hani siz İstanbul’da bir yerdesiniz. Bu daha böyle taşrada olanlar için farklı ama şeyi öğretmen sendikaları var. Faal öğretmen sendikaları var, işte Eğitim Bir Sen, Eğitim Sen, Türk Eğitim Sen, değişik siyasi duruşlarına göre, bir de şeyler var, sivil toplum kuruluşları var, Boşnak Dernekleri, vakıfları var. Yani illa da Pendik’te olması gerekmiyor, hani İstanbul’un bir parçası olduğu için bayağı faal dernekler var. Yine medya var, yani dijital ve hatta matbu işte Sancak, Boşnak Dünyası mıydı, öyle bir süreli yayın da var, bunların tepkilerini öncesi ve sonrasıyla bize kısaca anlatabilir misiniz? Yani şeyler, bir şeyler sendikalar, öğretmen sendikaları, iki sivil toplum kuruluşları. Tek tek böyle düşününce siyasi görünüşe göre değişiyor mu insanların bu konudaki tavırları, önce sendikalardan başlayalım.
Şevket: Öğretmen sendikalarından herhangi bir tepki almadık.
Bülent: Olumlu, olumsuz
Şevket: Hiçbir şey söylenmedi.
Bülent: Tercih döneminde mesela bunların velileri bilgilendirelim ya da bu dersi almasınlar, matematik fen alsınlar yada siyer dersi alsınlar gibi öyle bir şey tartışma ya da çarpışma duymadınız.
Şevket: Yaşanmadı, öyle bir çalışmaları da olmadı.
Bülent: Peki şey, Boşnak derneklerinin, sivil toplum kuruluşlarının, aktivistlerinin
Şevket: Valla Boşnak dernekleri de bu işin aslında güzel bir çalışma olduğunu kabul ettiler. Fakat böyle çok fazla sahiplenme olmadı. Ben size açıkça isim vereyim yani Bayrampaşa Bosna Sancak Derneği dışında bir derneğimizden çok ciddi bir sahiplenmesi olmadı.
Bülent: Bunun devam etmemesinde bunun rolünün olduğunu düşünüyor musunuz?
Şevket: Tabi mesela 2018-2019’da Bayrampaşa’da devam ediyordu mesela
Bülent: Şeyde, MEB okulunda
Şevket: Evet milli eğitim okulunda. Buradaki dernek de bunu bildiği halde göz göre göre herhangi bir çalışma yapmadı.
Bülent: Peki bu devam etmemesinde okul idaresinin ve ilçe milli eğitimin rollerini düşünecek olursanız, kim daha etkiliydi, kim daha belirleyici, bir yani bu dersin verilmesinde ve sonrasında verilmemesinde sizce?
Şevket: İlçe milli eğitim müdürüdür tabiki.
Bülent: bire bir ilgileniyor mu sizce, okulda bu ders verilsin veya verilmesin, devam etmesin. Mesela sizin anlattığınız şey olayı var ya, siz verdiniz, üç yıl vermişsiniz, oldukça gerçekten çok güzel bir hikaye anlatıyorsunuz. Her öğretmenin de karşılaşmadınız, veli ilişkileri açısından öğrencileri takip etmeniz, onları kazanmaya çalışmanız ama sonra birden bire kesiliveriyor ve üstelik tercihler olmasına rağmen.
Şevket: Ben onu anlamış değilim. Yani gelecek seneyle alakalı ne olacak diye sorduğumda okul olarak biz bu kararı aldık. Boşnakça verilmeyecek..
Bülent: Ama sizce bu okul idaresinin kararı mı yoksa ilçe milli eğitimin mi?
Şevket: Sanmıyorum, sanmıyorum. İlçe milli eğitim istememiştir muhtemelen.
Bülent: Ama bu ilginç bir şey. Çünkü siz bunu yaparak şeyi de normalleştirmiş de oldunuz. Hatta diyorsunuz ki insanlar çok olumlu tepkiler vermeye başladılar. Ama yani sizin başlangıçla bitiş de gerçekten çok sıra dışı.
Şevket: Valla üç yıldan beridir çözemediğim nokta o. Ne oldu da böyle bir karar alındı?
Bülent: Ondan sonra siz ya da başkası denedi mi?
Şevket: Ondan sonra hiçbir şey duymadı. Yani öyle bir aktiviteye giren uğraşan kimse olmadı maalesef.
İrfan: Şimdi İl, İlçe Milli Eğitim Müdürü şurada okulda ders seçildi, orada öğretmen ol dedi. Siz de öğretmen oldunuz gittiniz. Peki okul müdürünün yaklaşımı nasıldı oraya vardığınızda?
Şevket: Okul müdürü gayet olumlu karşıladı. Sevindi de yani Boşnakça hocası bulunduğunda.
İrfan: Boşnak değildi değil mi?
Şevket: Kendisi Trabzonluydu.
Bülent: Öğretmenler peki, okulun diğer öğretmenleri yıl boyunca sizinle ilişkileri, hani merak ediyorlardır ama yine de anlamaya sorgulamaya, nereden çıktı Boşnakça yapan var mıydı böyle, hani hep bildiğimiz şüphelerden dolayı.
Şevket: Yok onlar zaten böyle bir hakkın verildiğini biliyorlardı ve kendileri mesela bunun güzel bir çalışma olduğunu bildikleri için ve oranın da Boşnak mahallesi olduğunu bildiği için çocukların öğrenmesi ve sahiplenmesi adına güzel bir proje olarak gördüler.
Bülent: Ya bu şeyi anlamaya çalışıyorum. Mesela Boşnak mahallesi diyorsunuz ya
Şevket: Şöyle söyleyeyim, Pendik, Kartal, Maltepe civarında kırk bin elli bin arasında Boşnak yaşıyor.
Bülent: Vardır o kadar
Şevket: Tabi
Bülent: Dolayısıyla yine Boşnakların yoğun olduğu, hatta çoğunlukta olduğu başka okullar da var
Şevket: Tabi ki, tabi ki
Bülent: Peki bu sizin örneğiniz başkaları için bir teşvik anlamına gelmedi mi, biz de tercih ettirelim, aldıralım çocuklara öğrensinler diye.
Şevket: Valla bilemiyorum ben pasifize edildikten sonra herhangi birinin ortaya çıkıp da bu işi sahiplendiğini görmedim.
Bülent: Siz bunu pasifize edilmek olarak görüyorsunuz yani?
Şevket: Evet, çünkü ortada fol yok yumurta yok, başarısız bir eğitim de geçirilmedi. Hani ne bileyim bilirsiniz yani okul müdürleri ders verecek öğretmenlere sene sonunda tamam ya da devam derler.
Bülent: Peki irfan müsaade var mı ben konuyu değiştirmek istiyorum, biraz başa dönmek istiyorum. Sizce bu kısım, sizin derneğinizden çok sizin görüşünüz, belki tahmininizi merak ediyorum. Şimdi bu iş sizce niye bu yaşayan diller lehçeler bir bütün olarak değişik diller, niye Milli Eğitim Okullarında öğretilmeye başlandı sizce, siz bunu neye yorarsınız, hangi faktörleri ya da etkenleri sayarsınız?
Şevket: Valla bunu benim düşüncem şu; tamamen tahmin üzerine yürütüyorum. Muhtemelen siyasiler ya da parti içindeki insanlar, tabandan gelen sese kulak verdiler ve böyle bir çalışma başlattılar diye düşünüyorum. Bir de Avrupa’ya uyum sağlama süreci diye olduğunu düşünüyorum.
Bülent: Siz başından beri izleme olanağı buldunuz mu tartışmaların ilk yapıldığı zamandan beri böyle ilginizi çekiyor muydu, a, başka diller de verilebilir gibi, mesela hangi dillerin verildiğini takip ettiniz mi?
Şevket: Tabi Kürtçe ilk olarak verildi. Keşke Boşnakça da olsaydı diyorum.
Bülent: Ama ondan sonra takip ettiniz yani haberleri başka hangi diller veriliyor.
Şevket: Tabi
Bülent: Çevrenizde var mıydı bu bilgi, a Lazca da veriliyormuş, a ZAzaca da veriliyormuş, a Adigece diye bir şey var. Rastladınız mı öğretmenlerden, aktivistlerden, diğer Boşnaklardan, ilgi var mıydı bu konuya?
Şevket: Söyledim ya bizim buradaki normal vatandaşa Boşnakça dersine giriyorum dediğimde a ne zaman başladı diyorlardı, Boşnakçadan bile haberleri yoktu
Bülent: Peki şöyle bir şey söyleyeceğim. İlginç bir şey 2013-14 öğretim yılında başladığında doğal olarak, nüfus olarak da daha çok zaten Milli Eğitimin müfredatında Kurmanca olarak geçiyor, Kurmanca, Zazaca, Lazca alanların sayısı bir anda bayağı çok. Bayağı ilgi var bu derslere. Ama giderek azalmış. Yani siz 2017’ye geldiğinizde başlıyorsunuz, orada bir iniş var tam tersine. Siz nasıl açıklarsınız bu durumu, yani az önce…
Şevket: Tabi heyecan olarak gören, bir kimlik sahiplenmesi, bir hak olarak görüyorlardı
Bülent: İnişi nasıl açıklıyorsunuz?
Şevket: Bir hak olarak gördüler bu insanlar, bunu kullanmak istediler fakat daha sonra bu sıradanlaştı. Yani böyle bir benim kimliğim kabul edildi, benim varlığım kabul edildi düşüncesiyle yaklaştı insanlar. Fakat daha sonra bu heyecan gitti diye bakıyorum.
Bülent: Ona bağlıyorsunuz.
Şevket: Tabi
Bülent: Peki o zaman Boşnakça için çok geç bir tarih. Boşnaklar o sırada niye bunu, bu fikre kapılıp aynı tavrı sergilemediler, benim kimliğim kabullenildi şeyini? Uzak mı durdular Boşnaklar?
Şevket: Maalesef öyle. Yani ben Türküm zaten. Ben evimde öğretirim zaten. Ben bölücü müyüm, ne gerek var gibi tepkilerle de karşılaşmıştık.
Bülent: Senin var mı İrfan?
İrfan: Benim birkaç sorum var. Birincisi
Şevket: İrfan Bey, şöyle yapalım mı, bir on dakika ara yapsak ilaç saatim geldi de onu kullansam olur mu acaba?
İrfan: Tabi tabi.
Bülent: Şu anda yirmi bir otuz beş, yirmi bir kırk beş uyar mı?
Şevket: Uyar, uyar.
Bülent: İrfan, kaydı ara verebiliyorsun.
İrfan: Şevket hocam diyecektim, siz şimdi yeni büyük bir ameliyat geçirdiniz ve yorulduğunuz vakit filan bizi uyarın, bitirebiliriz bu toplantıyı.
Şevket: Saat on gibi bitirelim isterseniz olur mu?
İrfan: Tamam, tamam. Hemen toplayacağız zaten. Bir iki tane sorumuz kaldı. Genel bir toparlama yapar, bitiririz. (yankılanıyor)
Bülent: Şimdi oldu mu?
İrfan: Oldu
Bülent: Telefondan bağlandım. Buyurun İrfan Hocam. İskender girdi herhalde.
İrfan: İskender her zamanki gibi. Şimdi şunu diyecektim, birincisi konuşmamızın başında siz bir İstanbul genelinde yaşayan diller lehçeler zümresinden bahsettiniz. O nedir? Nasıl bir zümreydi, kimler vardı, hangi yaşayan diller vardı?
Şevket: Şöyle, yaşayan diller dediler. Zeytinburnu’nda Boşnakça dersine giren bir hoca da vardı orada, o da geldi. Geri kalanlar ise İngilizce dersleri hocalarıydı.
İrfan: Nasıl oluyor o?
Şevket: Valla, Kağıthane tarafında bir okul söylediler. Oraya gittik. Zümre başkanımıza sorduk. Dediler ki İngilizce öğretmeniyim dedi oradaki hoca da. Dedim burası yaşayan diller değil mi, evet, peki neden böyle, valla bize böyle olması söylendi dedi, dedi bir araya geldik dedi. Peki biz burada ne yapacağız, ne konuşacağız dedim. Dedi bu sene ile ilgili görüşleriniz, istekleriniz, eksikler falan varsa bildirin dediler. Biz de ona göre kağıda yazdık. Bir yarım saat kırk dakika oturduktan sonra dağıldık.
İrfan:Kaç kişi vardı bu toplantıda?
Şevket: Yedi ya da sekiz kişi vardı.
İrfan: İki kişi Boşnakça idiniz. Geri kalan İngilizce idi. Mesela yaşayan dillerden Kürtçe açıldı mı bilmiyorum İstanbul genelinde, Zazaca açıldı mı bilmiyorum ama açılmıştır.
Şevket: Sadece ben ve arkadaş vardı.
Bülent: Lazca bir kadın arkadaş açmıştı ya sen biliyorsun
İrfan: Melek miydi, Melek Hanım.
Bülent: Evet
İrfan: Anladım, kimse yokmuş yani, öyle göstermelik bir şey anladığım kadarıyla.
Şevket: Aynen.
İrfan: Peki, başka şimdi Zeytinburnu’nda bir öğretmenden daha bahsettiniz. Başka Boşnakça açılmış ders, sınıflar var mıydı, 2017’den bu zamana kadar?
Şevket: 2017-18’de Bayrampaşa’da vardı. Zeytinburnu’nda vardı. Ben vardım, bir de Halil Bey vardı, başka da yoktu.
İrfan: Bayrampaşa, Zeytinburnu, Halil Beyli.
Bülent: Siz bunlarla temas halinde miydiniz, öyle bir whatsapp grubu olup malzeme, materyal, deneyim paylaşma?
Şevket: Yok herkes bağımsızdı.
Bülent: Yardımlaşma falan olmuyordu
Şevket: Olmadı ben sadece BAyrampaşadaki hocayla bir tanıdığım üzerinden görüştüm, o kadar.
Bülent: Öyle ders malzemesi paylaşma yok.
Şevket: Yok
İrfan: Onlar nasıl işliyordu dersi bilginiz var mı, ders materyali neydi, öğrenci sayıları kaçtı?
Şevket: Onlarla ilgili hiçbir bilgim yok. Sadece ZEytinburnundaki hocanın dediği ben kendim öğretiyorum, herhangi bir kitap falan kullanmıyorum diyordu. Kitap gelene kadar öyle gitti, sonra kitap kullandılar.
İrfan: Anladım 2017-18’de üç bölgede, Bayrampaşa, Zeytinburnu, Halilbeyli Bir de Pendik’te sizin okulunuzda açıldı. Peki 18-19’da?
Şevket: Haberim yok.
İrfan: Haberiniz yok. 19-20’de?
Şevket: Haberim yok.
İrfan: Anladım. Bir de şeyi sormak istiyorum ben, demin konuşmalarda bahsi geçti ama ben biraz daha açmak istiyorum orayı; bu seçmeli derslerin başlamasında ve Boşnakça için saymıyorum, Boşnakça çünkü 2017’de başladı, o ayrı bir gelişim göstermiş. Fakat 2012’de bu derslerin gündeme gelmesi, başlamasında seçiminde, artmasında, azalmasında, dönemin politik konjoktürünün bir etkisi var mıydı sizce?
Şevket: Bence vardı.
İrfan: Peki bunlar
Bülent: Hangi yönde?
Şevket: İşte Avrupa Birliği uyum süreci çalışmaları çerçevesinde böyle bir şeyin yapıldığını duymuştum.
Bülent: Peki, Boşnak cemaatinin bu konudaki tavrı, dönemlere göre değişti mi? Yani..
Şevket: 2017’den itibaren yüz seksen derece değişti.
Bülent: Ondan önceki süreci diyorum. 13-17 arasında da
Şevket: Öyle bir şey gündeme gelmedi, kimsenin bilgisi yoktu, öyle bir şey verilmesiyle alakalı herhangi bir duyum bile bilinmiyordu yani.
İrfan: Bir de şey var, Şevket Hocam, hani ikibinlerin başıydı sanırım, bu ilk TRT televizyonları, yerli dillerle, anadillerde program yapacak diye gündeme gelince Boşnakça da bu dönemde haftada, günde birkaç saat, haftada bir gün, günde birkaç saat gibi program söz konusu olmuştu. O zaman da Boşnak Dernekleri tepki göstermişti buna, öyle bir şey hatırlıyorum.
Şevket: Evet, biz istemiyoruz, biz bölücü değiliz. Biz zaten Türk kökenliyiz, böyle bir şeye gerek yok diyorlardı.
İrfan: O tavırla bu tavır, yani seçmeli dersler tavrı örtüşüyor.
Şevket: Hı hı.
Bülent: Bittiyse ben bir yavaş yavaş bitirelim artık. Daha fazla yormadan Şevket Hocamızı. Ama son birkaç şey var böyle, Hocam, hani bu geldiğimiz noktada siz önümüzdeki günleri, yılları nasıl görüyorsunuz, yani yeniden pandemi koşulları düzelince, pandemi ortadan kalkınca, yeniden açılabilir mi, yeniden ilgi artabilir mi buna, öğrenciler, veliler arasında, sivil toplum kuruluşları arasında, sizinki gibi hani medya kuruluşlarının konuya ilgisiyle, buna olan ilgi artırılabilir mi sizce?
Şevket: Şöyle, yani STK’ların ve medya yayın organlarının eğer iyi bir propagandası çalışması olursa olur, ama maalesef bu konularda çok zayıflar. Dolayısıyla ben bu konuda çok umutsuzum yani bu dersler açılsa bile öğretmen yokluğu bahane edilerek verileceğini düşünmüyorum.
Bülent: Ne önerirsiniz, mesela ne yapılmalı?
Şevket: Şimdi şöyle mesela
Bülent: Siz hala şeye inanıyor musunuz, bunun iyi bir olanak olduğu, alınması gerektiği, daha fazla alınması çaba harcanması gerektiğine inanıyor musunuz?
Şevket: Tabi ki, tabi ki, bu bir ihtiyaç. Sonuçta dil bir kimliktir. Eğer bir topluluğa ait olan bir insan kendi dilini bilmiyorsa o kimliğini artık silmiş demektir. Dolayısıyla da kendi kimliğini ortadan kaldırmış demektir. Ve bir kimlikisizdir bana göre. Artık kendini hangi topluma ait görüyorsa, hangi topluma yakın görüyorsa o şekilde kabul edecektir. Benim düşüncem bu. Dediğim gibi yani burada STK’lar falan öne çıkmazsa, mesela onlar da kalkıp şu anda mecliste üç tane Boşnak milletvekili var. Biri Cihangir İslam, biri Erkan Baş, biri Zafer Sancak. Fakat biz bunların Boşnakça derslerini sahiplenme yönüne baktığımızda hiç birinin öyle bir çalışması, çabası, hatta derdi bile olmadığını görüyoruz maalesef. Hiç öyle bir düşünceleri yok yani ben kendi…
Bülent: Temas kurulmuş mudur kendileriyle sizce bu konuda?
Şevket: Ben Cihangir İslam’la çok içli dışlıydım. Programlarıma çok geldi gitti. Kahvaltı programları olsun, Aliya’yı anma programları olsun, Bosna Bağımsızlık Günü programları olsun. Fakat..
Bülent: Hiç bu konu açıldı mı?
Şevket: Açıldı fakat hiç böyle bir derdi yoktu yani.
Bülent: Peki siz şahsen kendiniz mesela olursa vermek ister misiniz yine?
Şevket: Tabi ki.
Bülent: Vermek istersiniz
Şevket: Tabi ki, tabi ki, neden olmasın, seve seve.
Bülent: İrfan, varsa bir sorun yoksa vedalaşalım.
İrfan: Türkiye’deki Boşnakların genel olarak nerelerde yaşıyorlar, nüfusları ne kadar, bunları çok merak ediyorum ama bunları bir ara konuştuğumuz o konferans gibi bir şey yapacağız dedik ya o zaman sorarız.
Bülent: Çok iyi olur. Öyle bir şey gerçekten çok iyi olur ama şimdi ben size sorayım. Yorduk sizi ama, sizin sormak istediğiniz, söylemek istediğiniz, bitirmeden önce, var mı bir şey?
Şevket: Valla öncelikle şunu söyleyeyim. Böyle bir çalışma yaptığınız için gerçekten sizlere teşekkür ediyorum. Tebrik ediyorum. Yani demek ki hala kendi kimliğiyle, kendi diliyle, kendi kültürüyle azıcık kendiyle uğraşan insanların olması güzel bir şey. Bu bana biraz umut veriyor. Ama maalesef bu inşallah diğer derneklerimize dert olur, diğer derneklerimizin sıkıntısı olur. Ben sadece şunu söyleyip bitireyim. Ben birkaç yıl önce Türkiye Bosna Hersek Federasyonu Başkanı Ahmet Bey’e şunu demiştim; abi dedim, Bosna Hersek Liseleri açılsa, özel. Ya da Bosna Sancak Liseleri, biz burada normal eğitimin yanında kendi dilimizi, kültürümüzü öğretecek hocalar bulsak, böyle bir çalışma yapsak, Milli Eğitim Bakanlığından nasıl olur dediğimde sahiplenmediğini, yuvarlak cümlelerle geçiştirdiğini, işte bakarız, ederiz, neden olmasın, tabi ki falan gibi laflarla bunların pek kaale alınmadığını, daha sonra dikkate alınmadığını gördüm maalesef. Böyle bir duyarsız toplumuz biz maalesef. Türkiye’de beş altı milyon Boşnak olduğu söyleniyor. Otuz civarında Boşnak derneği var, bir tane federasyon var. Fakat hiç birinin böyle bir derdi yok maalesef, açıkça söyleyebilirim yani.
Bülent: Sizin, yani Boşnak Medya olarak bir tüzel kişiliğiniz var mı, yoksa öyle bir derneğe, bir şirkete falan aidiyet yok değil mi?
Şevket: Yok, biz kendimiz, altı kişiyiz, altı kişi kendi için çalışmalar yapıyoruz.
Bülent: Diğer dil gruplarıyla, diğer topluluklarla diğer kültürlerle temaslarınız, ilişkiniz oluyor mu?
Şevket: Daha çok Arnavutlarla
Bülent: Eyvallah. Biz çünkü Bilgi Üniversitesinde yürüttüğümüz bir proje kapsamında müzik, dil, medya, tarih çalışan Türkiye’nin değişik kültürleriyle ilgili çalışan işte bireylerini, inisiyatiflerini, vakıflarını, derneklerini, tüzel kişilik olsun olmasın bir araya getirip bir platform kurma çabası var, izin verirseniz ilgili arkadaşlara söyleyeyim, bizim Saraybosna’dan bir arkadaş bizim federasyonda, sizinle temas kursunlar, bilgileri göndersinler, ben sizin katılmanızı çok isterim.
Şevket: İnşallah, iyileştikten sonra neden olmasın.
Bülent: Ben İrfan arkadaştan bilginizi alıp, Bayram arkadaş, Saraybosna’dan, kendisi Arnavut, Türkiyeli’dir ama oraya doktoraya gitmişti, sizinle temas kurar, ben sevinirim çok böyle bir şeye katılırsanız.
Şevket: İnşallah.
Bülent: eyvallah.
İrfan: Şevket Hocam, çok teşekkür ederim. Hasta olmanıza rağmen, ameliyat geçirmenize rağmen çok güzel bir toplantı oldu. İnşallah bunun devamını getireceğiz, görüşmek üzere.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok