Boşnak İş adamımızın Dünya Devi Markası » Boşnak Medya
SON DAKİKA

Boşnak İş adamımızın Dünya Devi Markası

Bu haber 26 Ocak 2017 - 21:49 'de eklendi ve 129 views kez görüntülendi.

Zeynep Işıl Hamziç Boşnak Medya

Tekstilde dünya devlerinden biri olan başarılı Boşnak iş adamımız Sait Akarlılar tarafından 1991 de kurulan Mavi jeans, Türkiye’nin en büyük dünyanın da sayılı tekstil firmalarından biri olarak bilinmektedir.

Mavi Jeans ne kadar biliniyorsa, Sait Akarlılar da o kadar az tanınıyor diyebiliriz.

Saraybosna göçmeni bir aile tarafından İstanbul’da kurulan Mavi Jeans , Kanada, Avustralya, Rusya, ABD, Almanya gibi 50 ülkede 310 şubesi bulunan Mavi Shop, zincir mağazaları ile müşterilerine doğrudan hizmet vermektedir.

Boşnak İşadamımız Sait Akarlıları tanıyalım;

Ailesi, Saraybosna’dan İstanbula gelmiş olan Sait Akarlılar, 1940 yılında İstanbul’da doğdu.Saraybosna Boşnakların‘dandır. İş hayatına ailesinin ekonomik sıkıntıları nedeniyle çocuk denecek bir yaşta tüm gençlik yıllarını geçirdiği Gedikpaşa’da 12 yaşında başlamış.

Yıllarca dikiş dikip Türk, Ermeni, Musevi ustaların yanında çalışıp farklı kültürleri öğrenmiş. Ancak ilk ustası kendisinde büyük izler bırakmış. Gerek işi, gerekse kişiliğinin oluşumunda büyük etkisi olan emektar bir terziymiş ustası. Küçücük, ışıksız bir atölyede, sabahın ilk ışıklarından akşamın geç saatine kadar ceket dikiyor, dur durak bilmeden çalışıyorlarmış.
Ustası hakkında; dürüst, işini seven biriydi. Akarlılar, onun karakterinden çok etkilendiğini, işveren olduğu günden itibaren onun ilkelerini izlediğini söylüyor: “Ustam, sabahları işe herkesten erken gelirdi. Gece gündüz çalışırdı.En sıkıntılı zamanlarında bile işçilerine maaşlarını tam ve gününde ödemesi beni çok etkilemiştir. Ben de hayatım boyunca çalışanlarıma bu anlamda hiç sıkıntı çektirmedim.”dedi.

Günde 20 saat çalıştım;
Sait Akarlılar, 20 yaşına geldiğinde, İstanbul tekstil piyasasında kendine göre bir çevre edinmiş, para biriktirmişti. Ustasıyla helalleşip, 1960 yılının Ocak ayında kendi atölyesini kurdu. İlk başta işleri iyi gitti. 5 işçisi vardı ve aldığı siparişler de fena değildi. Ancak, bu refah dönemi sadece beş ay (27 Mayıs 1960’a kadar) sürdü. İhtilal sonrası siparişler bıçak gibi kesildi, yokluk yılları başladı. Akarlılar, ceket dikiminde uzmanlaşmıştı ama artık ayakta kalma mücadelesi vermek zorundadır. Bunun için ne bulursa onu dikmeye karar verir. Pantolon, şort, postane üniforması… Eline ne gelirse diker, hiçbir siparişi geri çevirmez. Günde 20 saat çalışır. Gece gündüz kavramını yitmiş, elleri dikiş dikmekten delik deşik olmuştur.
Bu dönemden çıkardığı ders şu olmuş: ‘İnsan her koşulda ekmeğini çıkarabilir. İşsiz kalmak kişinin kendi seçimidir. Ben en sıkıntılı dönemlerde bile hiç işsiz kalmadım çünkü gelen işi geri çevirmenin doğru olmadığını düşündüm.”

Baba yadigarını rehin verdim,
Ekonomik sıkıntılara rağmen, Sait Akarlılar ayakta kalmayı başardı. Ancak askerliği gelip çatmıştı, mecburen gitti. Giderken, atölyesini yanında çalışan güvendiği bir arkadaşına teslim etti. Askerlik döneminden sonra, İstanbul’a döndü. Ama atölyesinin yerinde yeller esiyordu. Ne işçileri ne de makinaları vardı. Yıkıldı… Arkadaşının, makinalarını Kapalıçarşı’da bir rehinciye sattığını öğrendi. Rehinciyi buldu ama makinaları geri alacak parası yoktu. Hayatta sahip olduğu tek varlığı olan baba yadigârı saatini, rehinciye verdi. Makinalarını 100 lira karşılığında geri alıp işini tekrar kurdu.Borcunu ilk ay ödeyemedi. İkinci ayın sonunda biriktirdiği 150 lirayı vererek rehinciden de saatini geri aldı.

Ailemi kaybedince korktum
Sait Akarlılar, ailesini çok erken yaşta kaybetmiş. Ancak bu trajedi, onu sıfır noktasından başlayıp bugünlere gelmesinde büyük rol oynamış. Kendisi de, iş prensiplerinin oluşmasında, Türkiye’nin en önemli markalarından birini yaratmasında çocukluğunda yaşadığı acı günlerin etkisi olduğunu belirtiyor:
“Daha yedi yaşında annemi kaybettim. 14 yaşındaydım babam öldü. Küçük yaşta yaşadığım bu iki acı olay, beni başka yerlere itebilirdi ama hırslandırdı. ‘Hiçbir kimseye muhtaç olmamak’ üzere yetiştirdim kendimi. Yokluğu bilen insanlar, sürekli kaybetme korkusu içinde olur ve elde ettikleri her şeyi daha sıkı tutarlar. Ben de bu kaybetme korkusuyla yaşadım. Bu korkunun verdiği motivasyonla hep daha iyisini yapmaya çalıştım. Yaptığım işleri, hiçbir zaman elimin ucuyla tutmadım, ortaya hep kaliteli, iyi, güzel ürünler çıkarmaya çalıştım.” 

Her gün rapor alıyorum
Akarlılar, başarısını, alın terine borçlu her insan gibi, konuşurken, ‘yaptım, ettim’ şeklinde tekil değil, çoğul konuşuyor. İş hayatında kazandığı başarının sadece kendisine ait değil, eşine, çocuklarına, ekibine, işçilerine de ait olduğunu sık sık vurguluyor. Başarısının temel faktörünü ‘ölesiye çalışmak’ olarak özetliyor.

“50 yıldır iş hayatının içindeyim ama sanki 150 yıldır çalışıyorum. Haftada 100 saat çalışırım. Kafam hep işle meşguldür” diyor.
İlk tatilini 50 yaşındayken yapmış. Bir haftalık bir tatilmiş bu. İşinden hem ruhen hem bedenen ilk kez koptuğu bir hafta. “Tatil güzel ama çalışmak yaşam biçimi olmuş benim için” diye anlatıyor.
Akarlılar, işlerinin önemli bir kısmını çocuklarına devretmiş gibi görünse de kontrol ve ‘son söz’ hala onda. Mavi mağazalarından her gün düzenli rapor aldığını, satış ve yönetim işlerini takip ettiğini, yöneticilerin ‘özel hayatlarına’ kadar her konuyu denetlediğini anlatıyor.

Eşime ilk görüşte aşık oldum
Hayatında hiç ‘zengin olayım’ diye dua etmemiş. Duaları hep tek bir şey içinmiş Akarlılar’ın: “Tanrı’ya çok dua ettim, bana iyi bir eş versin diye. Güzelliğin önemi yoktu. İyi bir anne, güzel ahlaklı bir eş için yalvardım hep” diyor.
28 yaşına bastığı yıl, duaları kabul olmuş.Eşime ilk görüşte aşık olmuştum. Benden 10 yaş küçüktü. Tanıştık, anlaştık. 18 yaşını doldurduğu gün evlendik.” 
Eşi Hayriye Hanım, Sait Bey’e üç yılda üç evlat vermiş. Akarlılar, eşinin bugünlere gelmesinde rolünün çok büyük olduğunu sık sık vurguluyor.
Anlattığına göre Hayriye Hanım, çocukların yetiştirilmesinde, eğitiminde büyük rol oynamış. Eşinin hala, şimdi 30’lu yaşlarda olan çocuklarının bavullarını hazırladığını, ABD’de yaşayan Ersin ve Elif’e kendi elleriyle hazırladığı reçelleri, kurduğu turşuları yolladığını anlatıyor.

Mavi, bir aile başarısıdır
Sait Akarlılar, Mavi’nin özellikle dünyada geldiği noktayı çocuklarına borçlu olduğunu belirtiyor. Kendisine, 50 yaşından sonra fabrika kurma cesaretini çocuklarının verdiğini vurguluyor:
“Bu markayı yaparken ‘nesillere intikal eden’ bir marka olmasını çok istemiştim. Gerçekçi bir şeyler yapmayı, iz bırakmayı dilemiştim. Çocuklarımın tahminimden daha heyecanlı bir şekilde işe sarılmaları bana büyük enerji verdi. Onların iyi eğitim almaları, heyecanları cesaret verdi. 50 yaşımda Çerkezköy’de fabrika kurdum. Şimdi bu fabrikada 2 bin den fazla kişi çalışıyor.” 

2003’de Avrupa’nın en önemli moda fuarı olan Bread & Butter’a kabul edilen ilk Türk markası oldu.

2004’de ise Cosmogirl Dergisi Amerika’nın en seksi jeansi olarak seçti. Aynı süreçte ise İstanbul tişörtleri ile satış rekorlarına imza attı.

2010’da Kıvanç Tatlıtuğ ile yıllık 5 milyon jeans satış rakamını geçti.

2012’de Adriana Lima marka yüzü oldu ve 500 milyon lira ciroyu geçti.

Ve 2016 yılında 7 şirket ile 50 ülkede 5 bin satış noktasında olmayı başardı.
Son olarakta ;
“Çocuklara çok vakit ayırdık. Eşim eğitimleriyle bizzat ilgilendi. Ben de baba olarak onlara çalışkan ve disiplinli bir rol modeli oldum. Evimizde açık bir ortam vardı. Kararları birlikte aldık. Hiçbir şeyi onlardan saklamadık” diyen Akarlılar, daha küçük yaşlardayken bile birlikte Amerikan pazarına giderek, blucin satın aldıklarını ve birlikte dikişlerini incelediklerini söylüyor ve ekliyor: “Mavi bir aile başarısıdır.

Kaynak:Rumeli Beylerbeyi blog-The Brand Age

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok