Bosna Savaşı'nın Bilinmeyen Ayrıntıları - 1 » Boşnak Medya
SON DAKİKA

Bosna Savaşı’nın Bilinmeyen Ayrıntıları – 1

Bu haber 17 Kasım 2015 - 17:34 'de eklendi ve 835 views kez görüntülendi.

Budapeşte’de İran operasyonu

Çatışmalar ‘dinler savaşı’ olarak gören İran, Bosna için harekete geçti. Rusya’dan alınan özel uçak silahla doldurulup önce Budapeşte’ye gönderildi. Ancak deşifre olan silahlar başka yollardan Bosnalılar’a iletildi

BAŞLARKEN

Bundan 20 yıl önce, yanıbaşımızdaki Balkanlar’da büyük bir insanlık dramı yaşandı. Yüz binlerce insan katledildi. Binlerce kadın ve kıza tecaviz edildi. Çenelerinden çengellere geçirilen Boşnaklar’ın önünde zafer çığlıkları atıldı. 1995 ve öncesi, insanlığın rafa kaldırıldığı yıllardı. Maalesef insanlık dışı bu vahşet, “medeni” dediğimiz Batı’nın gözü önünde ve desteği ile gerçekleşti.

Nemanya (Emir) Kusturica’nın Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne gelmesi sırasında yaşanan tartışmalar gösterdi ki, bu dram çoktan unutulmuş!

Biz, bu yazı dizisinde, sadece Balkanlar’da yaşanan o insanlık dışı olayları hatırlatmakla kalmayacağız. Bilinmeyen ve gün yüzüne çıkmayan perde arkasındaki pek çok olayı da ortaya koyacağız… Bosna katliamına imza atan Sırplar, kimlerden ve nasıl destek aldı? Eski Roma’da olduğu gibi, tribünleri seyircilerle dolu stadyumlarda, Boşnaklar alkışlar arasında ne şekilde boğazlandı? Boşnaklar’ın yok olmasını hangi ülkeler önledi? Birleşmiş Milletler  ablukası altındaki Saray Bosna’ya silahları kimler, nasıl soktu? Boşnaklar’a destek vermek için dünyanın başka ülkelerinde hangi operasyonlar yapıldı? Çetnik tetikçileri Ankara’ya gönderen Sırp yönetimi, kimleri öldürmeye çalıştı? Savaşın sonuna doğru Boşnaklar’ın eline geçen tahrip gücü son derece yüksek silahlar kimleri korkuttu? Boşnaklar’ın, Bosna içinde gayri meşru olarak ilan ettikleri Sırp Cumhuriyeti’nin başkenti Banya Luka’ya girmesini, Amerikalılar hangi tehditlerle önledi?

Sizlere Bosna dramının perde arkasını anlatırken, bunlar ve benzeri pek çok sorunun cevabını da vereceğiz. İnanılmaz ve nefes kesen operasyonlarla karşı karşıya kalacaksınız. Akıllara durgunluk veren olaylara tanık olacaksınız. Batı, Bosna’da katliamlara girişen Sırplar’ı alabildiğine destekledi. Boşnaklar’ı boğmak ve teslim almak amacıyla Saraybosna’ya uygulanan ambargonun delinmemesi için her türlü tedbiri aldı. Buna karşılık, Sırplar’a para, hatta silah yardımı bile yaptı.

BM Barış Gücü komutanları Sırp katillerle içki masalarında buluştular. Onlara istihbari bilgiler verdiler. Boşnaklar’a yönelik saldırılara göz yumup, burunlarının dibindeki katliamları bile görmezlikten geldiler. Batı, Sırp ve Hırvatlar’ı yönlendirmekle kalmadı. Bosna’ya dışarıdan gelen silah ve yakaladığı ilaç dahil, her türlü askeri malzemeye el koydu. Buna karşılık, Boşnaklar’ın arkasında bir “dost ülke” vardı. Bu ülkede, özel yetkilerle donatılmış bir elin parmakları kadar insan, adeta mucizeler yarattı. Dünya çapında büyük operasyonlara imza attı. Çeşitli yollarla BM ambargosu delindi. Bosna’ya ciddi miktarda silah sokuldu. İlginçtir, onlar Boşnaklar’a destek verirken, yaptıkları işlerden bir-iki üst düzey yönetici hariç, o ülkenin hükümetleri dahil, kimsenin haberi olmadı. Zaman içinde başka İslam ülkeleri de devreye girdi. Suudi Arabistan, Pakistan, Endonezya, Malezya, Sudan gibi ülkeler, Bosna Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’e silah alıp, kendini koruması için çok ciddi para yardımlarında bulundular.

Siyasi açıdan da Bosna’ya gereken her türlü desteği verdiler. İlginçtir, bir İslam ülkesi olmasına rağmen Mısır, Bosna’ya hep düşman gibi baktı. Mısır’ın Boşnaklar’a bir liralık bile faydası olmadı. Bu kadarla da kalmadı; Mısır’dan geçmek gafletinde bulunan Boşnak diplomatlar saatlerde sorgulanıp aşağılandı.

MACARİSTAN’DA İRAN UÇAĞI

Sırp saldırıları bütün hızıyla devam ediyordu. Bosna’ya yönelik BM ambargosu ise, tavizsiz olarak uygulanıyordu. Ancak, “dost ülkenin” girişimleri sonucu Boşnaklar’a yardım taşımak için Rusya’dan helikopterler ve nakliye uçakları alınmıştı. En büyük sıkıntı, Boşnaklar için silah teminiydi. Bu amaçla İran’la temasa geçildi. İran Hükümeti, son derece cesurca bir tavır sergiledi. Çatışmaları bir “dinler savaşı” olarak gören İran, Boşnaklar için her türlü yardıma hazır olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Rusya’dan satın alınan nakliye uçaklarından biri, gizlilik içinde Tahran Havaalanı’na gönderildi. Rus nakliye uçağı, havaalanının sakin bir köşesine çekildi.

İranlılar daha önceden kendilerine verilen ihtiyaç listesine göre, uçağı tıka basa silahla doldurdular. İran Hükümeti, bu silahlar için Boşnaklar’dan tek bir kuruş bile talep etmedi. Uçağın Rus pilotlarının ağırlanmasını bizzat üstlendi. Nakliye uçağının yakıtını bile İran Devleti ikmal etti. İşlem tamam olunca, nakliye uçağı batıya doğru hareket etti.

İRANLI MİLİSLERİN ÖLÜM OYUNU

Silah dolu kargo uçağı, önce Macaristan’ın başkenti Budapeşte’ye indi. Oradan Hırvatlar’ın kontrolündeki bir başka havaalanına geçecekti. Silahlar, “dost ülkenin” görevlendirdiği kişiler tarafından teslim alınacak, rüşvet karşılığı Saraybosna’ya götürülüp, Boşnak Ordusu’na teslim edilecekti. Budapeşte’de beklenmeyen bir gelişme oldu… Macar polisi, uçağın çevresini sarıp, arama yapmak istedi. Tartışmalar sürerken uçağın kapıları açıldı. İranlı pilotlarla birlikte İran Ordusu’nun görevlendirdiği askerler ellerindeki Kaleşnikoflarla uçağın kapısında belirdiler. Macar Polisi’ne verdikleri mesaj oldukça netti: – Israr etmeyin, arama yapmak isterseniz ateş açacağız. Kararlıyız, gerekirse havaalanını kana bularız.

Bunun üzerine Budapeşte ile Tahran arasında diplomatik trafik başladı. İran Hükümeti son derece net bir tavır sergiledi. Macarlar’a, uçağın aranmasında ısrar edilmesi halinde çatışma çıkmasının kaçınılmaz olduğunu bildirdi. Gerçekten de uçaktaki askerlere “gerekirse çatışmaktan çekinmeyin” talimatı verilmişti. Sonunda Macarlar geri adım attı. Deşifre olduğu için uçak tekrar Tahran’a döndü. İran’ın verdiği silahlar, başka yollardan Bosnalı Müslümanlar’a gönderildi.

İran Hükümeti, Boşnaklar için çok büyük bir riske girdi. Macarlar geri adım atmayıp kararlı davransalar, Budapeşte’de büyük bir çatışma çıkacaktı. Ardından BM ambargosunu delmeye çalışan İran, milletlerarası camiada çok büyük sıkıntıya girecekti. Batı ile ilişkileri çok daha fazla gerginleşecekti. İran Hükümeti kararlı davrandı ve kazandı!

TÜRK’Ü ÖLDÜR İZLERİNİ SİL

Balkanlar’da Boşnaklar’ın çektikleri acılar, çok eskilere dayanır. Boşnaklar, İslam’ı seçmeden önce, Bogomil ya da Pataren denilen tarikata mensuptular. Dini sebeplerle Avusturyalılar, Macarlar, Hırvatlar ve Sırplar’dan büyük zulüm gördüler. İşte bu yüzden ve müslümanlığında kendi dinlerine örtüşen nedenlerle 1464’de Fatih Sultan Mehmet’i sevinçle karşıladılar. Kitleler halinde Müslüman oldular.

Osmanlı idaresinde 400 sene mutluluk içinde yaşadılar. 1878 Berlin Konferansı’nın ardından Bosna’nın elden çıkması ile acılar yeniden başladı. Balkanlar’ı Osmanlı’dan koparmak için büyük bir vahşet uygulandı. Karadağ Prensi Negoş’un yazdığı destanlarda “pislik” diye bahsettiği ve “Bu pisliğin kokusu bile kazınmalı” dediği Türk- Müslüman unsurlara karşı tam bir soykırım uygulandı. Negoş prensibi bütün Avrupa tarafından benimsendi.

KATLİAMI SEYRETTİLER…

Avrupa’da o kadar büyük nefret tohumları ekildi ki, Türk ve Müslüman unsurlarla beraber bütün kültür varlıkları kazındı. Budapeşte, Belgrat, Sofya ve Atina gibi şehirlerde Türk-İslam izi bırakılmadı. Belgrat’ta 220 Osmanlı eserinden sadece bir tanesi ayakta kalabildi. Eski Roma İmparatorluğu’nun zulmünü ve düşmanı “yok etme” kültürünü miras alan Avrupalı milletler, hep aynı parola ile hareket ettiler: “Türk”ü öldür izlerini sil.” Balkanlar’dan Türk izlerini silmek için her türlü kahpelik sergilendi.

1807’de, Belgrat Muhafızı Mustafa Paşa, ant. sonucu şehirden çekildiğinde 3 bin askeri ile pusuya düşürülüp, kılıçtan geçirildi. Ardından Belgrat’ta Müslümanlar’la birlikte bütün Yahudiler de katledildi. 1827’de Mora İsyanı sırasında Tripoliçe Şehri’ndeki asker-sivil 8 bin Müslüman yok edildi. Kadınlar da Yunanlılar’a cariye olarak verildi. Bütün bunlar yaşanırken, İngiliz ve Rus gözlemciler, sadece seyrettiler. Boğdan’daki Özi Kalesi ele geçirildikten sonra içindeki 15 bin kişi katledildi. Bunu duyan Osmanlı Padişahı 1. Abdülhamit kahrından felç geçirip yere yıkıldı. İki gün sonra da hayatını kaybetti. 93 savaşından sonra Sofya’ya giren Bulgar çeteleri de aynı işi yaptı.

TETİĞE ALMANYA BASTI

Sonuç olarak Balkan Savaşı’nda 1,5 milyon Türk ve Müslüman, sürüldü. Bir o kadarı da katledildi. ABD’li tarihçi Prof. Justin McCarthy’e göre, 1821 ve 1922 yılları arasında Balkanlar ve Kafkasya’da tam 6,5 milyon Müslüman öldürüldü, 5 milyon Müslüman da Anadolu’ya sürüldü. Maalesef, bütün bu katliam ve iz silme operasyonunun tamamını Kilise organize etti! İslam’a karşı duyulan düşmanlık, Türk düşmanlığı ile başa baş gitti.

Avrupa ve Balkanlar’da “Türk” denildiğinde İslam, “İslam” denildiğinde Türk akla geldi. 1990’lı yıllarda yaşanan Bosna katliamını da geçmişte yaşanan bu olaylardan bağımsız olarak görmemek gerekir. Tetiği, dünya komünizmi çökerken, Slovenya ve Hırvatistan’a çöp kamyonları ile silah gönderen Almanya çekti. Ardından 300 bin Boşnak’ın hayatını kaybettiği katliamlar yaşandı. Batı, Bosna’ya ambargo uyguladı.

Sürekli olarak Sırplar’ın sırtlarını sıvazladı. BM Barış gücü de katliamları seyretti. Hedef, Bosna, Sancak ve Kosova’yı Müslümanlar’dan temizlemek ve ardından AB’ye almaktı. Çünkü, AB’nin Balkanlar’ın hem hammaddesine, hem de iş gücüne ihtiyacı vardı. Kısacası, Bosna’da yaşanan zulüm ve cinayetler, tesadüf değildi. Tarihin tekerrürüydü ve ilk andan itibaren planlanmıştı!

BOSNA ‘BİLGE KRALI’ ALİYA’YI ÖZLEMLE ANIYOR

8 Ağustos 1925’de Bosna’ya çok özel bir insan armağan edilmişti. O gün, yıllar sonra ülkesinde bağımsızlık ateşini yakacak olan Aliya İzzetbegoviç dünyaya gelmişti… 1992-1995 yılları arasında acının ve gözyaşının adresi olan Bosna, yaralarını Aliya’dan güç alarak sarmıştı… İzzetbegoviç, Sırp katliamında halkı için yaptığı fedakarlıklar ve mütevazı yaşamı ile tam anlamıyla bir örnek şahsiyet olduğunu dünyaya kanıtlamıştı. Cesaret ve kararlılığıyla hemen herkesin dikkatini üzerinde toplayan İzzetbegoviç, baskılara boyun eğmemiş ve inandığını her yerde savunmuştu. Mütevazı evinde emekli maaşıyla geçinen “Bilge Kral” Aliya, 9 yıl önce hayatını kaybetti. Halkına hürriyet bırakıp 78 yaşında bu dünyadan göçen Aliya İzzetbegoviç’in dün ölüm yıldönümüydü… İşte Bosnalılar bütün zorluklara rağmen Bosna- Hersek’i bağımsız bir devlet yapmayı başaran “Bilge Kral”larını şimdi özlemle anıyor… Bosnalılar en zor anda kendilerini kolları altına alan “Baba”ları Aliya İzzetbegoviç’i hiç unutmuyor…

Rus pilotlar gönüllü cephane taşıdı

Dost ülke’ devreye girdi, bol miktarda silah temin edildi. Mühimmat, Rus pilotlar tarafından Bosna’ya nakledildi. 3 yıl boyunca kimseyle haberleşmemeyi taahhüt eden pilotlara, aylık 5 bin dolar maaş ödendi Balkanlar’daki katliam bütün hızı ile devam ediyordu. Boşnaklar, tam bir var oluş-yok oluş mücadelesinin içindeydiler. Başta Cumhurbaşkanı Aliya İzetbegoviç olmak üzere Boşnak bakanlar, generaller ve din adamları yardım toplayabilmek için dünyanın dört bir yanına dağıldılar. İslam dünyası, Avrupa’ya karşı büyük bir dayanışma gösterdi. Milyar dolarlarla ifade edilecek miktarda paralar toplandı. Tabii, bu arada kendileri hesabına para toplayıp, cebe indirenler de oldu. Onların bir kısmı yakalanıp cezalandırıldı. Para tamamdı, ama bunlarla silah alınması gerekiyordu. İzetbegoviç silah alıyor, BM görevlileri yakalayıp el koyuyordu.

Boşnaklar için cip, sağlık malzemesi ve savaşta kullanılacak teknik malzeme taşıyan bir gemiye Akdeniz’de el konuldu. Boşnaklar’ın bir başka gemisi, Avrupalılar tarafından durdurulmak istenince, Marmaris’teki Aksaz Deniz Üssü’ne sığındı. Orada uzun süre tutulduktan sonra, içindeki malzeme farklı yollardan Bosna’ya gönderildi. Sıkıntı büyüktü. Toplanan para, ambargo yüzünden hiçbir işe yaramıyordu. İşte bu aşamada “Dost ülkedeki” görevliler devreye girdiler. Rusya ile yapılan pazarlıklar sonucu 10 adet Mi-17 tipi helikopter satın alındı. Ardından üç adet de Rus nakliye uçağı alınıp, Bosna Ordusu’nun envanterine kaydedildi. Bol miktarda da silah temin edildi. İlginç olan Bosna’da Sırplar’a yardım eden Ruslar, bu silahların Bosnalı Müslümanlar’a gittiğini bilmesine rağmen, büyük kolaylıklar gösteriyorlardı. Devletin resmi silah fabrikası Osvorujenye yetkilileri, Bosna’ya silah satmak için adeta çırpınıyorlardı. Sıkıntı büyük ölçüde aşılmıştı. Rus kargo uçakları, başta Rusya ve Güney Afrika olmak üzere, dünyanın dört bir yanından “Dost ülkeye” askeri malzeme taşıyorlardı. Askerin ihtiyaç duyduğu bu malzemeler, oradan da Bosna’ya ulaştırılıyordu.

PARANIN GÜCÜ

Bosna’ya silah sokmanın iki yolu vardı: İlginçtir, Sırplar Boşnaklar’ı yok etmek için her türlü yolu denerken, Sırp silah kaçakçıları büyük bedeller karşılığında tank ve top hariç, her türlü askeri malzemenin Bosna’ya girmesine aracılık ediyorlardı. Bir başka yol da Hırvatistan’dan geçiyordu. BM ambargosunu delme faaliyetini, Franyo Tucuman Hükümeti’nin Savunma Bakanı Şuşak bizzat koordine ediyordu. “Dost ülkeden” kalkan silah dolu kargo uçakları Zagrep’e iniyor, burada yüzde 50’sine Hırvat Hükümeti tarafından el konuluyor, kalan yarısının Bosna’ya geçişine izin veriliyordu. Ayrıca, her uçak başına 300 bin dolar da haraç alınıyordu. Para bütün kapıları açıyordu! “Dost ülke” adına dünyanın çeşitli ülkelerindeki silah satıcıları ile irtibata geçiliyor, pazarlıklar yapılıyordu. Silahlar “Dost ülke” adına alınıyor, ancak satanlar da nereye gittiğini iyi biliyordu. Temin edilen askeri malzemeler iki havaalanı değiştirip, Zagrep üzerinden Bosna’ya ulaştırılıyordu. Savaş da bütün şiddeti ile devam ediyordu…

RUS PİLOTLARIN SADAKATİ

Bosna’ya silah taşıyan Rus kargo uçaklarını, yine Rus pilotlar kullanıyordu. Bu iş için her biri ile özel anlaşma yapıldı. Rus pilotlar, 3 yıl boyunca kimse ile haberleşmemeyi özel kontratla taahhüt ettiler. Bunun karşılığında kendilerine aylık 5 bin dolar ödendi. Kendi ülkelerinde 50 dolar alırken, aylık 5 bin dolara anlaşma yapan Ruslar da son derece sadakatle Bosnalı Müslümanlar’a silah taşıdılar. Ayrıca, sadık olmasalar da sonuç değişmeyecekti. Her birinin başına Bosnalı özel muhafızlar dikildi. 24 saat koruma ve gözetim altında tutuldular. Aileleri ile sadece mektup yolu ile haberleşebiliyorlardı. Yazdıkları mektuplar, okunduktan sonra postaya veriliyor, aileleri de önceden tespit edilen bir posta kutusuna cevap gönderebiliyordu. O mektuplar da okunduktan sonra kendilerine veriliyordu. Rus pilotlar, önceden yapılan anlaşmaya harfiyen riayet ettiler. Hiçbir sıkıntı çıkarmadıkları gibi, acil durumlarda gönüllü olarak uçaklardaki cephanelerin taşınmasına yardım ettiler. Bilerek ve samimi olarak Bosnalı Müslümanlar’a hizmet ettiler.

BOSNA’DA ÖZEL HAVAALANI

Artık Bosna’ya silah sevkiyatı rutine binmişti. Pazarlık işini “Dost ülkenin” görevlileri yapıyor, silahların bedellerinin ödemesini de İzzetbegoviç’in özel görevlendirdiği isimler gerçekleştiriyordu. Rus yapımı uçak ve helikopterler, “Dost ülke” havaalanlarında adeta cirit atıyorlardı. Diledikleri havaalanlarına inip-kalkıyorlar, ücretsiz konaklıyorlardı. Bu amaçla özel bir emir çıkarılmıştı. Bütün bu faaliyetler gerçekleştirilirken, çoğunlukla hükümetin bile haberi olmuyordu. “Dost ülkeye” getirilen askeri malzemeler, Zagrep’e gütürülüyor, oradan da Bosna’daki Visoko Şehri’ne taşınıyordu. Boşnaklar, bu iş için Visoko’da özel bir havaalanı inşa etmişlerdi. Bu toprak havaalanının inşaatını ve projesini de yine “Dost ülkenin” görevlendirdiği uzmanlar gerçekleştirdi. Ayrıca, Visoko’da yer altı silah depoları ve silah fabrikaları vardı. Yer yer katliamlar devam ediyordu, ama Boşnaklar artık eskisinden çok daha güçlü durumdalardı.

YUGOSLAVYA BÖLÜNÜYOR

1990’da Sovyetler Birliği’nin çökmesi ve komünizmin yıkılması ile birlikte Yugoslav komünistler desteksiz kaldı. Eski komünistler kısa sürede gömlek değiştirip, “demokrat” oldular. 1990 Eylül-Ekim aylarında Yugoslavya çapında seçimler yapıldı. Sırbistan’da eski Komünist Slobodan Miloseviç, Hırvatistan’da da eski partizan Franyo Tucman Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu. Eski Makedon Komünist Partisi Başkanı Kiro Gligorov ise, Makedonya Cumhurbaşkanı seçildi. Seçimleri kazanan tek demokrat lider, Bosna Cumhurbaşkanı Aliya İzetbegoviç oldu.

PLANI PEÇETEYE YAZDILAR

Komünizmin çökmesiyle kilise çevresinde yılardır şekillenen Büyük Sırbistan, Büyük Hırvatistan ve Büyük Karadağ hayalleri de uygulamaya konuldu. Bosna’da İzetbegoviç Cumhurbaşkanı olmasına rağmen, Boşnaklar tek başına hükümet kuracak çoğunluğu elde edemediler. Boşnak SDA, Sırp SDS ve Hırvat HDZ partilerinin katılımı ile bir hükümet kuruldu. Ancak, daha ilk günden itibaren Sırplar ve Hırvatlar, Bosna’yı kendi ülkelerine katmak için entrikalar çevirmeye başladılar. Miloseviç ve Tucman, bir yemek sırasında, kafaları çekip Bosna’yı nasıl bölüp paylaşacaklarını tartıştılar: Sonunda bir anlaşmaya varıp, bunu peçete üzerine çizdiler. Peçete, gazetecilerin eline geçince skandal ortaya çıktı.

YUNAN DESTEĞİ

Seçimden 6 ay sonra 6 Nisan 1991’de Bosna bağımsızlığını ilan etti. Sırp ve Hırvatlar, bağımsızlığa “evet” demelerine rağmen, kendi askeri güçlerini oluşturmaya başladılar. Yugoslav Hak Ordusu’nun Sırp komutanları ellerindeki cephaneyi Sırplar’a, Hırvat komutanları da Hırvatlar’a teslim etti. Bosna’daki Bölge Savunma Teşkilatı’nın içinde Sırplar çoğunlukta olduğu için, onlar da Sırplar’dan yana tavır aldı. Bosna’da 1 yıl içinde üç ayrı ordu kuruldu. Bunun üzerine, Bosna Bölge Savunma Teşkilatı’ndan Albay Hasan Efendiç ile daha sonra Savunma Bakanı olan Hasan Çengiç’in çabaları ile Bosna Ordusu’nun kuruluşu gerçekleştirildi. Henüz savaş başlamadan Sırp Bölge Savunma Teşkilatı ve Yugoslav Halk Ordusu, Saray Bosna’nın çevresinde bir kuşatma halkası oluşturdu. Beklenen savaş, 1992’nin Mart ayında patladı. Savaşın başlaması ile birlikte, Bosna’ya giriş çıkışlar engellendi. 1992-1995 yılları arasında şehirde tam 16 bin kişi öldürüldü. Bunun 4 bini de çocuktu. Çatışmalar şiddetlenince, BM tarafından eski Yugoslavya topraklarına silah ambargosu uygulanmasına karar verdi. Bu ambargo, sadece Boşnaklar’ı vurdu.Sırplar Sırbistan, Hırvatlar da Hırvatistan üzerinden her türlü silahı temin ettiler. BM ambargosu, Boşnaklar’ın Sırplar tarafından boğazlanması sonucunu doğurdu. Bu kadarla da kalmadı… Batı, adeta Boşnak soykırımını teşvik eden bir tavır sergiledi. Sırplar alabildiğine desteklendi. Yunanistan’dan gelen tabur Sırplar’ın yanında yer aldı. Rusya’dan Sırbistan’a gönüllüler aktı. Kıbrıslı Rumlar da bankaları vasıtası ile Miloşeviç’in kirli paralarını aklama görevine soyundu.

 

HAFTA SONU KATİLLERİ

Bosna’da Boşnaklar’a yönelik olarak tam bir sürek avı başladı. Öyle ki, Almanya’da işçi olarak çalışan Sırp ve Hırvatlar, hafta sonu tatillerini bu sürek avında değerlendirir oldular. Almanya’daki Sırp ve Hırvatlar, cumartesi ve pazar günleri dürbünlü tüfeklerle yaşlı, kadın ve çocuk demeden Boşnak avlıyorlar ve daha sonra işlerine geri dönüyorlardı. Boşnaklar, bunlara Türkçe’de “Hafta Sonu Katilleri” anlamına gelen “Katili Vikendaşi” adını takmışlardı. Alman Hükümeti de bu olan biteni biliyor, ama Bosna’daki sürek avına göz yumuyordu. Çatışmaları önlemekle görevli BM askerleri ise, “bostan korkuluğundan” farksızdı. Bütün bu olan biteni, sadece film gibi izlediler. Arnavutluk hariç, bütün Balkan devletleri katliama yardımcı oldu. Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan gibi ülkeler Sırbistan’ı, Macaristan ise Hırvatistan’ı destekledi. Hırvatistan’ın arkasında ayrıca Almanya ve Avusturya da vardı. Almanlar, daha 1990 seçimlerinden önce Yugoslavya’yı bölmek için çalışmalara başlamışlardı. “Yardım gönderme” bahanesi altında, içi silâh dolu pek çok çöp kamyonunu Slovenya ve Hırvatistan’a sevk etmişlerdi. Bu silahların bir kısmı da Bosna ve Sancak’taki Hırvatlar adına çalışan Boşnaklar’a gönderildi. Eski Yugoslavya’nın bölünmesinde Almanlar çok etkili rol oynadılar. Almanya’nın Balkanlar’da başlattığı bu operasyon, yüz binlerce insanın hayatını kaybetmesi ile sonuçlandı.

 

Suç: Kutsal Sırp kanını kirletmek!

Bratunas Şehir Stadı’na getirilen Bosnalı Müslümanlar, akıllara durgunluk veren ‘Sırplar’ın kanını kirletti’ suçuyla kurşuna diziliyordu. Tribündeki on binlerce kişi de mutluluktan çılgına dönüyorduSavaşın başlaması ile birlikte, Sırplar tarafından Boşnaklar’a karşı topyekûn bir imha harekâtı başlatıldı. Yakalanan ve esir alınan yüzlerce Müslüman Boşnak, Bratunas Şehri’nde bir stadyuma dolduruldu. Bir süre bekletildikten sonra, kurşuna dizilerek yok edilmeleri kararı verildi. Bunun için de bir “tören” düzenlendi. O günlerde bu tür infazlar alışılmış olaylardı. Hatta, kurşuna dizilecek Boşnaklar için “şanslılar” değerlendirmesi bile yapılabilirdi. İşkence görmeyecekler, kurşuna dizilerek ruhlarını teslim edeceklerdi. Ancak, bu defa gözle görülen ve hissedilen bir farklılık vardı. Sırplar, bu infaza olağanüstü önem veriyorlardı.

 

SIRP KADINLARLA EVLİLİK

“Kurşuna dizme töreni” için hazırlıklar tamamlanmış, binlerce Sırp, infaz saatinden çok önce Bratunas Şehir Stadı’nı doldurmuştu. Boşnaklar’ın, Sırp kurşunları ile can vermesini seyretmek için heyecan içinde bekliyorlardı. Görüntü, kelimenin tam anlamı iğrençti… Şehir Stadı’nın durumu, eski Roma’daki arenalara benziyordu. Katiller bir köşede, kurbanlar bir başka köşede bekliyorlardı. Kan dökülmesini seyretmek için toplanan kalabalıklar da stadyumu doldurmuştu. Eski Roma’nın “yok etme” kültürünün yaygın olduğu bölgede, tarih bir defa daha tekerrür ediyordu. Bosnalı Müslümanlar, gruplar halinde getirilip sıraya diziliyor, “nişan al” komutunun ardından gelen “ateş” emri ile silâhlar ölüm kusuyordu. Bosnalı kurbanlar yere düşüp titreyerek can verdikçe, tribünlerden de hayvanca çığlıklar yükseliyordu. Bu şekilde yüzlerce Boşnak katledildi. Özel önem verilen bir grup Boşnak’a isnat edilen suç ise, oldukça ilginçti. Onlar, “Kutsal Sırp kanını kirletmekle” suçlanıyorlardı. Çünkü, Sırp kadınlarla evlenmişlerdi. Onlardan çocukları olmuştu. Sırplar, öylesine kin ve nefret tohumları etmişti ki… Stadyumda toplanan kalabalıklar, en çok onların kurşuna dizilmeleri sırasında zafer çığlıkları attılar. En çarpıcı olanı ise, “Sırp kanını kirlettikleri” suçlaması ile kurşuna dizilenlerin bazılarının eşleri de oradaydı. Yıllarca aynı yatağa baş koydukları kocalarının öldürülmesi sırasında zevk çığlıkları atmışlardı. Bosna’da akıl, iz’an ve vicdan rafa kaldırılmıştı.

 

CİNAYET İŞLEYEN KADINLAR

Boşnaklar, savaşın başlaması ile birlikte en büyük darbeyi en yakınlarından yediler. Yıllarca yüz yüze baktıkları Sırp komşuları evlerini bastı. Kadın ve kızlara kocalarının ve babalarının önünde defalarca tecavüz edildi. Erkekler öldürüldü, kadınlar seks kölesi olarak kullanıldı. Bazı bölgelerde ise, çok daha iğrenci yaşandı. Eşleri ve çocuklarının gözleri önünde erkeklerin ırzına geçildi. Zaman içinde düşmanlık tohumları öylesine boy attı ki, bazı Sırp kadınlar sırf Boşnak olduğu için eşlerini yataklarında uyurken katletti. Öldürmek ve yok etmek duygularının esiri hâline gelen Sırplar, tek kelime ile insanlık dışı ve mide bulandırıcı katliamların altına imza attılar. Boşnaklara zulmedip kan döktükçe daha fazla itibar kazandılar! KATİL VE KOMUTAN İnsanlık dışı olaylar sürerken, BM tarafından bölgeye Barış Gücü askerlerinin gönderilmesi kararlaştırıldı. BM, Bosna’nın hiçbir yerinde Sırplar ve Hırvatlar tarafından uygulanan zulme engel olamadı. Daha doğrusu, olmak istemedi. Sırebrenisa katliâmı, bunun en önemli örneklerinden biri. Sırebrenisa’da BM Barış Gücü’nün gözleri önünde 8 binden fazla Boşnak katledildi. Amerikalılar ve Avrupalılar, olacakları haftalar öncesinden biliyorlardı. Barış gücü kılını bile kıpırdatmadı. Hatta, Birleşmiş Milletler Barış Gücü tarafından Sırp kaatillere destek bile verildi. Boşnaklar katledilirken, Sırp Ordusu’nun Başkomutanı Ratko Mladiç ile İngiliz Barış Gücü Komutanı Michael Rose, içki masalarında kutlamalar yaptı. Bu ikili el ele verip, hiç çekinmeden kameralara pozlar bile verdi. O günlerde Boşnaklar tarafından korkunç suçlamalar yapıldı. Barış Gücü Komutanı İngiliz Generali’nin, bazı özel evlerde Sırplar tarafından kendisine getirilen seçilmiş Boşnak kadınların ırzına geçtiği yönünde iddialarda bulunuldu. Bu iddiaları araştıran olmadı. Türkiye dahil, dünyanın dört bir yanından BM Barış Gücü’ne yönelik eleştiriler yapılıyor, ancak umursayan bile olmuyordu. Katliamı önlemek için gönderilen Barış Gücü, adeta Boşnaklara karşı bir savaş veriyordu… SNİPER’LER İŞ BAŞINDA Boşnaklar’ın alacakları tedbirleri engelliyorlar, yüksek seviyedeki komutanları eliyle Bosna Ordusu içindeki stratejik gelişmeleri tespit edip, Sırplara bildiriyorlardı. Kısacası, BM Barış Gücü, Sırplar adına casusluk bile yapıyordu. Saray Bosna’ya yönelik top atışlarına engel olmuyorlardı. Sokağa çıkan çocukları dürbünlü tüfeklerle avlayan ve “Sniper” denilen Sırp keskin nişancılara yönelik hiçbir tedbir almıyorlardı. Şehirde binlerce insan açlık ve hastalıktan kırılırken, bunu önlemek için kıllarını bile kıpırdatmıyorlardı. Tam tersine, İngiltere ve Fransa gibi ülkeler, Bosna’ya uygulanan ambargonun devamı için bastırıyorlardı.

 

KATLİAMI SEYRETTİLER

Nihayet, Bosna Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hakkı Turayliç’i, Sırplara teslim ettiler. Hakkı Turayliç, Havaalanı’ndan Saray Bosna’ya dönerken, bindiği BM’ye ait zırhlı araç durduruldu. Sırp katiller, kimlik bile sormadan Turayliç’i zırhlı aracın içinde tarayarak katlettiler. BM askerleri ise seyretmekten başka bir şey yapmadılar. Bugün “medeniyet” nutukları atıp, bize yol göstermeye çalışanların hepsi el ele verip bu katliamı destekledi.

 

HAÇIN ÜZERİNDEKİ AY YILDIZ

Hırvatlar tarafından bölgeye hâkim tepenin üzerine yerleştirilen bu dev haç, ilk zamanlar büyük psikolojik etki yaptı. Özellikle Boşnak gençlerin morallerinin bozulup, çocukların korkmasına yol açtı. Gerçekten de o dağın tepesinden aşağıya yuvarlanacak ve önüne gelen her şeyi yıkıp geçecek gibi görünüyordu. Bir gün küçük bir Boşnak kızı babasına haçı gösterip “korkuyorum” dedi: – Onu bizim tepemize neden koydular? Yine bize saldıracaklar mı? Seni, dedemi, annemi ve beni öldürecekler mi? Babası, “Olur mu öyle şey” dese de küçüğün korkusu devam etti. Akşam olduğunda baba kızının yanına gitti. Elini tutup, “gel” diyerek evin önüne çıkarttı. Çocuğa gökyüzünü gösterdi. Küçük kız, göğe doğru baktığında, ay yıldızla karşılaştı. Tam da o dev haçın üzerinde duruyordu. Gecenin karanlığında ışıl ışıl parlıyor ve tarihi Mostar Köprüsü’nü aydınlatıyordu. Baba kızına “Ben sana boşuna korktuğunu söylemiştim” dedi: – Bak sen de gördün. O haçtan çok daha yükseklerde bizim ay yıldızımız var. Pırıl pırıl parlıyor. Korkma artık. Ay yıldız hep orada olacak ve hepimizi koruyacak. Ve ekledi: – Ne kadar büyük yaparlarsa yapsınlar, hiçbir haç ay yıldızın yüksekliğine erişemez ki!.. Küçük kızın korkusu yok olup gitmişti. Mutluluk içinde babasının bacaklarına sarıldı. Kendi kendine nağmeler mırıldanarak eve girdi. Yatağına yatıp, o gece her zamankinden daha rahat uyudu. Yaşanan bu olay, ertesi gün bütün Mostar’a yayıldı. Artık tepedeki dev haçı gösterenlere, Boşnaklar hep aynı cevabı veriyorlar: – Bizim ay yıldızımız ondan çok daha yükseklerde. O haç çok küçük kalmış!

 

Öldürün beni

Sırplar tarafından tecavüze uğrayan birçok Boşnak kadın öldürüldü… Sağ bırakılanlar geceleri uyuyamadı, haykırarak uyandı ve psikolojileri ağır darbe aldı. Tedavi görenler ise ‘Bu acıyla yaşayamam’ diye isyan ettiAltın Portakal Film Yarışması için Antalya’ya gelen Nemenya (Emir) Kusturisa’ya gösterilen tepkilerin altında, Bosna’da tecavüze uğrayan kadınlar için söylediği şu sözler yatıyordu: – Tecavüz olayları abartılıyor. Oysa, yaşananlara bakıldığında, bu konunun üzerinde çok az durulduğu görülüyor. Basında yazılıp çizilenler ise, sadece devede kulak. Bosna’da son derece sistemli ve planlı tecavüz olayları yaşandı. Sayıları belli olmayan ve binlerle ifade edilen kadın ve kızın defalarca ırzına geçildi. Hatta, bu iş için özel partiler düzenlendi. Bu çirkin ve sistemli eylemden erkekler bile nasibini aldı. Sırplar, ihtiyaçları olduğu için Boşnak kadınlara saldırmıyorlardı. Bütün hedefleri, onları aşağılamak ve bu yolla kaçmalarını sağlamaktı. Boşnak kadınları önce kendileri kullanıyorlar, ardından da arkadaşlarına ikram ediyorlardı! Sırplar, savaşın başladığı ilk gün Boşnak komşularının evlerine koşmuşlardı. Yemeğini yediği, suyunu içtiği komşularının eşlerine saldırmışlardı. Kadınlara ve kızlara peş peşe tecavüz etmişlerdi. Tecavüz mağdurlarının bazıları, Sırplar ve Hırvatlar tarafından hemen oracıkta öldürüldü. Hayatta kalan ve çocukları ya da kocasının önünde defalarca tecavüze uğrayan pek çok Boşnak kadın, ciddi psikolojik problemler yaşadı. Bazıları, başlarına gelenleri hazmedemiyor, gece uykusundan fırlayarak bağırıyordu: – Öldürün beni, öldürün beni. Ben namusumu kaybettim, öldürün beni. Oysa, tecavüze uğradıkları için kimse tarafından suçlanmıyor ve ayıplanmıyorlardı. Boşnaklar, bu konuda da çok güzel bir dayanışma sergilediler. İçlerinden biri bile çıkıp, tecavüze uğrayan eşi, çocuğu ve yakınını suçlamadı. Hiçbiri yaşanan tecavüz olaylarını mesele etmedi. Tam tersine tecavüze uğrayan yakınına kol kanat gerdi. Boşnak kadınlar buna rağmen yaşadıklarını kabûl edemiyorlardı. Bazıları, önüne gelene “Beni askeri eğitime gönderin” diye yalvarıyordu: – Elime silahı alıp, onlara yaşadıklarımın hesabını sormam lazım. Ben, Sırp öldürmek istiyorum.

 

SIKINTIYI TÜRKİYE ÇEKTİ

O dönemde Türkiye, Bosna mağdurlarına kol kanat geren tek ülke oldu. Boşnaklara her türlü yardım elini uzattı. Savaştan kaçan Boşnaklar için Kırklareli ve Çorlu’da iki adet misafirhane açıldı. Buralarda 10 bin civarında Boşnak misafir edildi. İçlerinde çok sayıda tecavüze uğrayan kadın da vardı. Onlar, dertlerini Türk yetkililere anlatamıyorlar, anlatsalar da dil problemi yüzünden anlaşılamıyorlardı. Bunun üzerine özel sektörden bir hayırseverin verdiği üç katlı bir bina, bu kadınların rehabilitasyonu için yeniden dizayn edildi. Bosna ile irtibata geçirilip, tecavüz mağdurlarının tedavisi için 3 Boşnak doktor Türkiye’ye getirildi. Çok uzun süren bir tedavi dönemi yaşandı. Yine de çok başarılı olunduğu söylenemez. Kustirisa ne derse desin, Türkiye orada neler yaşandığını çok iyi biliyor. Çünkü, bunun sıkıntısını bizzat çekti. Yüzlerce Boşnak kadın, tecavüzü hazmedemediği için intihar edip hayatına son verdi.

 

İNSANLIK RAFA KALKMIŞTI

Boşnak kadınlar bu zulmü yaşarken, öldürülmeyen erkekler de toplama kamplarına dolduruldu. Buralarda sadece filmlerde görebildiğimiz insanlık dışı tablolar yaşandı. Sırplar ve Hırvatlar zulüm konusunda birbirleri ile yarıştılar. Bu toplama kamplarına doldurulanlar, çoğu zaman öldürülmeyip, hayatta bırakıldıklarına kahretti! Yalın ayak başıkabak insanlardı. Etrafı tel örgülerle çevrilmiş bir alana doldurulmuşlardı. Dayak, olağan hadiselerden biriydi. 3-4 gün aç bırakıldıkları oluyordu. Bazı günler su bile verilmiyordu. Hayvanlardan daha ilkel şatlarda yaşatılıyorlardı. Tuvalet ihtiyaçlarını bulundukları yerlerde karşılıyorlardı. Boşnaklara yemek verilmiyordu, ama zorla dışkı yedirildiği oluyordu. Bitmedi, daha da iğrenci var: İnanılması çok zor, ama Boşnaklar’ın içinde diri diri derileri yüzülerek öldürülenler vardı. Bazılarını çenelerinden çengele takıp sallandırıyorlar, onların çırpınışlarını izleyerek içki âlemleri yapıyorlardı. Toplama kamplarında hayatta kalanların hepsi Hint fakirlerine dönmüştü. Rahatlıkla kemikleri sayılabiliyordu. Bünyeleri zayıfladığı için çoğu hastalıktan hayatını kaybetti. Yaşayan ve o kamplardan kurtulanlar da ömür boyu taşıyacakları kalıcı hastalıklar edindiler. Laf değil, insanlık gerçekten rafa kaldırılmıştı! Ortaçağ ve Hitler zulmü geri dönmüş ve bütün Balkanlar’ı sarmıştı. En acı olanı ise, bütün bu yaşananlar, “insan hakları” denince mangalda kül bırakmayan, bunundan kıl bile aldırmayan Batı’nın gözleri önünde, hatta verdikleri destekle gerçekleştirilmişti. Daha da ileri gidelim… Balkanlar’da yaşanan bu zulmü, Batılı ülkeler teşvik etti! Bunun binlerce belgesi ve tanığı var. Bu insanlık dışı zulmün izleri oralarda bugün bile duruyor. İsteyen gidip yerinde görebilir. Bosna’daki bir akü fabrikasında, Boşnaklar’ın vücutlarına geçirilen çengeller duvarda sallanıyor. Kan izleri de yerli yerinde duruyor. Oralara gidilip, Saraybosna’daki evlerin duvarlarındaki mermi ve Sırebrenisa’daki akü fabrikasındaki kan izlerine bakıldığında, Batının iki yüzlü tavrı daha iyi görülüyor.

 

İNSANÜSTÜ DiRENiŞ

Boşnaklar, Yugoslavya’nın ve Bosna’nın bütünlüğünden yanaydılar. Savaşı ve bölünmeyi düşünmedikleri için, Sırplar ve Hırvatlar gibi el altından silâh depolamamışlardı. Bu yüzden de savaşta oldukça hazırlıksız yakalandılar. Cumhurbaşkanı İzetbegoviç de iyi niyetinin ve tecrübesizliğinin kurbanı oldu. Ülkesinin bölünmemesi için verdiği tavizler, kendisine kurşun olarak geri döndü. Başlangıçta Müslümanlarla iş birliği yapan Hırvatlar da saf değiştirip, saldırıya geçtiler. Kendi saflarında yer alan bütün Boşnakları tutuklayıp, yok ettiler. Sırların başlattığı zulme, onlar da katıldılar. Boşnaklar, iki ateş arasında kalmıştı. Boşnaklar hazırlıksız olduklarından, Sırplar son derece rahat ilerliyorlardı. Boşnak erkekleri öldürüyorlar, çenelerinden çengele asıp, üzerlerinde atış talimi yapıyorlardı. Boşnak kadınları da yanlarına alıp âlemler düzenliyorlar, defalarca ırzlarına geçiyorlardı. Öylesine rahattılar ki, Saray Bosna’ya girip, şehri ele geçirmeye kalktılar. Ellerindeki ağır silahlar ve zırhlı araçlarla, Meclis Binası’na kadar ilerlediler. Karşılarında kendilerini engelleyecek hiçbir kuvvet yoktu. Milaçka Nehri Köprüsü’nün üzerine geldiklerinde neye uğradıklarını şaşırdılar. Bindikleri tanklar birer birer tahrip ediliyor, üzerlerine dört bir yandan roket yağıyordu. 5-6 tank kaybedince geri çekilmek zorunda kaldılar. Karşılarında büyük bir kuvvet olduğunu düşünüp, şehri terk ettiler. Oysa, karşılarında sadece 15-20 kişi vardı. Üstelik, onlar da asker değildi. Üniforma giymiş Vatanseverler Birliği mensuplarıydı. Ellerinde de omuzdan atılan 3- 5 adet RPG 7 tipi roketatar vardı. Azdılar, genç ve tecrübesizdiler, fakat kararlıydılar. Gerekirse ölecek, ancak bir adım geri gitmeyeceklerdi. Eğer onlar orada bulunmasaydı, Boşnaklar yeryüzünden tamamen silinecekti. Sırplar tarafından köklerine kıran sokulacaktı. Balkanlar’da çok daha büyük bir katliam yaşanacaktı. O, 15-20 kişi tarihin akışını değiştirdi! Gerçeklerle karşı karşıya kalan Boşnaklar kısa sürede şaşkınlığı üzerlerinden atıp toparlandı. Teşkilâtlanıp Sırplar’a karşı büyük bir direniş gösterdiler.

 

CIA’ya Ankara’da operasyon

CIA ajanı olan bir silah tüccarı Ankara’ya davet edildi. Gözleri bağlandı ve ona hak ettiği ilgi gösterildi! Sonuç: Bosna’dan aldığı silah parasını iade etti…Bir yandan Boşnaklar’ın eline silah geçmemesi için BM ambargosu devam ediyor, diğer taraftan da Batılı istihbarat örgütleri Boşnaklar’ın elinde avucunda ne varsa almak için operasyonlar düzenliyordu… Ali İzzetbegoviç Hükümeti, BM ambargosunu delip, silâh temin edebilmek için her yolu deniyordu. O günlerde Fransız İstihbaratı’na mensup olduğunu açıkça söyleyen bir kişi Boşnaklarla irtibata geçti: – Ben size silâh temin edebilirim. Hakkında araştırmalar yapıldı. Fransız İstihbaratı’nın elemanı olduğu doğrulandı. Ardından, silâh numuneleri istendi. Fransız İstihbaratı’nın elemanı o numuneleri de getirip gösterdi. Fiyat pazarlığının ardından, kendisine bir “ihtiyaç listesi” verildi. Yapılan anlaşmaya göre, süreç şu şekilde işleyecekti: Boşnaklar, silâhların bedelini bir İsviçre bankasına yatıracaklardı. Silâhların tesliminin ardından Boşnak Hükümeti tarafından çekilecek bir faksla paranın serbest bırakılması ve Fransız İstihbarat elemanına ödenmesi gerçekleştirilecekti. Boşnaklar mutluydular. Yüklü miktarda silâh alımı yapıp, Sırp saldırılarına karşı daha rahat direnebileceklerdi. Silâhların gelmesi beklenirken, garip bir gelişme oldu. İsviçre’deki bankaya yatırılan paraların çekildiği görüldü. Tam 12 milyon dolar buharlaşıp gitmişti. 12 MİLYON DOLAR Resmi ve meşru Bosna Hükümeti, İsviçre Bankası ile irtibata geçti. Önceden yapılan anlaşmaya niçin uyulmadığını ve paranın nereye gittiği soruldu. İsviçre Bankası’nın yetkilileri “hayır” dediler: – Biz sizinle yaptığımız anlaşmaya harfiyen uyduk. Ardından Bosna Hükümeti adına kendilerine paranın ödenmesi için çekilen faksı gösterdiler. Gerçekten de bankaya gönderilen faks, gerekli bütün şartları taşıyordu. Fransız İstihbaratı, mükemmel bir sahtekarlık olayı gerçekleştirmişti. Sonradan yapılan araştırmalar gösterdi ki, olayın içinde sadece Fransız İstihbaratı yoktu. Bu operasyonda CIA da Fransızlar’a yardım etmişti. Tereyağından kıl çeker gibi bankadaki paralar boşaltılmıştı. 12 milyon dolar, Boşnaklar için büyük paraydı. Fransız ve Amerikan istihbaratlarının müşterek gerçekleştirdiği bu operasyon, Bosna Hükümeti’ni ciddi anlamda sarstı. Üstelik, kendilerine oyun oynayan ve büyük zorluklarla toplanan bu parayı alan kişinin adı da belliydi. Kendileri ile görüşme yapan Fransız İstihbarat elemanını cezalandırmak için peşine düştüler. Fransızlar da böyle bir gelişmeye karşı hazırlıklıydılar. Gerekli tedbirler çok önceden alınmıştı. Fransa makamları, Bosna Hükümeti’ni dolandıran istihbarat elemanlarını Marsilya Hapishanesi içindeki bir villada koruma altına aldılar. Fransız istihbarat elemanı uzun süre o villada yaşadı ve dışarı çıkmadı. Kendisine de ceza verilemedi. TÜRK DOSTLAR DEVREDE Amerikan istihbaratı CIA da benzer bir operasyon gerçekleştirdi. Aynı zamanda silâh kaçakçılığı yapan bir elemanını Saraybosna’ya gönderdi ve Bosna Hükümeti’ne silâh temin etme sözü verildi. Yine pazarlık yapıldı, yine sipariş verildi, ancak silâhlar bu defa da gelmedi. Fransızların yaptığına benzer bir şekilde para bankadan çekildi. Bu operasyonda da Boşnakların 3,2 milyon doları gitti. Bunun üzerine Boşnak Hükümeti’nin Türkiye’deki dostları harekete geçti. Amerika’daki CIA elemanı silâh tüccarı ile irtibat kuruldu. Kendisine, Türk Silâhlı Kuvvetleri’ne yüklü miktarda alım yapılacağı bildirilerek, hemen Ankara’ya davet edildi: – Konuşmamız lazım. Öncelikle de oturup bizim alacağımız komisyon miktarlarını belirlememiz gerekli. Gerçekten de o günlerde Türk Silâhlı Kuvvetleri için ciddi miktarda silâh alımı yapılacaktı. İhale süreci de başlatılmıştı. Bu ihalenin, istenen “komisyonu” vermesi hâlinde kendisine kalacağının taahhüt edilmesi, Amerikalı silâh tüccarını heyecanlandırdı. Alım miktarı yüksekti ve işin ucunda son derece tatlı bir kazanç vardı. Amerikalı silâh tüccarı birkaç gün sonra Türkiye’ye geldi.

 

MÜTHİŞ OPERASYON

Bosna’nın Türk dostları, Amerikalı’nın Ankara’ya geldiğini öğrenir öğrenmez, önceden oluşturdukları planı uygulamaya koydular. CIA elemanı, resmi bir resepsiyondan dışarı çıkarılıp bir taksiye bindirildi. Başına tabanca dayandı, ses çıkarmaması istendi ve gözleri bağlandı. Amerikalı korkudan titremeye başlamıştı. Kendisine korkmaması söylendi ve taksici ile diğer iki Türk tarafından önceden bu iş için hazırlanan bir eve götürüldü. Evde gözleri açılan Amerikalıya, “Bosnalı Müslümanların parasını sana yedirmeyiz” denildi: – Tercih senin. Ya bu para gelecek, ya da öleceksin. Amerikalı silâh tüccarı olağanüstü korkmuştu. Bütün vücudu zangır zangır titriyordu. Sürekli olarak aynı sözleri tekrarlıyordu: – Beni öldürmeyin, bana bir şey yapmayın. Ne istiyorsanız yapacağım. Yeter ki bana dokunmayın. Eline kalem kağıt verildi. Parayı gönderecek kişiyle el yazısı ile mektup yazması istendi. Amerikalı, “karıma yazacağım” dedi. Ardından da ülke ve mekân bildirmeden durumun vahametini ortaya koyan, paranın biran önce gönderilmesinin şart olduğunu anlatan bir mektup kaleme aldı. Altına da kendisine verilen hesap numarasını yazdı. Mektup, Ankara’dan postaya verilmedi. Özel bir kurye tarafından Fransa’ya götürüldü ve postaya oradan verildi. Çok değil, 5-6 gün sonra paralar “tırınk” diye Bosna-Hersek Genelkurmay Başkanlığı’nın Türkiye’deki hesabına yatırıldı. Ancak, tam olarak 3,2 milyon dolar değil, bir miktar daha az gelmişti. Banka, içinden havale masrafını kesmişti. Para bankadan çekilir çekilmez, Ankara’da tutuklu bulunan CIA elemanı da serbest bırakıldı.

 

ALTIN KALEMLER

Amerikalı serbest bırakılırken, pasaportu ve parası hariç, üzerindeki evrak ve eşyaya da el konuldu. Türkiye’ye “rüşvet” olarak dağıtmak üzere altın kalemler getirmişti. Bu altın kalemler Saraybosna’ya götürülüp Savunma Bakanlığı’na teslim edildi. Bosna Savunma Bakanlığı tarafından da çatışmalarda kahramanlık gösteren askerlere törenle verildi. Bu operasyon bir dönüm noktası oldu. Bir daha Batılı hiçbir istihbarat örgütü Boşnaklar’ın paralarını ele geçirmek için herhangi bir girişimde bulunmadı. Zaten Bosna Hükümeti’nin de bu tür elemanlara ihtiyacı kalmamıştı. Özellikle Güney Afrika ve Rusya olmak üzere bazı ülkelerden silah alımı rutine bağlanmış ve Batılı silâh tüccarlarının elinde oyuncak olmaktan kurtulunmuştu. Ancak, Güney Afrika’da Mandela’nın iktidara gelmesinden kısa bir süre sonra Amerikalılar ve Ermeniler’in baskısı ile Türkiye’ye silâh ambargosu konuldu. CIA ve Ermeniler, bu silahların Bosna’ya gittiğini tespit etmişlerdi.

(Emin Pazarcı / 20 – 28 Ekim)

 

Kaynak: https://www.facebook.com/notes/facebook-%C3%BClk%C3%BC-oca%C4%9F%C4%B1/bosna-sava%C5%9F%C4%B1n%C4%B1n-bilinmeyen-ayr%C4%B1nt%C4%B1lar%C4%B1-1/173237572692864

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok