SON DAKİKA
boşnak haber
boşnak haber

BOSNA MUHACİRLERİNİN ANADOLU’DA İSKÂNLARI 1860-1908

Bu haber 13 Aralık 2018 - 20:21 'de eklendi ve 571 kez görüntülendi.
hatay gözleme evi

GİRİŞ

Özetleyen :Zeynep Işıl Hamziç

ÖZET XV. yüzyılın ikinci yarısında fethedilen ve nüfusunun önemli bir kısmını Müslümanların oluşturduğu Bosna-Hersek, asırlarca Osmanlı idaresinde kalmıştır. 1856 Paris Anlaşması’n dan sonra Bosna-Hersek ’teki Hıristiyanlar bağımsızlık amacıyla ayaklanmalar çıkarmışlardı. Bu ayaklanmalar bölgede yaşayan Müslümanların Osmanlı Devleti’ne kitlesel göçlerinin de başlangıcını oluşturacaktır. Arkasından Sırpların faaliyetleri ve Rus politikaları nedeniyle bu göçler aralıksız devam edecektir. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra ki koşullardan yaralanan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Bosna-Hersek ’i işgal etmesiyle yüz binlerce Müslüman yurtlarını terk etmek zorunda kalmıştı. Bosna-Hersek ’ten yapılan göçler Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun bölgeyi tamamen ilhak ettiği 1908 yılına kadar aralıklarla devam etmiştir.Müslüman nüfusun varlığı ile elde tutulmaya çalışılan bir bölge olan Bosna-Hersek göçleri Osmanlı Devleti tarafından her zaman hoş karşılanmayan bir durum olmuştu. Osmanlı Devleti göçleri engelleyemediği durumlarda politikaları gereği Bosnalı Müslümanları önceleri Balkanlar’da iskân etmeye çalışmıştır. Ancak toprak kayıpları devam ettikçe ve Balkanlarda iskânlar konusunda Sırplar, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Rusya ile anlaşmazlıklar yüzünden Bosna muhacirlerini Trakya ve Anadolu’da iskân etmek zorunda kalmıştır. Topraklarına gelen muhacirleri sistemli politikalar çerçevesinde iskâna tabi tutan Osmanlı yönetimi, Bosnalı muhacirler ile yakından ilgilenmiştir. Onları İstanbul’dan İç Anadolu’ya, Ege Bölgesi’nden Anadolu’nun güney bölgelerine kadar geniş bir alana yerleştirmiştir. Osmanlı arşiv vesikalarının kullanılmasıyla hazırlanacak bu çalışmada Bosna muhacirlerinin 1908 yılına kadar Anadolu coğrafyasında iskân edildiği yerler tespit edilip bu konudaki bilimselveriler ortaya konulacaktır.

 Coğrafi konumu nedeniyle önemli bir nokta teşkil eden Bosna’ya ilk Osmanlı akınları 1386 yılında yapılmaya başlanmış olmasına rağmen bölge uzun süre ele geçirilemeyecek ancak 1463 yılında fethedilebilecektir. Devam eden akınlar sonucunda 1392’de Üsküp’ün fethedilmesi ise Sırbistan ve Bosna’nın durumunda önemli değişikliklere yol açmıştı. Üsküp’ün fethedilmesiyle bölgede bir uçmıntıkası meydana getirildikten sonra 1415 yılı itibariyle Bosna’ya yapılan akınlar iyice sıklaşmıştı. Bosna’nın alınması Osmanlı Devleti için büyük önem taşıyordu.

Bosna, batıda doğal bir sınır olabilecek özelliklere sahipti ve ülke sınırlarının güvenceye alınması için de önem arz ediyordu.1463 yılındaki fetihle birlikte Rumeli Beylerbeyliğine tabi olarak kurulmuş olan Bosna Sancağı,Osmanlı Devleti’nin batıya doğru genişleme faaliyetlerinde bir uç bölgesi niteliğini taşıyordu artık. 1463 yılından sonra Bosna bölgesindeki Osmanlı-Macar mücadeleleri bir süre daha devam etmiş, bölge ancak 1527’de Osmanlı kontrolüne geçmiştir. Bosna topraklarının fethi 1521’de Belgrad’ın alınması ve 1526’daki Mohaç zaferinden sonra tamamlanabilmişti.

Boşnakların tarihi söz konusu olduğunda en ilgi çekici konuların başında, Bosna’nın Osmanlı Devleti tarafından fethinden sonra aşama aşama ve artarak gerçekleşen İslam’a geçiş sayesinde bölgenin sosyal ve dinî yapısında yaşanan ciddi değişiklikler gelmektedir. Nüfusun önemli bir kısmını Osmanlının egemenliği altına girdikten sonra Müslümanlaşması, Bosna’nın çağdaş tarihinde en ayırt edici ve en kayda değer özelliktir.

AYAKLANMALAR VE GÖÇLERİN BAŞLAMASI

Osmanlı hakimiyetinin uzun süre zaman devam ettiği ve nüfusunun üçte ikisi Müslüman olan Bosna-Hersek’te 19. YY ilk çeyreğinde çeşitli nedenlere bağlı olarak hoşnutsuzluk ve huzursuzluklar baş göstermeye başlamıştı. Reform istekleri ile başlayan kıpırdanmalara, yeniçeriliğin kaldırılmak istenmesine karşı tepki,hızla bölgede yayılan milliyetçilik ve Avrupa devletlerinin teşvikleri de eklenince bölgedeki huzursuzluk ve asayiş sıkıntısı kontrol edilemeyecek boyutlara ulaşmıştır. Bosna tarihinde önemli ayaklanmalarından birincisi 1831’de II. Mahmut tarafından girişilen ıslahat ve merkezileştirme hareketlerine karşı Boşnak ayanlarının sert direniş göstermesiyle başlayan ayaklanmadır. Bu ayaklanmanın bastırılmasına rağmen Bosna eyaleti hiçbir zaman eski huzuruna kavuşamayacaktır.Tanzimat’ın uygulanma çalışmaları ve yeni idare tarzı Bosna’da zaman zaman ayaklanmaların ortaya çıkmasına sebep olmuştu. Kazalardaki Bosnalı yöneticilerin yerini İstanbul’dan getirilen memurların alması Boşnakbeylerinin ayaklanmalarına yol açmış ancak bu isyanlar bastırılmıştı. 1843 ve 1846 yıllarında Krayina bölgesinde vergilerin zorla toplanmaya çalışılması neticesinde de daha sonraki yıllarda da devamı gelecek olan ayaklanmalar patlak vermişti.

Islahat çalışmalarıyla doğrudan veya dolaylı da olsa her zaman ilgili olan Bosna-Hersek meselesi Tanzimat dönemi boyunca hep sorun olmuştur. Tanzimat Fermanı Müslüman ahali için bir anayasal hak içermezken,1856’da ilan edilen Islahat Fermanı Osmanlı Hıristiyan tebaası için anayasal gelişmelerin başlangıcı sayılmış ve onların bağımsızlık isteklerine dayanak oluşturmuştur.Bu fermanla sürekli batılı devletlerin şikâyetlerine konu olan“Müslüman-Gayrimüslim eşitsizliğini” ortadan kaldırmak ve Hıristiyan halka iyi davranılması sözü verilmişti. Ancak beklenilenin aksi olmuş, Islahat Fermanı’nın uygulanması, Hıristiyanların tanınan haklar konusunda aceleci yaklaşımları ve Batılı devletlerin müdahaleleri nedeniyle içinden çıkılmaz bir sorun halinegelmişti. Bu yüzden Avrupa’daki eyaletlerde Hıristiyan halkın öncülük ettiği ayaklanmalar baş göstermeye başladı ki bunların en önemlilerinden biri de 1857’deBosna-Hersek’te ortaya çıkmıştı.Tam olarak batırılması 1859 sonbaharını bulmuş olan bu ayaklanmadan hemen sonra Rusya ve Avusturya’nın kışkırtmalarıyla yeni bir ayaklanma çıkacaktır.Avusturya, Bosna Hersek’te kendi çıkarlarına aykırı siyasi gelişmelere karşı çıkarken, Bosna-Hersek’e her fırsatta müdahalede bulunuyor, asileri himaye ediyor ve çıkan ayaklanmalara müdahil oluyordu.Avusturya ile beraber Rusya’nın da kışkırtmaları sonucunda Hersek Hıristiyanları da 1861’de ayaklanmışlar ancak bu ayaklanma da fazla büyümeden bastırılabilmişti.Bir süredir çetecilik faaliyetlerinin devam ettiği Hersek’te Hıristiyanlar, Osmanlı yerel yöneticilerinin zulmüne* uğradıkları bahanesiyle 1861 ayaklanmasını başlatmışlardı. Yine ayaklanmanın önemli diğer nedenleri ise Sırbistan’ın muhtariyet haklarının genişlemesi, Rusya’nın Slavları tahrik etmesi, Avusturya’nın isyancıları himaye etmesi ve Karadağlıların isyancılarla işbirliği yapmalarıdır. Uzun uğraşlardan sonra bu ayaklanma da bastırılabilmişti ancak Bosna-Hersek meselesi daha sonraki yıllarda da devam edecektir.

Meydana gelen ayaklanmaların sonucu Bosna coğrafyasından yapılan göçlerin de başlangıcı olmuştur. Bosna-Hersek, Makedonya ve Bulgaristan’daki Hıristiyan Osmanlı tebaası Paris Barış Anlaşması’ndan sonraki süreçte bağımsızlıklarını kazanmak amacıyla sistemli bir şekilde ayaklanma çıkarmışlardı. Balkanlarda bunlar yaşanırken Kafkasya’da Çerkesler, Türkler ve diğer Müslüman topluluklar Ruslar ile adeta bir ölüm kalım savaşına tutuşmuşlardı. Hal böyle olunca Osmanlı topraklarına yapılan göçlerde büyük ve ani bir artış yaşanmıştı.Bu gelişmelere bağlı olarak ilk Balkan göçleri “93 Harbi” de denilen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra gerçekleşmiştir. Örneğin 1867 yılında Belgrat ve bazı kaleler Sırpların eline geçince bu durum Bosna-Hersek Müslümanları üzerinde hayal kırıklığı ve endişelere yolaçmıştı. Bu endişeler de bazı Bosnalı Müslümanların topraklarını terk ederek Osmanlı Devleti’ne göç etmelerine sebep olmuştu.O dönemde Belgrad ve civarındaki kalelerden gelerek Bosna’ya yerleşen göçmenlere vergilerden 10, askerlikten de 25 yıl muafiyet tanınmıştı.Ancak Bosna, Bulgaristan, Makedonya ve Trakya’ya yerleştirilen göçmenler buralarda iskân edilmeyi istememişlerdir. Çünkü Anadolu’da iskan edilen göçmenlere verilen askerlik ve vergi muafiyetlerinin daha uzun olduğunu biliyorlardı. Diğer taraftan bu coğrafyalarda yoğun bir göçmen birikimi vardı ki Makedonya Bosna-Hersek ve Tuna boylarından kaçmış olan göçmenlerin barınağı haline gelmişti.

Bosna-Hersek’teki diğer büyük bir ayaklanma olan veAvusturya’nın çıkmasında önemli rol oynadığı1875 tarihli ayaklanmada Paris Barış Antlaşması’ndan sonra Karadağ, Sırbistanve Girit’in isyanlar yoluyla bazı imtiyazlar kazanmış olmaları da teşvikedici unsurlardandı. Nevesin kazası Hıristiyanlarının vergi vermemek için harekete geçmeleri 1875 Hersek ayaklanmasının görünürdeki başlangıç nedenidir. Ayaklanma başlayınca batılı devletlerin karışmasını engellemek amacıyla Osmanlı hükümeti ayaklanmayı bastırmak için kuvvet kullanmak yerine olayı nasihatçiler aracılığıyla halletmek istemişti.Ancak bu yola başvurulması Osmanlı Devleti’nin güçsüz olduğu izlenimini yarattığı için ayaklanma daha da yayılmıştır.Ayaklanmanın giderek yayılması başta Avusturya ve Rusya olmak üzere, batılı devletleri Balkan sorunuyla ilgilenme yeyöneltmişti. Söz konusu batılı devletlerin Hersek’i bahane ederekiç işlerine karışacağını gören Osmanlı hükümet 2 Ekim 1875’te Bosna-Hersek’eyeni ayrıcalıklar verme yoluna gitse de yine de ayaklanma bastırılamamıştır.1875 yılından itibaren Bosna-Hersek ve Sırbistan’da çıkan ayaklanmalar yüzünden Osmanlı Devleti zor durumda kalmış ve Tuna boyundaki bazı şehirleri boşaltmıştı. Bu tahliye edilenlere ek olarak savaşlar nedeniyle yaşadıkları yerleri terk ederek Osmanlı Devleti’ne sığınanlardan oluşan 200.000 göçmen İstanbul ve Edirne civarlarına gelmiştir. Ayrıca bir kısım Hıristiyan ahali de mevcut huzursuzluklar yüzünden Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ’dan ayrılarak Rusya ve Avusturya’ya göç etmek zorunda kalmıştır.

Hıristiyanlar tarafından 1875 yılında başlatılan Bosna-Hersek ayaklanmasına önce Karadağlılar sonra da Sırpların karışmış ve böylece ayaklanma Balkanlar’da genel bir ihtilal halini almıştır. Osmanlı Devleti’nin Bosna ve Bulgaristan’da ki isyanlarla uğraşırken bunu fırsata çeviren Sırplar ve Karadağlılar Temmuz 1876’da Osmanlı  Devleti’nesaldırmışlardır.Bu iki devletin Osmanlı Devleti’ne saldırmalarına vesile olan şey onları Rusya’nın teşvik etmesiydi ve arkasından Rusya da Nisan 1877’de Osmanlı Devleti’ne savaş ilan edecektir.Yaşanan çatışmalar sırasında Osmanlı Devleti’nin Sırbistan karşısında elde ettiği başarılar batılı devletlerin müdahalesine neden olmuştu. Bu yüzden Balkan meselelerini görüşmek üzere 23 Aralık 1876’da İstanbul’da Fransa, İngiltere, Rusya,Avusturya, Almanya ve İtalya’nın katıldığı “Tersane Konferansı” toplanmıştır.

93 HARBİ İLE BAŞLAYAN    BOSNA GÖÇLERİ VE     OSMANLI DEVLETİ’NİN BOSNALI MUHACİRLERE KARŞI TUTUMU

Büyük devletler Balkanlardaki huzursuzluklar ve Bosna-Hersek ile Bulgaristan’a özerklik verilmesi gibi konuları görüşmek üzere İstanbul’da toplanmışlardı. Bu arada ilan edilen Kanun-ı Esasi ile ortaya konulan toprak bütünlüğü prensibi Bosna–Hersek ve Bulgaristan için talep edilen özerklikler ile bağdaşmadığından konferanstan bir sonuç çıkmamış ve bu durum Rusya’nın, Osmanlı Devleti’ne savaş açmak için aradığı gerekçeyi bulmasını sağlamıştı. Ancak İngiltere’nin Rusya’ya cephe almaya başlaması üzerine Rusya’nın Balkanlarda yapılmasını istediği reformları belirlemek için yeni bir konferans teklifi de Osmanlı Devleti tarafından reddedilmişti. İşte bunun üzerine Rusya Osmanlı’ya savaş açmıştır. Bu gelişmelere bakıldığında 1875 Bosna-Hersek isyanı ile ortaya çıkan olayların, Osmanlı Devleti’ne çok pahalıyamal olacak büyük bir savasın çıkmasına neden olduğu görülmektedir.

Osmanlı tarihinde önemli dönüm noktası teşkil edecek kadar büyük sonuçları olan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı,Osmanlı Devleti’nin Rumeli coğrafyasında büyük değişikliklere yol açmıştır. Balkanlar’ın doğusunda bir Bulgaristan Krallığı kurulmuş,daha batıda ise savaş sonrası Osmanlı’nın durumundan faydalanan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Bosna-Hersek’i işgal etmiştir. Bu savaşta alınan büyük yenilgi sonucunda sadece Bosna-Hersek’ten değil, işgale uğrayan ve elden çıkan Kars, Ardahan,Batum, Romanya, Bulgaristan, ve Makedonya’dan da göç hareketleri olmuştur.Buralarda yaşayan Türkler, Çeçenler, Gürcüler, Dağıstanlılar, Lazlar ve daha pek çok Müslüman kavim toprakları terk ederek Osmanlı ülkesine göç etmişlerdi.

93 Harbi sonunda toplanan Berlin Kongresi’nde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı Devleti’nin Bosna-Hersek’te asayişi sağlayamadığını ve bu durumun kendilerini rahatsız ettiğini belirtmişti. Bu gelişme üzerine İngiltere Bosna-Hersek’in Avusturya tarafından işgal edilmesini önermiş ve bu öneri Rusya tarafından da kabul edilmişti.Berlin Anlaşması’nın Avusturya’nın Bosna-Hersek’e yerleşme koşullarını içeren 25.Maddesine göre Bosna ve Hersek eyaletleri asker bulundurulmak suretiyle Avusturya yönetimine bırakılacak ancak hukuki açıdan Osmanlı Devleti’ne bağlı kalacaktır. Diğer bir deyişle burası bir eyalet olarak 1908’e kadar Osmanlı Devleti’ne görünüşte bağlı kalacaklardır.Berlin Anlaşması’ndan çıkan Avusturya-Macaristan’ın Bosna-Hersek’i işgal kararına ilk tepki, Hıristiyan bir yönetimi kabullenmek istemeyen Müslüman Boşnaklardan gelmişti. Müslümanların tepkisini ve savaşacakları uyarısını dikkate almayan Avusturya kuvvetlerini 27 Temmuz’da Sava nehrinden geçirerek Bosna’yı işgale başlamıştır.

Berlin Antlaşması’nın kendisine verdiği Bosna-Hersek’i işgal hakkını kullanmak amacıyla büyük bir orduyla harekete geçen Avusturya-Macaristan İmparatorluğu hiç beklemedikleri bir direnişle karşılaşmıştı. Hıristiyan bir devlet idaresine girmeyi reddeden Boşnak halkı işgal ordularına karşı çete savaşı ile mücadeleye girişmişti. Ancak bu direnişi üç ay kadar sürdürebilmişlerdi.

Avusturya’nın işgaline Boşnakların şiddetle karşıçıkmasına rağmen önce Hersek’in merkezi olan Mostar, sonra da Bosnasaray’dakidirenişler kırılmış ve Avusturya işgal girişimleri 28 Ekim l878’de tamamlamıştır.47 Bosna-Hersek’inAvusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından işgal edilmesi aynı zamandaMüslüman halka karşı baskı ve zulüm döneminin de başlangıcı olmuştur. YerelMüslüman yöneticilerin görevden uzaklaştırılması, din değiştirilmesi için yapılanzorlamalar, Müslümanların çocuklarına Katolik okullarına gitme zorunluluğunun getirilmesi, camilerin kiliseye çevrilmesi, depo yapılması veya diğer mülklerle birlikte tahrip edilmesi ve ağırvergiler Bosna-Hersek Müslümanlarına karşı yapılan zulüm ve baskılardan bazılarıdır.

İşgale karşı direnişin yaşandığı dönemlerde Bosna-Hersek’ten büyük dalgalar halinde yapılmaya başlayan göçler ortaya çıkmıştı.İşgal edilen Bosna-Hersek’te Avusturya- Macaristan İmparatorluğu’nun uyguladığı baskıcı siyaset nedeniyle Osmanlı topraklarına doğru başlayan göçlerde ilk başlarda gelenlerin sayısı oldukça azdı ve bunların büyük çoğunluğu aydınlar ile yüksek mevkilerdeki memurlardan oluşuyordu. Bununla birlikte bu başlangıç etkisi uzun süre devam edecek bir hareketinde başlangıcıydı. Hemen sonra daha büyük göç dalgaları gelmeye başladı. Bosna-Hersek’in işgal edilmesiyle birlikte 600.000 kadar Müslüman yurtlarını terk ederek Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’da elinde kalan topraklarına göç etmişlerdir. Yapılan bu göçlerle Anadolu’ya gelen göçmenler arasında daha önce Rusya’nın baskılarından kaçarak Osmanlı Devleti’ne sığınmış ve Rumeli’de iskan edilmiş olan Kafkas göçmenleri de vardı.

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından işgal edilen Bosna-Hersek’ten Osmanlı Devleti’nin çeşitli bölgelerine yapılan göçlerin temel nedeni, Müslüman ahalinin bu işgali kabullenememiş olmasıdır. Avusturya-Macaristan yönetimini “işgalci”olarak gören çok sayıda Boşnak’ın kendilerine yaşamak için daha güvenli bir yer bulmak amacıyla harekete geçmesi işgalin meşruiyetini kabul etmemiş olmalarındandır.

Bosna-Hersek’ten göç etmek isteyenler için Avusturya hükümeti, arazilerini satmış, askerlik hizmetini yapmış, borç veya alacakbırakmamış olmaları ve pasaport almak gibi gibi şartlar koymuştu. Bütün bu şartlar yerine getirildikten sonra yola çıkan göçmenler için ilk durak yeri Belgrat idi. Burada toplanan göçmenler trenlere bindirilerek Üsküp’e, oradanda yine trenle Selanik’e aktarılıyorlardı.Selanik’ten de gemilerle Anadolu’ya taşınıyorlardı.Bosnalı Müslümanlarının göç etmek için Osmanlı Devleti’ne toplu müracaatları gelmeye başlayınca, mesele 27 Nisan 1879 tarihinde Meclis-i Vükelada ele alınmış ve 400.000 göçmenin birden Osmanlı topraklarına göç etmesinin büyük sakıncalara yol açacağına hükmedilmişti. Çünkü bu kadar çok sayıda göçmenlerin göç masrafları, iaşeleri, iskânları ve diğer masraflarının tamamının karşılanması mümkün değildi. Osmanlı Devleti’nin bu konudaki asıl tutumu Bosna- Hersek’ten Müslümanların ayrılmaması ve buralarda Müslüman nüfusun varlığının korunması yönündeydi. Bu stratejik yaklaşıma uygun olarak Bosna Müslümanlarının topluca göç etmelerinin önlenmesi gerekiyordu. Buna rağmen yine de göç etmek hususunda ısrarlı olan Bosnalı göçmenlerin Selanik’ten askeri gemilerle Anadolu’ya geçirilmeleri ve iskânları için elden gelen her türlü yardımın yapılması kararlaştırılmıştı.

Gelen göçmenlerin iskanları yapılsa bile göçlerin ardı arkası kesilmediği için Osmanlı Devleti’nde gelen göçmenleri iskân etmek için gönderecek uygun arazi sıkıntısı da ortaya çıkmıştı. Önceleri gelen göçmenler sahipsiz ve boş arazilere, mîrî arazi ve vakıf arazileri ile harabe köylere yerleştirilmişti. Bu araziler dolduktan sonra yaylalara ve meralara yerleştirilmeye başlanmış hatta bataklıklar bile iskan bölgesi yaratmak için kurutulmaya başlanmıştı. Arazi sıkıntısı yüzünden Anadolu ve Balkanlar’dan sonra iskân bölgeleri Irak, Suriye, Kıbrıs, Ege Adaları, Trablusgarp, Bosna ve Yanya’ya kadar geniş bir alana yayılmıştır.1884 yılında İstanbul’a gelmiş olan Bosna göçmenlerinin iskân edilebilmesi için sahil bölgelerinde bulunan boş ve uygun arazilerin araştırılarak bildirilmesi amacıyla İzmir, Kastamonu, Konya, Adana,Edirne, Selanik, Halep, Bağdat, Trablusgarp, Yanya ve Sam valilikleri ile Kudüs-i Şerif ve Serfice mutasarrıflıklarından bilgi istenmiştir. Bunlardan Anadolu’da yer alan bölgelerden gelen yazıların cevapları ise şu şekildedir:

İzmir’den gelen cevaba göre Menemen’de 10.000 dönüm boş arazi vardır ancak buralar ziraata uygun değildir. Fakat Çeşme’de bulunan 7.000 dönüm boş arazi ise sadece bağ yapmaya uygundur. Bunun yanı sıra diğer sahillerde 140 hanelik göçmen kafilesini iskân etmeye yeterli araziler bulunmaktadır. Kastamonu valisinin gönderdiği telgrafa göre bölgede ormanlar tarlaya çevrildiği halde bile Bartın’da 100 ve Sinop’ta 500 hanelik bir göçmen iskanı yapılabilmesi ancak mümkündür. Bunun dışında da iskana uygun başka boş arazi bulunmadığı bildirilmiştir. Konya vilayetinden cevaben gelen telgrafa göre Antalya sahilinde göçmen iskânına yeterli, verimli ve verimsiz olmak üzere toplam 700 hanelik göçmen alabilecek kadar uygun arazi bulunduğu bildirilmektedir. Adana Valiliğinden gelen telgrafa göre ise eğer göçmenler İçil sahilinin havasına dayanabileceklerse buralara 1.000 hanelik muhacir yerleştirilebileceği bildirilmişti. Yine bölgenin yayla kısımlarındaki soğuk havaya uyum sağlayabilirlerse buralarda da 1.000 hanelik muhacir iskânı yapılabilecek boş arazinin mevcut olduğu kaydedilmiştir. Bunlara ek olarak Trabzon, Hüdâvendigâr ve Cezâyir-i Bahr-i Sefîd valilerinden gelen telgraflara göre ise o bölgelerde göçmen iskânına elverişli boş arazi bulunmadığı bildirilmektedir.

Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun işgal girişimi nedeniyle Hıristiyan idaresi altında kalmış Bosna- Hersek Müslümanları, yeni yönetimin baskıları ve asimilasyon faaliyetleri karşısında kimliklerini koruyabilmek amacıyla Osmanlı topraklarına göç edebilmek için Belgrad Sefareti’ne başvurmuşlardı. Göç etme girişiminde bulunan Bosna Müslümanlarının bir kısmına Belgrat Sefiri İbrahim Fethi Bey tarafından masraflarını karşılamak amacıyla bir miktar para verilmişti ancak göç edenlerin çokluğu nedeniyle Bosnalı göçmenlerin sorunlarının bu şekilde çözülmesinin imkanı yoktu. Bu nedenle Belgrat Sefareti’nden Umum Mekâtib-i Askeriyye-iŞahane Nazırlığı’na gönderilen yazıda göçmenlerin masrafları için yardım edilmesi istenmişti. Bun mukabil Umum Mekâtib-i Askeriyye-i Şahane Nazırı Zeki Paşa tarafından hükümete yazılan 4 Mayıs 1898 tarihli arzda, en azından ekonomik anlamda kötü durumda olan göçmenlerin Üsküp’e kadar gidebilmelerini sağlamak için Belgrad Sefareti’ne bir miktar tahsisat ayrılarak Osmanlı Bankası tarafından ödenmesi talep edilmişti. Aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin bireysel olarak başvuru yapan göçmenlerin masraflarına da yardımcı olduğu sık sık göze çarpmaktadır. Örneğin Bosna’da bulunan ailesini getirmek için oraya gidecek olan Bosna muhacirlerinden İbrahim bin Abdullah Osmanlı hükümetine, ailesini İstanbul’a getirebilmek için gerekli masrafın karşılanması isteğini içeren 1900 Mart tarihli bir dilekçe vermişti. Bu muhacirin dilekçesi karşılık bulmuş ve masraflarının Bosna muhacirlerinin harcamaları için tahsis edilmiş olan 10 milyon kuruşluk tahsisattan karşılanmasına olur verilmiştir.

Sadece gelmekte olanlar değil, iskânları yapılmışBosnalı göçmenler için de gerekli olan çeşitli masrafların Osmanlı Devletitarafından yapıldığı görülmektedir. Örneğin daha önce Karamürsel Kazası’nınTahtalı mevkiinde iskân edilmiş 40 haneden oluşan Bosnalı muhacir topluluğu yaşadıkları yere bir cami ve okul yapılması için Muhacirin-i İslamiyeKomisyonu’na başvurmuşlardır. Dilekçeyi veren göçmenler bu binaların yapımındakullanılacak taş ve keresteyi kendilerinin temin edeceğini ve işçiliğini deyapacaklarını beyan etmişlerdi. Komisyonun isteği ve uygun bulması üzerine buinşaatların yapılabilmesi için gereken 3.000 kuruşun hazineden tedarik edilerekgöçmenlere verilmesi kararlaştırılmıştır.60 Rumeli’den Osmanlı topraklarına gelengöçmenlerin bir kısmını oluşturan Bosnalı Müslümanlar muhacirlerle devletinoldukça yakından ilgilendiği görülmektedir.

Öyle ki Temmuz 1900’de Bosna muhacirlerinin iskânı için arazinin keşif ve kontrol edilmesi içinpadişah iradesiyle Mirliva Rıza Paşa görevlendirilmişti.Yine Osmanlı topraklarına gelmekte olan Bosna muhacirlerinin masraflarının karşılanabilmesi amacıyla Bulgar Sefareti adına açılan frank kredisinin, Müslüman muhacirlerin iskân işlerinin Muhacirin-i İslamiye Komisyon-ı Âlisi tarafından yerine getirildiği için bu komisyona ait olmasıkarara bağlanmıştı.

Osmanlı Devleti hâkimiyet iddiasını sürdürmek istediğiBosna-Hersek gibi yerlerden topluca göç etmek isteyenlerin taleplerinigenellikle geri çevirmekteydi. Ancak tamamen kaybedilen ya da İran, Kafkasyagibi bölgelerden gelen talepleri, Müslüman nüfusu artırma adına kabuletmekteydi. Bununla birlikte toplu göç taleplerinin kabul edilmediğibölgelerden gelen bireysel başvurular da kabul görmekteydi.63 Toplu göçlerin yapılmasınaOsmanlı Devleti’nin karşı çıktığı Bosna-Hersek, Müslüman nüfusun varlığıylaelde tutulmaya çalışılan bir bölgeydi. Bu bölgedeki ahalinin OsmanlıDevleti’nin diğer bölgelerine göç etmeleri buralarda Müslüman nüfusunazalmasına sebep olacağı için bölgedeki nüfusun burada yaşamaya devam etmeliydi. Bu durumun devletin yararına olacağına dair 9 Mart 1901’de Ragusa Şehbenderliği’nden Muhacirin-i İslamiye Komisyonu’na bir tahrirat gönderilmiştir. Bosna ve Hersek Müslümanlarının göçlerinin eskiden beri devam ettiği ancak son yıllarda bu iki eyaletten yaşanan göçün çok fazla olduğunaişaret edilmiştir. Sadece 1900 yılında göç edenlerin miktarının 20.000’eulaştığına dikkat çekilmiştir. Tahrirata göre bölgede yaşayan Müslümanlartoplam nüfusun üçte birini oluşturmakta ve 400.000’i bulmaktadır.Birincisi 1879 yılında olmak üzere 1882, 1889-1902 ve1908-1909 yıllarında Bosna- Hersek’ten Osmanlı Devleti’nin elinde kalan topraklara büyük göç hareketleri yaşanmıştı. Her ne kadar Boşnak göçlerine karşı da olsa Osmanlı Devleti, sınıra kadar gelenlerin geri gönderilmesinin halifeliğin şanına aykırı olacağından dolayı Boşnak muhacirlerin Rumeli Vilayetlerinde iskân edilmelerine izin vermişti.65 Osmanlı Devleti Bosnalı Müslümanlarla yakından ilgilense de aslında onların topraklarını terk etmeleri sonucu buralarda Müslüman nüfusun yok olmasını önlemeye çalışıyordu. Bir taraftan da göç edenlere yardım etmek için elinden geleni yapıyordu. Ancak Bosna Müslümanların kendilerine yapılan kötü muamele sonucu yaşadıkları yerlerden göç etmeye mecbur kaldıkları ve bunların Kosova Vilayeti’nde iskân edildiği Nimçe Mutasarrıflığı’ndan bildirilmiştir. Devlet politikası gereği Müslümanların yerlerini terk etmelerinin uygun görülmemesi nedeniyle 5 Şubat 1908’de bu konuda ne yönde karar alınması gerektiği Muhacirin-i İslamiye Komisyonu tarafından hükümete sorulmuştur. Alınan karar şu şekildedir: Osmanlı ülkesinde yerleşmek için gelip başvuranların kabul edilmesi hilafet makamının şanındandır. Bu şekilde gelenler Rumeli vilayetlerindeki boşve münasip yerlere iskân edilmelidir. Ancak henüz memleketlerinde bulunup da bu tarafa gelmek düşüncesinde olanlara gelince, bunların miktarı çok olacağındaniskânları ve ihtiyaçlarının karşılanmasının müşkülatı nedeniyle telefolabilecekleri, bu yüzden de buna mahal vermemek için gelecek olanlara bu şekilde malumat verilmelidir. Bu karar gereğince gördükleri baskılardan kaçarak gelen Bosnalı Müslüman muhacirler Kosova’da iskân edilmişlerdi.

BOSNALI GÖÇMENLERİN ANADOLU’DA İSKANLARI

Avusturya-Macaristan’ın Bosna’yı işgal etmesi sonucunda meydana gelen büyük göç dalgasından en fazla etkilenen Boşnaklar olmuştur. Göçlerin başlangıcında yaşadıkları terk edenler sadece kendilerinigüvende görmeyen eski memurlar ve nüfuzlu kimselerdi. Ancak 1881 yılında Avusturya-Macaristan tarafından yürürlüğe konulan yeni bir askerlik yasas ıBosnalı Müslümanların kitleler halinde göç etmelerine neden olmuştur. Kitlesel özellikler taşıyan bu göç dalgası 1883 yılına kadar sürmüş, bu tarihten sonra nispeten durulmuştur. 1900 yılına kadar göçler azar azar devam ettiğinden,gelen göçmenlerin sevk ve iskânlarında pek sıkıntı yaşanmamıştır. Örneğin 2 Şubat 1885’te Romanya ve Bosna’dan İstanbul’a gelen 5 göçmen Yeni öz ve Selanik’e sevk edilmişlerdi. Aynı vesikaya göre ertesi gün yedi Bosnalı göçmen ise iskân edilmek üzere Mudanya yoluyla Bursa’ya gönderilmişlerdi.Ancak 1900 yılından sonra göçler yine artmaya başlayacaktır.

Bosna’dan Osmanlı topraklarına Mart 1886-Şubat 1887 tarihleri arasında 553, Mart 1891-Ocak 1892 tarihleri arasında 1.162 ve 1897-1898 yılları içinde ise 259 göçmen gelmiştir.Azar azar da olsa bir yandan göçler devam ederken öte yandan da Avusturya’nın 1878’de ele geçirdiği Bosna-Hersek’te uyguladığı zulüm ve göç ettirmeye yönelik zorlayıcı politikaları yüzünden 1882-1900 yılları arasında topraklarını ter ederek kaçan Boşnak sayısı 120.000’e ulaşmıştı. Bu dönemdeki göçler kapsamında 1878-1894 yıllarında Osmanlı topraklarına sığınan Bosnalı göçmenlerden 1363 kişi Karamürsel ve civarına yerleştirilmişlerdir. Bu göçmenlerin isimleri, cinsiyetleri, meslekleri, ikamet yerleri ve memleketleri cetveller halinde kayıt altına alınmış ve hükümete sunulmuştur.

Üsküdar’a gelmiş olan ve Hazîne-i Hâssa Nezareti’nce o civarda bulunan devlet çiftliklerinde iskân edilmeleri istenilen çok sayıda Bosnalı göçmen vardı. İskânları yapılana kadar iaşeleri sağlanan ve nezaretten gelen memurlara teslim edilen göçmenlerin isim ve yaşlarını gösterir liste Muhâcirîn Komisyonu tarafından hükümete takdim edilmişti.

2 Ağustos 1891 tarihi bu belgeye göre Varna yoluyla Bosna’nın Gradişka Kasabası’ndan gelen göçmenler 78 erkek ve 61 kadın olmak üzere 139 kişiden oluşmaktaydı.Yine İstanbul’un Anadolu yakasında 1895 yılında bir grup Bosnalı göçmenin iskân edildikleri görülmektedir. Beykoz civarındaki devlet çiftliklerinde bulunan araziler köy teşkiline uygun bir şekilde taksim edilecekti. Bu işin sorunsuz yapılabilmesi için buraya yerleştirilecek Bosna-Hersek göçmenlerinin isimlerini içeren bir defter düzenlenip Bosna-Herseklilerin ileri gelenlerine onaylattırıldıktan sonra takdim edilmesi Erkan-ı Harbiye tarafından istenmişti. Ancak İstanbul’da bulunan Bosnalı ileri gelenleri iskân yerlerini önceden görmek istemişlerdi. Bu nedenle arazinin taksimi ve göçmenlerin iskânından önce, o bölge mühendisinin çiftliklerin 

 Hazine-iHâssa’da bulunan haritalarını göndermeleri istenmiş, iskânlar da bundan sonragerçekleştirilebilmişti.73

Sadece 1900 yılında Bosna’dan kaçarak Üsküp’e gelen göçmenlerin sevk ve iaşe masrafları için 24.000 kuruş harcanmıştı. Bu masraf Girit göçmenlerinin sevk ve iskân masrafları için bastırılan muhacir iane pulların gelirlerinden karşılanacaktır.Eğer bu ve benzeri yollarla göçmensevk ve iskan masrafları karşılanmazsa bir süredir göç halinde olan veSelanik İskelesi yoluyla İstanbul’a gelen Bosnalı Müslüman muhacirlerin uzunsüre Selanik’te kalmaları sefalet ve perişanlık içine düşmelerine neden olacaktır. Bu nedenle 6 Mart 1901 tarihli Yıldız Sarayı Başkitabet Dairesi’nin yazısında Bosnalı Müslüman muhacirlerin göçlerinin teminat altına alınması, gerekli yardım ve masrafların yapılması konusunda zerre kadar kusur edilmemesi ve gereken masrafların muhacirin pulhâsılatından karşılanması buyrulmuştur. Yine aynı yılın 9 Haziranında, Fransa kumpanyasının Balkan Vapuru ile Selanik’tengelip İskenderun’a sevk edilmek üzere Gayet Vapuru’na aktarılan 181 Bosnalı muhacirinin İskenderun’a gönderilip sefalette bırakılmak istenmediği için Ankara ve Konya gibi yerlerde iskân ettirilmesi Muhacirin-i İslamiye Komisyonu’na tebliğ edilmişti. Hüdavendigar Vilayeti’nde akrabaları bulunan 16 muhacir akrabalarının yanına gönderilmelerini istemişler ve bu istekleri kabul edilerek Mudanya Vapuru’yla Bursa’ya sevkedilmişlerdir. Konya’ya gönderilmesi düşünülen geri kalan 165 göçmen ise orada Girit göçmenlerinin çok olması nedeniyle Ankara Vilayeti’ne sevk edilmek üzere İzmit’e gönderilmişti. Bu göçmenlerin güvenli ve rahat bir şekilde trenle Ankara’ya gönderilmeleri de İzmit Mutasarrıflığı’ndan talep edilmiştir. Gönderilen göçmenlerin iskânlarının bir an önce yapılması konusunda Hüdavendigar ve Ankara vilayetlerine talimat verilmişti.

Bir taraftan gelen göçmenlerin iskan işleriyle uğraşanOsmanlı Devleti diğer taraftan da Bosna’da yaşayan Müslümanların sorunları ilede yakından ilgilenmeye çalışmıştır. Babıali Tercüme Odası’nın 8 Nisan 1901tarihli tercümesine göre Raguza Başşehbenderliği Osmanlı hükümetine,Avusturya’nın Bosna-Hersek Müslümanlarına karşı yürüttüğü baskı ve asimilasyon faaliyetleri ile buna karşıalınmasını istedikleri önlemleriiçeren bir yazı sunmuştu.

Söz konusu yazılı belgeye göre Avusturya yönetimi kendi politikalarına göre Müslüman Bosna halkını kendi tarafına çekmek amacıyla onların arasına nifak tohumları ekmekte ve bunun için çok sayıda misyoner göndererek, gelecekte Bosnalılar üzerinde etkili olabilecek şahısları kendi yanına çekmeye çalışmaktadır. Bunun için de Hıristiyanlık ve Avusturya milliyetini kabul ettirerek Osmanlı düşmanlığını aşılamak için okullar açmıştır. Çeşitli makamlara, halifeye bağlı kişiler yerine Avusturya’nın politikalarına hizmet edecek menfaatçi kimseleri atamayoluna gitmiştir. Ayrıca halkın arasına nifak ve gizli hileler sokabilecek olanve Avusturya’nın propagandalarını yapacak bazı gazetecilere de arka çıkmaktadır. Ancak Bosna-Hersek’te Müslüman, Slav ve Katolik toplulukla rarasına nifak sokma politikası çok da başarılı olmamıştır. Bu yüzden politika değiştirme yoluna giden Avusturya Müslümanları perişan ederek göçe zorlamaya karar vermişti. Bundan sonra Müslümanlara zulmetmeye başlayan Avusturya onların mal, can ve namus güvenliğinden mahrum bırakmış, ibadetlerini yapmalarına engel olmaya başlamıştır. Yukarıdaki gelişmeleri rapor eden Raguza Başşehbenderligi’nin kaleme aldığı, din adamları ve ulemanın Müslüman halk tarafından seçilmesi, bölgeye Avusturya’nın politikalarına teslim olmayacak memurların atanması, Müslüman çocuklarını eğitimi için okullaraçılması veya onların Osmanlı ülkesindeki diğer okullara kabul edilmesi gibiBosna-Hersek Müslümanlarının hukukunu koruyacak tedbirler alınması ve bunlar için Osmanlı Devleti’nin Avusturya nezdinde girişimlerde bulunmasına dai istekleri içeren bir yazı gönderilmişti. Raguza Başşehbenderliği’nden gelen dilekçeye karşılık, gerekenlerin yapılması için Sadaretten Hariciye Nezareti’ne 11 Mayıs 1901 tarihli bir yazılı talimat verilmişti. Talimatta Bosna-Hersek Müslümanlarının memleketlerini terk etmelerine neden olan sebeplerden bahsedilerek Müslüman halkın yerlerinde kalmalarını sağlamak için gereken şeylerin yapılması istenmektedir. 

Bir taraftan Bosnalı göçmenlerin gelmesini engellemek ve bir taraftan da gelenlerle ilgilenmek zorunda kalan Osmanlı Devleti, aynızamanda iskânları da tamamlamaya çalışıyordu. 1901 yılında iskanları yapılanBosna göçmenleri için yeni kurulan birçok yerleşimbirimi de meydana getirilmişti. Sevk edilen Bosna muhacirlerinin iskânedilmeleri neticesinde Sivrihisar Kazası’nda bir mahalle oluşturulurken Sarıgöl Yaylası’nda, Güğüm mevkiinde, Başpınar’da, Yelen mevkiinde ve Kuşcağız’da birerköy meydana getirilmişti. Yeni yerleşim birimlerinin oluşturulduğuna dair gerekli bilgiler Ankara İskân-ı Muhacirin memurlarından Reşit Paşa tarafından Haziran 1901’de telgrafla hükümete bildirilmişti. Kurulan bu yerleşimlerdenSarıgöl Yaylasındaki köye Mecidiye, Güğüm mevkiindeki köye Mahmudiye,Başpınar’daki köye Osmaniye, Yelen mevkiinde ki köye Orhaniye ve Kuşcağız’dakiköye de Sezavengar isimleri verilmiştir. Bir diğer yerleşimyeri olan mahallenin ismi ise Hamidü’l-asar olarak belirlenmişti. Yine Ankara Çubukabad Kasabası’nda kurulmuş olan mahallenin ismi de İnayet-i Hamidi olarak belirlenmiştir.

İskân için sevkler yapılırken 1901 yılın bahar aylarında birçok bölgeden İstanbul’a gelen göçmen sayıları artmaya başlamıştı. Temmuz 1901’de Akdeniz Boğazı Muhafızlığı’ndan gelen telgrafa göre Selanik’ten gelen ve terhis edilmiş 8 askeri taşıyan Bandırma Vapuru’ndan askerler çıkarıldıktan sonra 200’den fazla Bosnalı göçmen İstanbul’a gönderilmişti.81 Bunlardan hemen önce gelmiş olan ve Ankara’ya gönderilen Bosna muhacirlerinin vilayette yerleşmek istemedikleri için yerel yöneticilerin muhacirlere çeşitli zorluklar çıkardıkları rapor edilmişti. Zamanında haksız yere zapt ettikleri arazilerin daralmasını istemeyen bazı nüfuzlu kimselerin himaye edildikleri ve bu nedenle göçmenlerin geri dönmelerine izin verildiği Heyet- i İskaniye reisi ve kaymakam tarafından merkeze bildirilmiştir. Bu olumsuzlukların yaşanmasına engel olamadığı ve görevini yapamadığı gerekçesiyle Ankara Vilayeti Valisi Tevfik Paşa’nın görevinden alınması ve yerine başkasının atanması kararlaştırılmıştı. Bunun dışında, İskân-ıMuhacirin Komisyonu başkanı tarafından gönderilen 19 Temmuz 1901 tarihli yazıda Bosna’dan gelen ve Ankara’da iskân edilen göçmenlere ilişkin ayrıntılı bilgilerde takdim edilmişti.

Bosnalı göçmenlerin geldikleri ve iskân edildikleri bölgeler, sayıları,iskân edildikleri bölgelerin eski ve yeni adlarını içeren liste aşağıdakigibidir.

GÖÇMENLER İÇİN YAPILAN EVLERİN BULUNDUĞU MEVKİLERİN İSİMLERİ
  Yeni ismi Eski ismi   Yeni ismi Eski ismi
1 Feyz-i Hamîdî Ankara şehrinin doğusunda 9 Tevfîkiye Üçpınarlar
2 Selîmiye Haymana merkezinde 10 Fâtih Tatarhamzalı
3 Burhâniye Ördek Gölü 11 Lütf-i Hamîdî İncegiz ma’a Çemen
4 Kâdiriye Kesik Kavak 12 Zıll-ı Hamîdî Afşar
5 Süleymâniye Yayla Koyak 13 Halîmiye Hacıuzun
6 Hamîdâbâd Çingirli Barutlu 14 İhsâniye Dutluca
7 Ahmediye Hoşılar Öreni 15 Ertuğrul Kapaklı
8 Bâyezid Karapunar 16 Mesûdiye Surtak
ANKARA
Geldikleri yer Hane Yetişkin Çocuk İskan edildikleri yer
Muhtelif Sancaklardan 833 3120 1126 Şehrin doğusunda
Toplam 833 4246  
HAYMANA KAZASI
Geldikleri yer Hane Nüfus İskan edildikleri yer
Tuzla 74 287 Ördek Gölü
Hersek 11 56 Kesik Kavak
Mıhiyâc 6 22 Yayla Koyak
Travnik 26 116 Çingirli Barutlu
Panaluka 57 220 Hoşılar Öreni
Mostar 4 14 Karapınar
Bihke 1 9 Üçpınarlar
Bosnasaray 15 36 Tatar Hamzalı ve Humalan
Toplam 194 760  
ZÎR KAZASI
Geldikleri yer Hane Nüfus İskan edildikleri yer
Travnik 31 133 İnceğiz Çemen
Tuzla 12 58 Afsar
Bihke 16 80 Hacı Uzun
Panaluka 23 111 Dutluca
Saray 4 19 Kapaklı ve Surtak
Toplam 86 401  
SİVRİHİSAR KAZASI
Geldikleri yer Hane Nüfus İskan edildikleri yer
Tuzla 49 219 Mahmûdiye (Gügüm)
Travnik 25 119 Orhâniye (Pelek)
Panaluka 28 112 Osmâniye (Baspınar)
Mostar 3 12 Mecîdiye (Yayla)
Bosna-Saray 237 926 Hüdâvendigâr(Kusçagız)
Bihke 2 7 Nâhiye
Toplam 344 1395  
Genel Toplam 1457 6802  

Yine 1901 yılının 6 Ekim günü 12 kişilik Rumelili küçük bir göçmen kafilesi Bursa’ya gönderilmişlerdi. Ertesi gün ise Varna’dan 60 Rumeli göçmeni, Trieste’den 6 Bosna göçmeni ve Köstence’den 197 nüfus Rumeli göçmeni İstanbul’a gelmişlerdi. Aynı gün hareket eden vapurlarla da 52 haneden oluşan 260 kişilik Rumeli ve Bosna göçmeni iskân için İzmir’e sevk edilmişlerdir.84

1901 yılının sonunda Muhacirin-i İslamiye Komisyonu’ndan, taşrada şimdiye kadar iskanları yapılan ve bundansonra iskân için gönderilecek olan muhacirler hakkındaki işlemleri gösteren cetvellerin gönderilmesi talep edilmişti. Bununüzerine Komisyon yerel yöneticilerdenÇatalca, Biga, Edirne, Selanik, Kosova,Aydın, İşkodra, Ankara, Hüdavendigar, Kastamonu, Sivas, Diyarbakır, Bitlis,Erzurum, Van, Trabzon, Cezâir-i Bahri Sefîd, Adana, Suriye, Beyrut, Kudüs,Bingazi, Zor, Basra, İzmit, Halep, Konya, Mamüretü’l-aziz ve Manastır gibi vilayet, mutasarrıflık ve sancaklara iskân edilmiş ve iskân için gelmiş olan muhacirlere ilişkin cetvellerin gönderilmesini istemiştir. Cetvel gönderilmesi istenen yerlerden Çatalca, Biga, Edirne, Selanik, Kosova, Aydın, Ankara,Diyarbakır, Bitlis, Erzurum, Van, Trabzon, Cezâir-i Bahri Sefîd, Adana, Suriye,Beyrut, Kudüs, Bingazi, Halep, Konya, Mamüretü’l-aziz ve Manastır’dan komisyona cetveller gönderilmişti. Bu cetvellerde muhacirlerin kadın, erkek, yetişkin veçocuk sayıları, geldikleri memleketleri (Bulgaristan, Şarki Rumeli, Kafkasya,Dağıstan, Girit, Rusya, Şavşat, Bosna, Panaluka, Mostar, Kırım, Dobruca,Karabağ, İran, Çerkesistan), geliş tarihleri (1897/1898-1900/1901), iskân edilecekleri yerler ve bu yerlere gönderilme tarihleri, hangi vasıta ile sevkedildikleri, iskân tarihleri (1897/1898-1900/1901), yardıma muhtaç olanlar ve olmayanları, muhtaç olan her haneye ne miktar arazi ve ne gibi ziraat alet edevatı, tohumluk ve hayvanat verileceği ve masraflar gibi hususlar ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bunlara ek olarak cetvelde, Girit’ten gelerek Adana Vilayeti’nde iskan edilen muhacirler için 554 tane ev inşa edildiğide ayrıca not düşülmüştür. Cetvellerle komisyona tüm bu ayrıntılı bilgileri sunulan göçmenlerin miktarı 282.693’tür. Cetvellere göre Bosna, Panaluka ve Mostar’dan gelip merkez kazada iskân edilecek muhacir sayısı 7386, Ankara vilayetinden gelen takdimde ise aynı yerlerden gelmiş ve iskanları yapılmış olan göçmen sayısı ise 7626’tür.85

Topraklarına gelen göçmenleri Osmanlı Devleti’nin iskân etmeyi düşündüğü bölgeler

konusundabatılı devletler ve Rusya ile sıkı sık sorunlar yaşanmış ve göçmen iskanlarısöz konusu olduğunda bu meselenin hiçbir zaman arkası gelmemiştir. Rusya, kendisınırlarına yakın olan bölgelerde göçmen iskân edilmesine karşı çıkarken,Lübnan dolaylarındaki demiryolu güzergâhları boyunca yerleştirilmesi planlanangöçmenlerin iskanına da Fransa ve İtalya karşı çıkıyordu.86 Diğer taraftan Avusturya ilede Balkanlar’dan göçler konusunda sorunlar yaşanmaktaydı. Osmanlı Devleti’ninçeşitli bölgelerine göç etmek isteyen Bosnalı Müslüman göçmenleri AvusturyaDevleti tarafından engellendiği, Muhacirin-i İslamiye Komisyonu’nun Meclis-iVükela’ya gönderdiği 22 Mayıs 1904 tarihli yazısında bildirilmişti. Yaşanan busıkıntıdan dolayı komisyon bu göçmenlerin Osmanlı ülkesine kabul edilipedilmeyeceğini hükümete sormak zorunda kalmıştı. Ancak Bosna’dan daha önce gelen göçmenler her türlü ihtiyacı karşılanarakAnkara taraflarında iskân edilmişlerdi. Ancak bu sefer Bosna dahilindekiMüslüman ahalinin büyük çoğunluğu Osmanlı Devleti’ne göç etmek istemektedir.Eğer buna müsaade edilirse Bosna Müslümanlardan tamamen temizlenecektir ve 

bu şekilde bir gelişme de uygun olmayan bir siyasetdemektir. O yüzden göç etmek için başvuranlara buna göre cevap verilmelidir şeklindekarar alan meclis Bosnalı göçmenlerin gelmelerini engellemeye çalışmıştır.

Ayaklanmaların çıktığı dönemlerden başlayarak Osmanlı Devleti, Bosna’dan gelecek göçmenleri engellemeye çalışmış ama gelenlerin iskanları için de elinden gelen her türlü yardımı yapmıştır. Arkasından 1878’de Bosna’nın Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından işgal edilmesiyle buradan yapılan Müslüman göçleri daha da artmıştır. Uzun süre boyunca aynı politikalar ve aynı çalışmalara devam eden Osmanlı Devleti bu göçleri bir türlü engelleyememişti. Bosna’dan yapılan göçler zaman zaman azalsa da sürekli devam etmişti. 1908 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna topraklarını ilhak edince sorun daha da önü alınamaz hale gelecek ve Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar sürüp gidecektir.

1907’de Viyana’da Bakanlar Kurulu, uzun süredir işgalaltında bulundurduğu Bosna ve Hersek’in uygun bir fırsatta kendi topraklarınakatılması yönünde ilke kararı almıştı. Beklenen fırsat, II. Meşrutiyet’in ilanıolmuş ve Osmanlı askeri açıdan çok güçsüz bir durumda iken, Ekim 1908’deAvusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna-Hersek’i topraklarına kattığını ilanetmiştir. Osmanlı’nın bu ilhak karşısında bir şey yapamaması üzerine Rusya veSırbistan itiraz etseler de Almanya’nın desteğini arkasına alan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu geri adımatmamıştır.881908’de Bosna-Hersek’inAvusturya-Macaristan’a ilhakının ilân edilmesi kararı Rusya, Avusturya-Macaristan, Sırbistan veOsmanlı Devleti arasında bir gerilim meydanagetirmişti.89 5 Ekim1908’de Bosna-Hersek’i ilhak ettiğini ilan eden Avusturya-Macaristanİmparatorluğu karşısında Osmanlı Devleti’nin yapacak pek bir şeyi yoktu ve bu durumu kabullenmek zorunda kalmıştı.90 Avusturya-Macaristan büyükelçisi VonPallavičini tarafından 6 Ekim 1908’de Osmanlı hükümetine iletilen ve fiilenilhakın gerçekleşeceğini beyan eden nota ile 21 Ağustos 1879 tarihli SancakKonvansiyonunun iptal olduğu da bildiriliyordu. Bosna ile ilgili bütünkararların artık kendisine ait olduğunu bildiren Avusturya-Macaristanİmparatorluğu’nun bu oldu-bittisi karşısında Osmanlı Devleti, ilhakı protestoetmekten başka bir şey de yapamayacaktır.

SONUÇ

İstanbul’un fethinden sonra hızla Avrupa yönünde genişlemeye devam eden Osmanlı Devleti yaptığı birçok akın sonucunda ancak 1463’te Bosna bölgesine girebilmişti. Bir süre daha devam eden Osmanlı-Macar mücadelelerinden sonra Bosna-Hersek topraklarının fethi tamamlanmıştı. Avrupa’nın içlerine doğru yapılacak seferlerde önemli bir üs görevi gören Bosna coğrafyası bir yandan da dikkat çekici bir İslamlaşmaya şahit oluyordu. Osmanlı Devleti’nin sosyal, siyasi ve ekonomik alanlardaki politikaları neticesinde Bosna halkının önemli bir kısmı XV ve XVI. yüzyıllarda Müslümanlaşmıştı.

XIX. yüzyıla kadar Osmanlı yönetiminde kalan Bosna-Hersek’te kayda değer siyasi kargaşalara rastlanmamıştı. Ancak Fransız İhtilali’nden sonra bütün Avrupa’yı saran milliyetçilik akımının Bosna- Hersek’i de etkilemesi çok gecikmemişti. Bir taraftan milliyetçilik düşüncesi hızlı bir yayılma gösterirken diğer taraftan Avusturya Macaristan İmparatorluğu ve Rusya’nın politikaları Bosna- Hersek’te etkili olmaya başlayacaktır. Avusturya Macaristan İmparatorluğu bölgeyi kendi siyasi çıkarları ve yayılma alanı olarak kullanmaya çalışırken Rusya Balkanlarda yaşayan Slavları Osmanlı Devleti aleyhine harekete geçirmeye çalışıyordu. Bütün bu gelişmelerin neticesinde Osmanlı’nın Balkanlardaki diğer toprakları gibi Bosna coğrafyası da kaynamaya başlayacaktır. Sık sık baş gösteren ayaklanmalar Kırım Savaşı’ndan sonra daha sistematik ve batılı devletlerin müdahaleleri neticesinde de daha büyük boyutlar kazanmıştır. Bu ayaklanmalar bölge halkı üzerinde baskı unsuru olarak göçü tetikleyen nedenlerin başında gelmiştir. 1875 yılında çıkan ve uluslararası bir mesele haline gelen büyük isyandan sonra Osmanlı Devleti Rusya ile tarihinin en ağır sonuçlu savaşlarından birine girişmiş ve savaştan yenik ayrılmıştır. Savaş sonunda, Osmanlı bölgenin asayişini sağlayamamakla suçlanırken, Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun Bosna-Hersek’i işgal etmesine batılı devletler tarafından göz yumulmuştur.

Bosna bölgesini işgal eden Avusturya Macaristan’ınasimilasyona ve baskıya dayalı politikaları, ayaklanmalar nedeniyle bir süredir zaten yaşanıyor olan Bosna göçlerinikitleselleştirmiştir. Öte yandan çeşitli bölgeden gelen göçmenlerekucak açan Osmanlı Devleti buradan yapılacak göçlerin önüne geçmeyeçalışmıştır. Halkın önemli bir kısmı Müslüman olan Bosna-Hersek’in göç yoluylaMüslümanlardan temizlenmesi ileride o coğrafyanın tamamen kaybına yol açacağıiçin göçler Osmanlı yöneticileri tarafından hoş karşılanmamıştır. Ancak yine deönü alınamayan bu kitlesel göçler 1883’te kitleselliğini kaybetse de tamamendurmayacaktır. Bu tarihtensonra azar azar da olsa Bosna-Hersek’tenyapılan göçler sürekli devam edecektir. Fakat 1900 yılından itibaren AvusturyaMacaristan İmparatorluğu’nun politikaları yüzünden Bosna göçleri yeniden artışgösterecektir. Topraklarına gelen göçmenlere yönelik önemli kurumsal politikalarıolan Osmanlı Devleti, Bosna muhacirlerinin iskanları için elinden geleniyapmıştır. Önce Balkanlarda iskan edilen Bosna muhacirleri daha sonraki süreçteçeşitli bölgelere dağıtılmıştır. Osmanlı iskan coğrafyalarının başında gelenAnadolu, Bosnalı muhacirlerin iskanlarının yapıldığı bölgelerin de başındagelmiştir. Topraklarını terk ederek Osmanlı topraklarına gelen göçmenlerSelanik yoluyla İstanbul’a getiriliyor ve buradan planlı bir şekilde Anadolu’da iskanatabi tutuluyorlardı. Bosnalımuhacirlerin iskan ve iaşeleri konusundatitiz bir çalışma sergileyen Osmanlı Devleti onlarıHüdavendigar Sancağı, Ankara ve İzmir başta olmak üzere Anadolu’nun çeşitlibölgelerine yerleştirmiştir. Balkanların diğer bölgelerinden gelen göçmenlerlebirlikte bazı belgelerde Rumeli göçmeni diye kaydedilmiş oldukları için bugöçmenlerin sayıları hakkında net bir rakam verilmesioldukça zordur. Ancak 1860’lı yıllardan bölgenin tamamen Avusturya Macaristan İmparatorluğutarafından ilhak edilmesine kadar geçen süreçte sadece Bosnalı göçmenler adıylabelgelere yansıyanları 20.000’e yakın bir mevcut tutmaktadır.

Kaynak:Yrd. Doç. Dr. Erdal TAŞBAŞ Eurasian Journal of Researches in Social and EconomicsAvrasya Sosyal ve Ekonomi Araştırmaları DergisiISSN:2148-9963 www.asead.com

hatay gözleme evi

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
hatay gözleme evi
hatay gözleme evi
error: İçerik Koruma Devrede!