BOSNA HERSEK: NE OLACAK BU İŞİN SONU? » Boşnak Medya
SON DAKİKA

BOSNA HERSEK: NE OLACAK BU İŞİN SONU?

Bu haber 12 Mayıs 2017 - 10:03 'de eklendi ve 60 views kez görüntülendi.

       Adelina Sfishta

1987 yılında Kosova-Podujeva’da doğdu. Kosova savaşını militan bir kız çocuğu olarak yaşadı. Üniversitede radyo televizyon eğitimi aldı. 2009 yılında Balkan TV’de çalışmaya başladı. 9 yıldır TV haber ve programcılığı yapmaktadır. Araştırmaları Balkan ülkeleri ve Türkiye eksenlidir.
 
Eski Yugoslavya; Sırbistan, Karadağ, Hırvatistan, Slovenya, Bosna Hersek, Makedonya Cumhuriyetleri ile lacivert bölgedeki 2 özerk bölgeden oluşuyordu. Kosova, Sırbistan’ın güneyinde ve Voyvodina ise, Sırbistan’ın kuzeyinde, Yugoslavya devletinin özerk bölgeleri idi.

Yukardaki haritaya dikkatle bakın lütfen. Müslüman Boşnakların nasıl bir pozisyonda olduğunu görüyor musunuz? Bosna Hersek devletinin güneyinde lila renkli bölge Hırvatlarla, bunun dışındaki doğu, batı ve kuzeyde, haritada sarı renkle gösterilen bölgeler ise Sırplarla çevrilmiş vaziyette idi. Yeşil bölgeler ise Boşnakların yerleşim alanları idi. (Doğuda kalan yeşil bölge Sancak’tır.)

Çatışmalar öncesi, 1991 sayımlarına göre Bosna Hersek nüfusunun yüzde 45,3’ü Müslüman, yüzde 31,3’ü Sırp, yüzde 17,3’ü Hırvat, yüzde 6’sı Yugoslav ve yüzde 3’ü Çingene, Macar, Karadağlı ve Yahudi kimliğini benimsiyordu. Birleşmiş Milletlerin projeksiyonuna göre bugün toplam nüfus yaklaşık 3,794,110’dur. 2013 sayımlarına göre; Bosna Hersek 3,8 milyon nüfusa sahipti.

Yugoslavya’nın dağılma sürecine bağlı olarak, AB, Ocak 1992’de, Slovenya ve Hırvatistan’ın bağımsızlığını kabul etti. Bosna-Hersek ve Makedonya’nın bağımsızlığını ise referandum şartına bağladı. Bosna Hersek’te referandum yapıldı ve %64 katılımlı referandumda %99,4 evet sonucu çıktı ve Bosna-Hersek Yugoslavya’dan ayrılma sürecine girdi.

Referandumdan Bosna Hersek’in Yugoslavya’dan ayrılması konusunda %99,4 oranında “evet” çıkması üzerine, Ocak 1992’de Bosna Hersek Sırpları, Bosna ve Hersek Devletinden bağımsızlığını ilan ederek, Sırp Cumhuriyeti’nin kuruluşunu gerçekleştirdiler. Sırp Cumhuriyeti Sırbistan’ın da desteği ile Bosna Hersek ve Hırvatistan’da Sırp olmayanlara karşı “etnik temizlik” politikası başlattı.

Sırp saldırıları karşısında Boşnakların zor durumda kalmasını fırsat bilen Hırvatlar, güneyden Boşnakların topraklarına girdiler ve böylece Hırvatlar güneyden, Sırplar ise her yönden saldırıya geçti ve Boşnakları katlettiler ve Boşnak topraklarını paylaştılar.
Etnik temizlikten kurtulmaya çalışan 500.000 kişinin, Batı Avrupa ülkelerine sığınmaya çalışmaları üzerine Almanya, Avusturya, Macaristan, Hırvatistan ve İtalya sınırlarını mültecilere kapattı.

Demek Avrupa’nın sınır kapama refleksi, bugünlere özgü değilmiş, Bosna savaşı döneminde de yapmış aynı şeyi.
Saraybosna, Gorajde, Serebrenika, Tuzla, Zepa ve Bihac 1993’te BM Güvenlik Konseyi tarafından güvenli bölge ilan edildi. Bu güvenli bölgelere yerleştirilen BM Barış Gücü askerlerine savaştan kaçarak kendilerine sığınan çoğunluğu Boşnak sivil, kadın ve çocukları koruma görevi verildi. UNPROFOR (BM koruma gücü) bu güvenli bölgelerde Boşnakları korumakla görevlendirildi. Ama asker olduğu şüpheli bu güçler, Srebrenica, Saraybosna Pazar yeri gibi feci etnik temizlik operasyonlarının Sırplar tarafından gerçekleştirilmesine mani olamadı.

Bosna savaşı sadece Boşnaklara uygulanan soykırım ile hatırlanmayacak, aynı zamanda bütün İslam eserlerinin de adeta ortadan kaldırılmaya çalışıldığı, coğrafyadan “müslüman kimliğinin silinmesi” konusunda herkesin zimnen uzlaştığı bir hazin hikaye olarak da hatırlanacaktır. Bosna Hersek İslam Birliğinin verilerine göre, 1992-1995 yıllarında 614 cami, 218 mescit, 69 Kur’an-ı Kerim kursu, 4 tekke, 37 türbe ve 405 farklı vakıf eseri doğrudan açılan ateşlerle yıkıldı.

Türkiye’nin de gayretleri ile Boşnaklar rahatlatılmaya çalışılıyordu. 1994’te Amerika Washington’da Boşnak ve Hırvatları uzlaştırdı ve aralarındaki savaşı sona erdiren Washington Anlaşması imzalandı. Boşnaklar artık sadece Sırplarla savaşacaktı ve ordularını da oldukça iyi vaziyete getirmişlerdi. Karşı atağa geçmeyi planlayan Bosna ordusu uluslararası çevrelerce savaşın bitirilmesi çağrısı ile yüzleşiyordu. Tam Boşnakların karşı atağa geçeceği ve kaybedilen toprakları kurtarabileceği zamanda, Boşnakların uluslararası baskı ile “zorunlu barışa” razı olması zordu ama zorunluydu. Körfez ülkeleri, İran, Türkiye Boşnaklara mümkün olan yardımları yapmaya çalıştılar. Boşnaklar ordularını oldukça iyi vaziyete getirmişlerdi. Ancak savaşı kesmek zorunda kaldılar.

Birleşmiş Milletlerin katliamları önleyememesi, NATO’yu harekete geçirdi ve 30 Ağustos 1995’te Sırp hedeflerine yönelik kapsamlı hava operasyonları başlattılar. Üç hafta süren bu harekât sonucunda Sırplar ateşkesi kabul ettiler.

14 Aralık 1995’te Yugoslavya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Miloşeviç ve Hırvatistan Cumhurbaşkanı Tucman ve Bosna- Hersek Cumhurbaşkanı İzetbegoviç tarafından, Dayton Antlaşması imzalanarak, Bosna Savaşı sona erdirildi. Anlaşmanın iki amacı vardı “savaşı durdurmak ve devleti inşa etmek”.

Savaş durdu ama devlet hala inşa edilemedi. 100 bin ölü 2,2 milyon göçmen….

Dayton anlaşması dünyanın en garip yönetim sistemini getirdi. İdari yapısı sanki işlemesin diye kurulmuş. Yönetim iç içe matruşka gibi. Her kademede Boşnak, Hırvat, Sırp etnik unsurlarından yetkililer ve herbirinin onayı gerekiyor karar süreçlerinde. 22 yıldır sistem işlemiyor.

Bosna Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyetinden oluşan ana devlette, Bosna-Hersek Federasyon sisteminin en altında, Hırvat-Müslüman Federasyonu “Kantonları” bulunuyor. Haritada renkli alanlar kantonları göstermektedir. 5 kanton Boşnak, 3 kanton Hırvat, 2 karışık olmak üzere toplam 10 kanton var. Kantonlar mikro bir devlet gibi idari yapıya sahip. Kanton başkanları, kanton hükümetleri, kanton meclisleri, bürokrasisi v.b. ile tam bir devlet. Sağlık, eğitim, yerel meseleler hep bu kanton yönetimlerince çözümleniyor veya çözümsüzlüğe itiliyor. Kantonlar ayrıca merkezi Hırvat ve Müslüman Federasyonu yönetimi ile çatışma halinde ve yetki karmaşaları işi daha da zorlaştırıyor. Bosna Hersek Sırp Cumhuriyetinde Kanton sistemi yok, sadece Sırplardan oluşan merkezi idare ve ikili yapıda parlamento var. Sırp Cumhuriyeti Bosna Hersek Federasyonundan bağımsız işliyor.

Ayrıca 3 etnik unsurun birlikte yaşadığı kuzeydeki Brcko özerk bölgesi yukarıda belirttiğim iki yapıdan bağımsız bir konuma sahip. BM’in birlikte yaşama anlayışını geliştirmeye dönük bu örnek model, henüz ciddi bir başarı elde edebilmiş değil, bununla birlikte BM gözetiminde böyle bir özerk bölge de Bosna Hersek yönetim sisteminin içinde garip bir şekilde varlığını sürdürmeye çalışıyor.

Bosna Hersek devletinin en üst yönetim katmanı ise Cumhurbaşkanlığı konseyidir. Konseyde herbiri ayrı etnisiteden olmak üzere, bir cumhurbaşkanı iki yardımcısı bulunmaktadır. 8 ayda bir bu 3’lü dönüşümlü olarak görevlerini değiştirmektedir. Üçlü devlet başkanlığı sisteminin üyeleri, dört yılda bir her toplum için ayrı ayrı düzenlenen seçimler çerçevesinde, halk oyu ile seçilir. Cumhurbaşkanlığı konseyi devletin dışpolitik meselelerine bakar. Kararlar cumhurbaşkanı ve iki yardımcısının onayı halinde kabul edilmiş sayılır.

Bosna Hersek Devleti’nin merkezi hükümeti başbakan ve bakanlardan oluşmaktadır. Merkezi hükümette bir başbakan 9 bakan vardır. Her bir etnik unsura 3’er bakanlık verilmektedir. Her bir bakanın 2 yardımcısı vardır. Bakan Boşnak ise iki yardımcı Hırvat ve Sırp olmaktadır. Devlet yönetiminde bir kararın alınabilmesi için bakan ve bakan yardımcılarının üçlü onayı gerekir. Aksi halde karar alınamaz.

Bosna Hersek devletinin parlamentosu 2 kanatlıdır. Birinci kanat Bosna Hersek halk meclisi, toplam 15 milletvekili vardır. Etnik unsurlar arasında 5’er adet paylaştırılmıştır. Diğeri temsilciler meclisidir ve 42 milletvekili vardır. Temsilciler meclisinin 28’i Bosna Hersek federasyonundan, 12’si ise Sırp cumhuriyetinden seçilmektedir. Bu iki kanat “yasama” işlevini de görür.

Bosna Hersek devletinin altındaki iki idari yapıdan biri olan, Sırp cumhuriyetinin kendi cumhurbaskanı, kendi başbakanı, kendi 2 kanatlı meclisi, kendi bakanlar kurulu vardır. Sırp cumhuriyetinin bütün yönetim birimleri Bosna Hersek devleti merkez hükümetinden bağımsız çalışır. Çoğunlukla merkezi hükümetin kararlarına ve kanunlarına uymaz, sürekli bağımsızlık ilanı veya Sırbistan’a bağlanma krizleri çıkarır.

Bosna Hersek devletinin diğer federasyonu Bosna Hersek Federasyonu ismini taşır. Burada sistem daha da karmaşıktır. Her kademede Boşnak ve Hırvat olmak üzere iki otorite bulunmakta ve her ikisinin kabul etmediği bir karar uygulamaya sokulamamaktadır. Federasyonun altında yukarıda açıklamaya çalıştığım “kantonlar” vardır. Kanton yetkileri ile federasyon yetkileri çoğunlukla birbirine girer ve karar alınıp yürütülmesi hayli zor olur.

En yüksek yargı organı Anayasa Mahkemesi, dokuz üyeden oluşur. Bu üyelerden dördü Bosna-Hersek Federasyonu Temsilciler Meclisi, ikisi Sırp Cumhuriyeti Ulusal Meclisi ve üçü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından atanır.

Bütün bu yönetim mekanizmaların üzerinde “BM yüksek temsilcilik” bulunmaktadır. BM Yüksek Temsilciliği en büyük yetkilere sahiptir. Anlaşmazlıklara müdahale eden en üst makamdır. Ayrıca yeni kararlar alınmasını da dikte edebilir, kanun çıkartabilir, her seviyede yetkiliyi görevden alabilir. Politikacılara müdahale edebilir.

Yukarıda anlatmaya çalıştığım yönetim sistemi dünyanın en karışık yönetim sistemidir ve 1995’den bu yana işlememektedir. Zaman zaman değiştirilmesi hiç olmazsa kantonlar sisteminin lağv edilmesi denemeleri olmuş, ama başarıya ulaşılamamıştır.

Bosna Hersek Devleti’nin AB yolunda başarmış olduğu ilk somut adım 2008’de imzalanan İstikrar ve Ortaklık Anlaşması’dır. 2010 yılında da Bosna-Hersek vatandaşlarına AB ülkelerine seyahat için vize muafiyeti elde edilebilmiştir.

Bosna Hersek’in daha iyi bir geleceğe kavuşabilmesi için “3’lü zirve” toplantıları hayati ehemmiyete sahiptir. Abdullah Gül’ün hayata geçirdiği bu sistem hem anlaşmazlıkların azaltılmasına, hem de Türkiye’nin Bosna Hersek’e daha fazla katkı vermesine kapı açmaktadır.

Bosna-Hersek istikrarına katkı sağlayan uluslararası görüşmeler kapsamında Türkiye, Bosna-Hersek ve Sırbistan arasında yapılan Üçlü Zirve Toplantısı’nın önemi büyüktür. İlki zamanın Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ev sahipliğinde 2010 tarihinde İstanbul’da, ikincisi 2011’de dönemin Sırbistan Cumhurbaşkanı Boris Tadiç’in ev sahipliğinde Karadjordjevo/Sırbistan’da, sonuncusu da Mayıs 2013’te Ankara’da düzenlenmiştir. Cumhurbaşkanları düzeyindeki Üçlü Toplantıların yanısıra üç devletin dışişleri bakanları da üçlü görüşmeler yapmışlardır.

Tüm bu görüşmeler ve toplantılar sonucunda Bosna-Hersek Belgrad’a Büyükelçi atamış, Sırbistan Parlamentosu, Srebrenica soykırımını kınayan bir kararı kabul etmiş, ayrıca aynı mekanizma kapsamında kararlaştırıldığı üzere Srebrenica 15. yıldönümü anma törenlerine dönemin Sırbistan Cumhurbaşkanı Tadiç de zamanın Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan ile birlikte katılmıştır.

Dayton Anlaşması yönetim sistemi, hem Boşnakların ve Bosna Hersek devletinin anlamlı bir gelecek oluşturabilmesine son derece olumsuz etkide bulunmaktadır. En basit işler dahi 3’lü onay zorunluluğu ve 5 kademeli yönetim mekanizmalarının işlemesindeki güçlükler nedeniyle hayata geçirilememektedir.

Türkiye’deki bürokrasi ve ortalama insanlar bu yapıyı bilmemektedir. Bilmediği için de işler bir türlü istenen ölçüde hızlı ilerleyememektedir.

Bu karmaşık ve işlemeyen yönetim sistemi etnik unsurlar üzerinde, kurulan devlete güvensizlik psikolojisi oluşturmaktadır. Bosna Hersek devleti içindeki Hırvatlar Hırvatistan’a, Sırp Cumhuriyeti ise Sırbistan’a bağlanmayı çözüm olarak görmekteler ve Bosna Hersek Devletine ölü doğmuş bir proje gibi bakmaktalar.

Boşnaklar bu gelişmeler içinde ne yapabilecekler hakikaten büyük soru işaretidir.

Parça parça dağılmış olmaları, yani coğrafi bütünlüğe sahip olmamaları Bosna Devleti kurmalarını hayli zorlaştırmaktadır. Verilmek istenen perspektif, bir tarafa yamanarak yok olmayı seçmektir.

Boşnakların kimliklerini kaybetmeyeceklerine inancım güçlü.

Osmanlı içinde birlikte önemli işler yapmış Arnavut ve Boşnakların aralarındaki ilişki olması gerekenden çok farklı noktadadır. İki milletin Balkanlarda birbirlerini destekleyecek anlayışı geliştirmeleri gerekmektedir. Bu noktada daha güçlü pozisyonda olan Arnavutların deyim yerinde ise ağabeylik yapması gerekir. Ve iki millet meydana gelen hadiselere birlikte tavır koymalı, müşterek gelecek perspektifi için çalışmalar yapmalıdır. Türkiye’nin de benzer vizyonu benimsemesi Arnavut Boşnak işbirliğine katkı sağlayacaktır.

Bu beraberlik meselesi çok önemli bir husustur. Balkanlarla ilgilenenlerin ulaşabildiklerine bu tavsiyede bulunması, yetkili ve etkili olanların da bu işbirliğine katkı vermesi elzemdir. Resimde de göreceğiniz gibi elin oğlu Boşnaklara sahip olmuş. Ya da diğer resimdeki gibi bitmeyen hazin göçleri seyreden zavallılar olarak anılacağız.

Rabbim Boşnakların yardımcısı olsun.

Kaynak: ocakmedya.com

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok