Bogomilizim'in Bosna'ya Yayılması Ardından da Tarihden Silinmesi- 3 » Boşnak Medya
SON DAKİKA

Bogomilizim’in Bosna’ya Yayılması Ardından da Tarihden Silinmesi- 3

Bu haber 16 Ağustos 2017 - 20:25 'de eklendi ve 82 views kez görüntülendi.

Makale- Hazırlayan:Zeynep Işıl Hamzić Boşnak Medya

Bir çok defa Bosna topraklarında Bogomilizm diye bir inancın hiç bulunmadığı şeklinde iddialar atılmış, oysa ki Bogomilizm, kendisine ait kilisesi olan, sürgün, işkence ve çeşitli zulümlere maruz kaldıkları tarihi vesikalarda sabit binlerce mensubu bulunan bir inançtır ve yok sayılması tarihi gerçeklere aykırı bir durumdur.

Solovjev, mezar kitabeleri ve diğer belgelerin ışığında yaptığı araştırmalardan sonra Bosna Kilisesi’nin Bogomil inancına sahip olduğunu ve Anadolu’daki selefleri olan Pavlus taraftarlarının öğretisini izlediğini vurgulamaktadır.Bosna Kilisesi’nin Bogomil oluşu, Ortodokslukla veya Katoliklikle özdeşleştirilmesi ve başlangıçta Katolik olduğuna dair araştırmacılar tarafından farklı teoriler ileri sürülmüştür.

Bosna Kilisesi’ni Ortodokslukla özdeşleştiren ikinci tezi ilk olarak Božidar petranović ortaya atmıştır. Petranović, Bosna Kilisesi’nin taşıdığı Bogomilizm’e ait unsurları da kabul eder. Ancak o, bu unsurların seçkin Bogomillere ait olduğunu sıradan Bogomillerin yani halkın ise Ortodoks olduklarını ifade eder. Petranović’in tezindeki çelişki hemen göze çarpmaktadır.

Božidar Kovačević’e göre ise  Bosna Kilisesi, bağımsız Ortodoks Kilisesi’dir. (Kovačević 1971:)

Bununla birlikte bu tezin en ateşli savunucusu Vaso Glušac’tır. Glušac’a göre Osmanlı gelene kadar Balkanlarda Ortodoksluk ve Katolikliğin dışında herhangi bir inanç bulunmamaktaydı. Bosna ve Bulgar Kiliseleri, Sırp ve Yunan Kiliseleri gibi Ortodoksdılar. O dönemde Bogomilliğin varlığın ifade eden bütün Vatikan belgeleri, Vatikan’ın tarafından uydurulmuş Ortodoksların belgeleri keşişlerin hayallerinden ibaret,Bizans belgeleri değersiz, Papaz Cosmas’ın sözleri de bir rüyadan ibarettir.Tüm bu tarihi yanlış anlaşılmalara Franjo Rački’nin sebep olduğunu iddia etmektedir.

Bosna’nın, ülke olarak küçük ama tarihi açıdan önemli ülkelerden biridir.Adından anlaşıldığı gibi devletin ismi, 2 bölge isminden oluşmaktadır. Bu iki bölgeye günümüzdeki adlarının ne zaman ve ne şekilde verildiğine dair pek çok görüş ileri sürülmektedir.Etimolojik olarak, hangi kelimeden türediği kesin olarak bilinmemekle birlikte bu adın, İlir kökenli bir kelime olduğu hususunda kaynaklar, hem fikirdir.

Yazılı kaynaklarda ilk defa 958 senesinde Bizans hükümdarı Konstantin Porfirogent’in kendi eseri olan De administrando imperio’da “Horio Bosna” şeklinde zikredilmektedir.

X. yüzyılın ortalarında öncelikle coğrafi bir isim olarak “Bosna”, daha sonra da bu coğrafi bölgede oturanları ifade etmek için “Bosnalı” adı kullanılmaya başlanmış,12. yüzyılın sonundan itibaren ise Bosna’dan bir devlet adı olarak bahsedilir olmuştur. Günümüzün önde gelen Bosnalı  tarihçilerinden Mustafa İmamović’e göre, 877 ile 917 tarihleri arasında Duvno ovasında yapılan bir krallık tacı giyme merasiminden bahseden bir belgede “Regnum Sclavorum” adı altında Bosna ve dönemin hükümdarı olan Kral Budimir’den söz edilir. Ayrıca Roma Germen İmparatorluğu’na ait bazı belgelerde de aynı dönemlerde Bosna’nın “Sclavonia” adı altında bilindiği ifade edilmiştir .

“Hersek” adı ise, ilk defa dönemin Üsküp komutanı Esat Aliya’nın 1 Şubat 1454 tarihli bir mektubunda geçmektedir. “Hersek” ismi, Güney Bosna’nın o dönemdeki hükümdarı olan “Herceg” (dük) Stjepan Vukosić Kosača’dan gelmektedir. Nitekim o dönemde ”Herceg”in bir unvan olarak kullanıldığı ifade edilir. Kadir Albayrak’ın belirttiğine göre “Hersek”, Almanca “Herzog” kelimesinden türemiştir.
7. yüzyılın başında meydana gelen Türk ve Slav kavimlerinin (Avarlar ve Slovenler) istilası, Roma medeniyetinin son kırıntılarını da ortadan kaldırarak, Bosna ile Hersek’in sahil bölgelerine şimdiki etnografik şeklini vermiş ve bu bölge o vakit “Hum” ismini almıştı (Albayrak 2004: 177). Bu istila sonrası Türk kabilesi Avarlar, Bosna Hersek’te yaklaşık iki yüzyıl hüküm sürmüşlerdir.Bilindiği gibi, Osmanlı döneminde Bosna ve Hersek, iki ayrı sancaktı. Bosna, beylerbeylik olduktan sonra ise Hersek Sancağı, Bosna beylerbeyliğine bağlanmıştı.

Devletin resmi adının Bosna Hersek olması, bilerek veya bilmeyerek sıkça yanlış anlaşılmalara ve sanki iki devletin veya iki milletin birleşmesiyle oluşan bir devlet olduğu izleniminin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Hâlbuki Bosna Hersek, tarihte hiçbir zaman iki ayrı devlet veya iki ayrı milletten dolayı bu adı almamıştır. Tam tersine Bosna Hersek, gerek devlet gerekse millet olarak aynı köklere sahip olan bir halktan oluşmaktadır. 1878 yılında yapılan Berlin Kongresi’nde, Bosna,
Osmanlılardan alınarak, Avusturya-Macaristan krallığına bağlanmıştır. Aynı kongrenin neticesi olarak Avusturya-Macaristan krallığının siyasi dayatmasıyla ülkenin topraklarından bir kısmı alınarak Sırbistan’a verilmiş ve ülkenin elinde kalan topraklara Bosna Hersek adı verilmiştir. O tarihten itibaren devlet, önce krallık ve daha sonra da Sosyalist Yugoslavya yönetimi altında bugünkü ismi ve sınırlarıyla varlığını korumuştur.

Nitekim coğrafi konumu ve doğal güzellikleri nedeniyle, İlirler, Keltler, Gotlar, Avarlar, Slavlar,
Bizanslılar, Bulgarlar, Makedonlar, Hırvat,Sırplar, Macarlar, Osmanlılar,Avusturyalılar, Almanlar ve İtalyanlar, Bosna için savaşmışlardır.Sırp ve Hırvatlar halen Bosna’yı kendi topraklarına katmak için çalışmaktadırlar. Bosna, ifade ettiğimiz gibi birçok milletin mücadelesine sahne olmasının yanında, aynı zamanda eski pagan inanç ve gelenekler ile Hristiyanlık, Bogomilizm ve İslam gibi dinlerin mücadelesine de sahne olmuştur. İslam ve Bogomilizm’den önce Bosna’ya Hristiyanlık intikal etmiştir. Bu nedenle öncelikle Bosna’ın Hristiyanlıkla tanışmasını ele alacağız.

Bosna Hersek’in Hristiyanlıkla Tanışması:

Hıristiyanlık, Bosna topraklarına, Slav vaizler ve komşu ülke Dalmaçya vasıtasıyla olmak üzere iki yoldan gelmiş olmalıdır. Arkeolojik kazılar sonucunda bulunan bazı tarihi kalıntılara göre, ikinci yolun daha muhtemel göründüğü ifade edilmektedir.
Çünkü kazılarda, bölgede VIII ile XII yüzyıl arasındaki döneme ait Dalmaçya mimarisine ait bazı unsurlara rastlanmıştır .
Roma İmparatorluğu, MS IX. yüzyılda İlirler’in son genel ayaklanmasını bastırdıktan sonra, bu bölgelerde hâkimiyeti sağlamak ve isyanları önlemek amacıyla bir dizi önlemler almıştır. Romalı askerlerin daimi olarak bulunduğu kışlalar inşa edilmiş, olası bir isyan anında olay yerine daha hızlı ulaşmak amacıyla yeni yollar yapılmış, Bosna Hersek de ikiye bölünerek bir kısmı Dalmaçya’ya bir kısmı da Panonya’ya bağlanmıştır. O dönemde günümüzdeki Bosna Hersek topraklarının büyük bir kısmı Dalmaçya’ya, kuzeydeki küçük kısmı ise Panonya’ya bağlıydı. İmamović’e göre, Roma’ya bağlı bir taşra hükmünde olan Dalmaçya’ya bağlı Bosna Hersek halkı, Hıristiyanlıkla erken dönemlerde tanışmıştır. Bu bölgelerde Hıristiyanlığı tebliğ etmeye çalışanlar arasında, temel kaynaklara göre, Hıristiyanlığın mimarı olarak
kabul edilen Pavlus ve onun yakın arkadaşı ve dostu olan Titus da yer almaktadır. Ayrıca İmamović, MS I. yüzyılda Sremska Mitrovica (Sirmium), Osiyek (Murseum) ve güneyde, günümüzdeki Bosna Hersek topraklarının dışında kalan topraklarda ilk yüzyıllarda piskoposlukların kurulduğunu ifade etmektedir.Hıristiyanlığın Bosna Hersek topraklarına ne zaman geldiği noktasında kilise kaynaklarında kesin bir tarih verilmemekle birlikte Roma İmparatorluğu döneminde geldiği ve MS I. yüzyılda ile 4. yüzyıl arasındaki dönemde varlığını
sağlamlaştırmaya çalıştığından söz edilmektedir.Bosna kurumsal kilisesi hakkında ilk güvenilir bilgiler, MS 6. YY aittir.  MS 6. YY sonuna doğru Duvno’da bir piskoposluğun kurulduğu bilinmektedir. Ancak 4. YY da Bosna Hersek topraklarını istila eden Avarlar, bütün kiliseleri yıkmışlardı. 6. YY sonu 7. YY başında ise Slavlar bu bölgeleri işgal etmeye başlamışlardı. 

Sırplar, günümüzde güneybatı Sırbistan’ı oluşturan ve orta çağda “Raşka” adını alan bölgeyi yurt edinmiş ve zamanla sınırlarını Karadağ ile Hersek bölgesine doğru genişletmişlerdir. Hırvatlar ise, Drina vadisinin doğu şeridi hariç, Bosna’nın neredeyse tümünü içine alacak şekilde bugünkü Hırvatistan’a kabaca denk düşen bölgeleri yurt edinmişlerdi. 7. ve 8. yüzyılda Slavların etkisiyle Hıristiyanlık Bosna’nın iç taraflarına doğru yayılmaya başlamıştır. Bunun sonucunda Bosna’da yeniden Split Başpiskoposluğu’na bağlı piskoposluklar kurulmuştur.

Erken Hıristiyanlığa ait bazilikalar arasında bir mukayese yapıldığında komşu ve diğer ülkelere nazaran, Bosna’daki bazilikaların kendine özgü bir takım özelliklerinin olduğu görülür. Çoğunun ebatları küçük olup yan kısımlar, bölmelere ayrıldığı için ibadet yeri oldukça dar kalmıştır. Bu bazilikaların inşaatında daha önce inşaatlarda kullanılan malzemeler hatta mezar taşları bile kullanılmış ve çoğunlukla Roma yıkıntıları üzerinde bina edilmişlerdir. Birçoğunun
planı aynıdır. Antik mimarinin etkisi büyük oranda kendini göstermektedir.

7. yüzyıla kadar geriye giden erken bir dönemde Bizans hükümdarları, o tarihte hala Bizans yönetimi altında bulunan Dalmaçya’nın bazı kıyı kasabalarında yaşayan Latin rahipleri kullanarak, Hırvatları Hıristiyanlaştırma girişiminde bulunmuştu. Hırvatlar ancak 9. yüzyıla gelindiğinde Hıristiyanlığa geçtiler. Bosna’nın daha ücra ve ulaşılması zor kesimlerinde yaşayanlarsa 9. yüzyıl sonları veya 10. YY başlarında muhtemelen kıyı kesimlerinden başlayarak Hıristiyanlığa geçmeye
başlamıştır.

Slavların istilasıyla hayatta kalan yerli halkın yeni duruma alışması ve eski dinsel hayatın tekrar yaşanmaya başlaması için belli bir zaman geçmesi gerekiyordu. Ortaya çıkan bu durumda bağlantı kopukluğu nedeniyle Bosna, orta çağın başında dış dünyaya kapanmış ve orta çağın geç dönemine kadar devam edecek kültürel, dinsel ve siyasal gelenekler muhafaza edilmiştir. Bu yüzden bölgedeki Slavlar, komşu ülkelerde yaşandığı üzere yabancı misyonerlerden değil, oranın yerli halkından etkilendikleri için Hıristiyanlığı kabul etmişti.

Siyasi alanda güçlü bir iktidarın olmamasından doğan istikrarsızlık, paralel olarak dini alana da yansımıştır. Putperest Slav halkı, güneyden Katolikler doğudan Ortodokslar tarafından Hristiyanlaştırılmaya çalışıldıysa da, daha sonra ifade edeceğimiz üzere, Bogomilizm’in bu topraklara kökler salması Hristiyanlaştırmanın pek başarılı olmadığı sonucuna götürmektedir. Sosyal ve ekonomik problemler, eski pagan inanç ve gelenekler, Roma ve Bizans’ın siyasi çekişmeleri, Katolik ve Ortodoks Kiliselerinin çekişmeleri ve üstünlük sağlama çabaları gibi bazı etkenler, bu başarısızlığın sebepleri arasında sayılabilir. Bunun yanı sıra halkın Latince ve
Yunanca bilmemesi, dini öğretilerde ve liturjide Slav dilinin kullanımının Papalık tarafından yasaklaması , pagan Slav’ların ortaçağın geç dönemlerine kadar Hristiyanlığı benimsememelerinin diğer önemli sebepleridir.

Slavların Hristiyanlaşması uzun zaman almış ve heretik akımlar daha rahat faaliyet yürütme imkânı bulmuştur. Slavların Hristiyanlaşmasının uzun zaman almasının yanı sıra bölgede Bogomillerin gelişine dek Hristiyanlığı benimseyen bazı Slavların olması bile mümkün. Bosna topraklarında herhangi bir piskoposluk yoktu. Bosna Ban’ı olan Kulin’in isteği doğrultusunda Papa’nın emriyle 1184’te Bosna Piskoposluğu, Split başpiskoposluğundan alınarak Dubrovnik başpiskoposluğuna bağlanmıştır. Bogomilizm’in ortaya çıktığı andan kısa bir zaman sonra Piskoposluğun var olduğu bu bölgede hızla yayılması, Slavların Hristiyanlığı kabul ettiğinin bir göstergesi ve ayrıca Bosna Hersek’teki gerek Katolik gerekse Ortodoks kilisesinin bağımsız olmadıklarını Katolik kilisesi daima Hırvatistan’a, Ortodoks kilisesi ise  Sırbistan’a bağlıydı.

Gerek Katolik gerekse Ortodoks kilisesi, asırlarca Bosna Hersek’te Hıristiyanlığı yaymaya çalışmıştır.Nitekim 1203’te Papa III. İnnocent’in temsilcisi olarak Bosna’da bulunan İvan Casamaris, Papa’ya sunduğu raporda, bu bölgede üç dört piskoposluğun daha kurulması ve daha ziyade Latince bilen piskoposların başa getirilmesi gerektiğini ifade etmiştir (Imamović 1998a: 28).Katolik Kilisesinin bu dönemdeki piskoposunun, Bogomil Kilisesinin başında bulunan Radoje’nin kardeşi Radogot olduğu ifade edilir . 1229’da ise Bosna Hersek piskoposluğuna Dubrovnik başpiskoposu olan Aringerij’e atanmıştır. Bu şahsın Bogomiller tarafından Hiža (Hija) diye isimlendirilen bir evde yaşadığı ve açık bir şekilde Bogomillerin tarafını tuttuğu bilinmektedir. Dominik Mandić’e göre Hıristiyanlığın Bosna Hersek’te yüzeysel kalmasının sebebi,
Hıristiyanlığın zorla değil de bireylerin ve onların ailelerin tercihi doğrultusunda yani barışçıl yoldan yayılma isteğinin karşılık bulmaması ve ayrıca Bosna’nın dağlık olmasıdır. Ayrıca ona göre bir diğer sebep ise yakın zamanda yapılan çalışmalara göre Slavların özelikle Hırvatların İran kökenli olmaları ve Hırvatların kültüründe Zerdüştlüğün izlerinin Hıristiyanlığın izlerinden daha ağır basmasıdır (Mandić 1962:513). Mandić, Hıristiyanlığın barışçıl yönden yayıldığını ifade etse de Hristiyanlığın nasıl ve hangi yollarla yayıldığı bilinmektedir. Biz sadece Haclı seferlerinin Bosna’yı da etkilediğini ifade etmekle yetineceğiz. Zaten haçlı seferlerinin Bosna’yı etkilediğini kendisi de kabul etmektedir.

Görüldüğü üzere Hıristiyanlık, Bosna Hersek topraklarına Roma döneminde gelmesine rağmen, bu sebeplerden dolayı nominal düzeyde kalmış ve Bogomilizm’in daha da yayılmasına olanak sağlamıştır. 

STECAK BOGOMİL MEZARLARI: Boşnakların İslam Dini’ni tercih etmelerinden önceki dönemde Orta çağ Bosna Hersek dönemde yukarıda ki gördüğünüz resimde kendileri için yaptıkları, oyma taş mezarlarına verilen isimdir.

Bogomilizm’in Bosna’da Ortaya Çıkışı:

Bogomilizm ve Bosna Kilisesi, XIX. yüzyılın sonu ve XX. yüzyılda bir asırdan fazla zamandır aydınlar, araştırmacılar ve uzmanlar tarafından gittikçe artan ilgi duyulan bir mesele olmuştur.

Doğu ve batı kiliselerinin XII. yüzyıla ait vesikalarında Bosna’dan bir heretikler ülkesi olarak söz edilmektedir. Heretik olarak sayılan bu öğreti, o tarihten itibaren ortaçağ Bosna devletinin çöküşüne, yani Osmanlıların Bosna’yı fethetmesine (1463) kadar, bu ülkede yaklaşık üç asır varlığını devam ettirmiştir.

Duka11 Prensi12 Vukan, bir mektup yazarak 22 Şubat 1199 ile 21 Şubat 1200 tarihleri arasında Bosna Ban’ı olarak görev yapan Kulin’i Papa III. İnnocent’e şikâyet etmiştir. Vukan’ın mektubunda Kulin’in ailesinin ve 10.000’den fazla vatandaşın Bogomilliğe geçtiği dile getirilmiştir (Babić 1963: 70). Bu tarih, Bogomilizm’in ortaya çıktığı veya kurulduğu tarih değildir. Zira bir inancın ortaya
çıkışından itibaren bir başka inancı ve bir başka devleti tehdit edecek güce ulaşması için uzun zamana ihtiyacın olduğu gerçeğinden hareketle, Bogomilizm’in zikredilen tarihten çok daha önce Bosna topraklarına gelmiş olduğu düşünülebilir. Nitekim bugünkü Bosna Hersek sınırlarının güneybatısında yer alan ve ülkeye yaklaşık 40 km uzaklıkta bulunan Split ve Trogir şehirlerinde 1199 tarihinden birkaç on yıl önce bu 11 Duka, bugünkü Karadağ topraklarının bir kısmını kapsıyordu. Tarih kaynaklarda, bazen Duka (Duklja) bazen ise Zeta olarak geçmektedir. Sırpça ve Hırvatça’da “Knez” şeklinde yazılan terim Bulgarca’da “Knyaz” olarak ifade edilir ve
prens anlamına gelir (Đinđić 1997: 800).

Bogomilizm, muhtemelen Bosna’ya bu topraklardan sıçramıştır. Papaya giden söz konusu şikâyet mektubu, Bogomilliğin bu dönemde Hıristiyanlığı ve rejimi tehdit edecek bir safhaya ulaştığını
göstermektedir. Elbette bu şikâyetin siyasi bir yönü de bulunabilir ancak temel neden dinseldir.
Diğer taraftan Duboçani Köyü’nde yaşayan son Bogomil Helež (Helej) ailesinin 19. yüzyılın ikinci yarısında İslam’a geçtiğini (Hamzaoğlu 2000: 452) göz önüne aldığımızda, Bogomilizm’in fetihten dört yüzyıl sonraya kadar varlığını devam ettirdiğini görürüz. Yani Bogomilizm, X. yüzyılda ortaya çıkışından son Bogomil ailesinin Müslüman oluşuna kadar oldukça uzun sayılabilecek bir zaman diliminde Bosna’da varlığını sürdürmüştür.

Papa III. İnnocent, Bogomillerin Bosna’daki varlığından bu mektup sayesinde haberdar olmuştur.

Bu mektup, Bosna Bogomilleri hakkında bilgi içeren ilk yazılı kaynak olma özelliğinin yanında Bogomillerin sayısı hakkında yaklaşık da olsa bir bilgi ortaya koyması nedeniyle de ayrı bir önem taşımaktadır. Mektupta ifade edildiğine göre Bosna Bogomillerinin sayısı 10.000’den fazladır ki bu sayı, yeni ortaya çıkan bir akım için oldukça dikkate değer olsa gerektir.

O dönemde İstanbul’da Bogomilizm’in yanı sıra Pavlosçular (Paulikanlar)’ın da var olduğu bilinmektedir ve o dönemlerde Eskiden beri ticaret kervanları sayesinde sadece değişik malların değiş tokuşu, yani sadece maddi alış veriş değil manevi alış veriş de yapılıyordu. Adeta, dünya ile ve diğer toplumlarla iletişimin tek yolu, ticaretti. Ticaret, insanlara, kendi bölgelerinde olmayan veya daha önce hiç tanınmayan ürünlerle karşılaşma fırsatı sunmasının yanında insanların misyoner olmasalar da tüccarların mensup olduğu din ile tanışmalarına da vesile oluyordu. Nitekim tarihsel sürece baktığımızda dinler ve inançların dünyanın çeşitli bölgelerine ilk olarak ticaret vasıtasıyla ulaştığını görmekteyiz. Dolayısıyla tüccarların dinlerin yayılmasında öncü rolü üstlendiklerini söyleyebiliriz.  

Bununla birlikte o,Bogomilizm’in Bosna’ya geliş tarihinin Fransa’ya intikalinden önce olduğunu ifade eder (Mandić 1962: 146). Fransa’ya Bogomilizm’in intikal ettiği tarihi göz önüne aldığımız zaman Bosna ve Dalmaçyalı tüccarların Bogomilizm’i İstanbul’dan Bosna’ya XI. yüzyıl başında getirdiklerini söyleyebiliriz. Bogomilizm, İtalya’dan Fransa’ya geçmiştir . Mandić bu teoriyi desteklemektedir. Mandić’e göre Bogomilizm, İtalya’ya deniz yoluyla değil, karayoluyla, yani Dalmaçya üzerinden ulaşmıştır. Bu husus bizi Bogomilizm’in Bosna’nın da bağlı olduğu Dalmaçya’ya X. yüzyılın sonunda veya en geç 11. yüzyılın başında ulaştığı sonucuna götürmektedir.

Karadağ hükümdarı Vladimir (1016) hakkında yazılan 19. YY ait Život svetog Vladimira adlı biyografide onun heretikleri yok edip gerçek dini, yani Hristiyanlığı tesis ettiğinden söz edilir. Vladimir, günümüzdeki Hersek bölgesi ile Dalmaçya’nın bir kısmını içine alan Karadağ hükümdarıydı. 990 yılında Bulgar hükümdarı olan Samuil, Vladimir’in ülkesi olan Karadağ ve Bosna’yı işgal etmiştir.Bundan sonra Bosna ve Karadağ aynı hükümdarlığın egemenliği altında bulunmuştur. Bu dönemde Bogomiller, Bulgar hükümdarları Radomir Roman (1014–1015) ve İvan Vladislav’i (1015–1018) aileleriyle birlikte Bogomilliğe çekmeye başarmışlar ve onların himayesi altında öğretilerini yaymışlardır .
Mandić’e göre Bosna Bogomilizm ile Bulgaristan, Karadağ ve Bosna’nın Bizans’ın egemenliği altında bulunduğu 971–976 yılları arasında tanışmıştır. Çünkü bu  dönemde Bulgaristan, Karadağ ve Bosna, Bizans hükümdarlığı altında olduğu için serbest dolaşım hakkı vardı. Ayrıca Karadağ ve Bosna’nın ilişkileri de dostaneydi. Bosna ve Karadağ’ın Bulgaristan hâkimiyeti altında bulunduğu dönem olan 990 ile 1018 yılları arasında ise aynı durum söz konusu değildi. Çünkü bu dönemde
Bizans’la olan ilişkiler kopuk ve serbest dolaşım imkânı yoktu. 

Bogomilizm’in Bosna’da Yayılması:

Papa III. İnnocent’in Bosna’daki Bogomillerin varlığından Vukan’ın mektubundan önce haberdar olduğunu ifade etmiştik. Görünen o ki Papa, Bosna Bogomillerinin varlığını ciddi bir tehlike olarak görmemiştir. Papa, Bosna
Bogomillerinin varlığından haberdar olup durumu ciddi bir tehdit olarak görmemesine rağmen Karadağ hükümdarı olan Vukan, Bogomillerin sayısının artmasından ve Ban Kulin’in de Bogomilliğe geçişinden korkmuş olmalı ki 1200 de Macar kralı Emerik’e mektup göndermiştir.

Bu mektuptan anlaşıldığı kadarıyla Papa III. İnnocent, daha önce 1022’de Orleans, 1119’de İstanbul ve 1185–95 yılları arasında Sırbistan’da Stefan Nemanya’nın uyguladığı cezaların Bosna Ban’ı Kulin’e ve heretiklere yani Bogomillere uygulanmasını istemektedir.

Papa III. İnnocent, Macar Kralı Emerik’e mektup göndererek Bosna Bogomilleri ve hükümdar Kulin’in cezalandırılmasını istese de Kulin, kıvrak zekâsı sayesinde kurtulmayı başarmıştır (Bojić 2001: 27). Kulin, kurtulmak için Emerik’e Bogomillerin kendilerini gerçek Hristiyan olarak kabul ettiklerini, kendilerini bu şekilde tanıttıkları için de heretik olarak değil de Hristiyan olarak kabul edilmeleri gerektiğini ifade ederek Bogomilleri savunmuştur

Bosna halkının ve Ban Kulin’in papanın temsilcisi önünde hiç düşünmeden taviz vermek suretiyle Bogomilizm’den vazgeçip Katolikliği kabul ettiklerini açıklamaları ve Bilino Polje’deki yapılan ant. kabul etmeleri, muhtemel kendilerini haçlı seferlerinden kurtarmak için yapılan siyasi bir hamledir. Yani Bogomiller, Katolikliği görünüşte kabul etmişlerdir.

Balkan ülkelerinde Katolik Kilisesi’nin etkisinin böylesine hızlı bir şekilde büyümesi karşısında, kendilerini korumak için Bosna Bogomilleri ve Ban Kulin’in Roma Kilisesi’nin dikte ettiği şartları kabullenmekten başka bir seçeneği yoktu (Bojić 2001: 27).
Yapılan anlaşmanın Bosna Bogomilleri açısından olumsuz sonuçları olduğu düşünülse de bu anlaşmayla birlikte Bogomiller, Roma Kilisesi tarafından resmen katolik olarak kabul edilmiştir. Bu durum Bogomillerin o tarihe kadar açamadıkları kapıları açmalarına ve ulaşamadıkları kitlelere Katolik adı altında ulaşmalarını sağlamıştır (Mandić 1962: 168). Kaynaklar, Bosna Bogomillerinin ant. sonra değişmediklerini ve sayılarında azalmanın görülmediğini aksine sayılarının daha da arttığını haber vermektedir.

Bogomilizm’in Bosna’da Zirve Noktaya Ulaşması:

Bilino Polje adlı mevkide yapılan anlaşmadan kısa bir zaman sonra Ban Kulin vefat etmiş onun yerine akrabası Stjepan (1204- 1232) başa geçmiştir. Yapılan ant. sonra Johannis de Casamaris ise, görevini başarıyla tamamladığına dair papaya bir mektup göndermiştir. Ancak başarısı konusunda kendisi de şüphelenmiş olmalı ki ölmüş olan Slav kökenli piskoposun yerine Latin bir piskoposun atanması ve Bosna’da üç dört piskoposluğun kurulması noktasında papadan istekte bulunmuştur.
İfade ettiğimiz üzere ant sonra Bogomilizm’in yok olacağı umuluyordu. Oysa tam tersine Kulin’den sonra başa geçen Ban Stjepan döneminde Bogomilizm, daha fazla yayılma imkânı bulmuştur. Papa III. Honorius 1221 yılında Akoncije’ye yazdığı mektupta “duyduğumuza göre Bosna’daki heretikler, tıpkı cadıların kendi yavrularını beslediği gibi, kendi kötülüklerini (heretik öğretiyi) açıkça yayıyorlar” ifadelerini kullanmış ve Akoncije’den “heretikler ve onların destekçileriyle kahramanca mücadele etmesini ve onları kral, soylular ve halkın yardımıyla yurtlarından kovmasını istemiştir .
Papanın mektubu, Bosna Bogomillerinin kendi inançlarını açıkça yaymalarının ancak halkın rağbeti, yönetici tabakanın göz yumması ve resmi kilisenin pasifliğiyle mümkün olabileceğini göstermektedir. Papalık bu noktayı anlamış olmalı ki 1221’de Bosna’ya yeni bir temsilci göndermiş ve ondan Bosna Bogomillerini Katolik Kilisesi’ne kazandırmak için çalışmasını istemiştir .

Papa, yeni temsilcisinin işini kolaylaştırmak için Macar Kralı II. Andrija’ya bir mektup göndermiş ve ondan temsilcisine yardım etmesini istemiştir . 5. haçlı seferinin kumandanı olan Kral II. Andrija’nın Mısır Sultanına karşı başarısızlığı nedeniyle Prensler ve soylularla başı dertteydi. Buna rağmen o, elinden geleni yapacağına dair papaya söz vermiştir . Bütün bu mücadelelere rağmen Bogomilizm’in Bosna’da ortadan kaldırılması sağlanamamıştır. Dahası Bogomilizm, Bosna’da öyle güçlenmiştir ki kaynaklara göre Bosna Bogomillerinin piskoposu (djed) olarak kabul edilen kişi, aynı zamanda bütün Avrupa’daki Bogomillerin lideri (tabiri caizse papası) olarak kabul edilmiş ve
diğer piskoposlar danışmak üzere kendisine gelmişlerdir (Mandić 1962: 62).
Stjepan’ın ölümünden sonra onun yerine Ninoslav (1232–1253) geçmiştir.
Bogomilizm inancına sahip olan Ninoslav döneminde Bogomilizm, daha fazla yayılma imkânı bulmuştur. Ancak Papalık tarafından düzenlenen ve krallar, prensler ve piskoposlar vasıtasıyla organize edilen haçlı seferlerinden zarar görmemek için Ban Ninoslav, 1233’te Katolikliği kabul etmiş ancak bu, pek bir işe yaramamıştır. Kardinal Jakob, papanın izni doğrultusunda Dominik tarikatına mensup Johannes Teutonicus’u Bosna Piskoposluğu’na atamıştır. Yine papalığın izniyle Bosna’da engizisyon mahkemeleri kurulmuştur. Şunu ifade etmek gerekir ki Dominikenler, tüm fanatikliklerine ve yaptırımlara rağmen Bosna’da başarılı olamamışlardır.

Stratejik konumundan dolayı Bosna, 12. YY sonlarından itibaren heretikler için daha uygun bir yaşam alanı olmuştur . Bununla birlikte 13. YY boyunca Roma Kilisesi ve papalığın Bosna Bogomillerine karşı tavrı değişmemiştir. Bogomillere verdikleri destekten dolayı zaman zaman Bosna hükümdarları köşeye sıkıştırmışlarsa da yukarıda çeşitli vesilelerle ifade ettiğimiz üzere onlar, Katolik Hıristiyanlığı benimsemiş gözükerek kurtulmayı başarmışlardır.

Onlar görünürde Hıristiyanlığı kabul edip Bogomilleri gizlice desteklemeye devam etmişlerdir.
Bosna’daki Bogomiller’e en güçlü saldırılar Fransisken tarikatı mensuplarından gelmiştir. 1291’den itibaren bölgede varlıkları bilinen ve ilk manastırlarını 1340’de kuran Fransisken misyonerler, Osmanlılar Bosna’yı fethedinceye kadar Bogomillerin en yoğun bulundukları, özellikle kuzeydoğu ve orta Bosna’daki şehirlerde ve halkının tümünün heretik olduğu ifade edilen (İmamović 1998a: 67) Srebrenica şehri gibi maden yönünden zengin olan bölgelerde manastırlar kurarak faaliyetlerde bulunmuşlardır. Fojnica, Kreševo, Sutjeska, Visoko, Vranduk ve kuzeydoğuda Srebrenica, Zvornik, Olovo, Bijeljina, Tuzla, Modriča, ve Tešanj, Bogomillerin
yoğun olarak bulundukları yerler olup Fransisken misyonerlerin hedefledikleri yerlerdi. Fransisken misyonerler, Katolik Kilisesi’nin desteğiyle bölgede uzun süre misyonerlik faaliyetlerinde bulunmuş ve Bogomillere yönelik bir tehdit olmayı sürdürmüştür.

Bosna’nın Osmanlı Devleti Tarafından Fethedilmesi ve Bogomilizm’in
Tarih Sahnesinden Silinmesi:

Sırbistan Kralı Duşan’ın 1355’te ölmesinden sonra soylular taht kavgasına giriş bu durumdan dolayı Sırp Krallığı hızlı bir şekilde parçalanmıştır. Bosna Ban’ı I. Kotromanić (1353-1391) taht kavgaları esnasında o dönemde Sırbistan Krallığı içerisinde yer alan Hersek ve Karadağ prensi Lazar’a destek vermiştir. Lazar başa geçince verdiği destekten dolayı güney Dalmaçya, Karadağ ve Hersek ile sonradan  Novi Pazar Sancağı olarak adlandıracak olan bölgenin bazı kesimlerini Bosna Ban’ı I. Kotromanić’e vererek onu mükâfatlandırmıştır. Bu gelişmelerden sonra Kotromanić, 1377’den itibaren sadece Bosna’nın değil aynı zamanda Sırbistan Krallığı’nın da başına geçmiştir .
Hersek bölgesinin Bosna topraklarına katılmasıyla, Bosna’da var olan dini grupların sayısı, Bogomiller, Katolikler ve Ortodokslar şeklinde tekrar üçe çıkmış oldu.
Bosna’nın güneyinde ve güneydoğusunda yaşayan Ortodokslar, Katolikler gibi Bogomillere karşı kin ve nefret besliyor ve fırsat bulduklarında da Bogomillere baskı ve zülüm uygulamaktan geri kalmıyorlardı. Nitekim Hum yani Hersek bölgesindeki hükümdarlar, Bogomil inancına sahip oldukları için zulme maruz kalmadıkları halde Bosna’nın güneydoğusunda kalan Podrinje bölgesinin bazı hükümdarları, XV. yüzyılda Ortodokslar tarafından sürgüne, zulümlere ve zorla Ortodoks inancını benimsemeye maruz bırakılmıştır.
Bosna’daki Bogomilleri Hristiyanlaştırmak için orta çağ boyunca gerek Katolikler gerekse Ortodoksların yoğun çaba sarf etmiş bunun için bazı konsiller toplanmış, lanet içeren bildiri ve metinler yayınlanmış, engizisyon mahkemeleri kurulmuş ve Bogomilizm taraftarları ve onları destekleyenler diri diri ateşe atılmış köle olarak satılmak suretiyle de Bogomillere yapılan zulüm ticarete dökülmüştü. 
Bogomilleri Hristiyanlaştırmak için uygulanan bu baskı ve eziyetler, doğal olarak
Bosna’daki Bogomillerin yok olmasına zemin hazırlıyordu. Ancak Bosna Bogomillerinin kaderini Hristiyanlar değil Bosna hükümdarlığına bağlı bir şehir olan Smederevo’yu 1459’da fetheden “Osmanlı” etkilemiştir .

Smederevo şehrinin Osmanlılar tarafından fethedilmesi neticesinde eşi Jelača ile birlikte esir düşen Bosna Kralı Tomaş’ın hayatı bağışlanmış ve eşi ile birlikte Bosna’ya gitmelerine izin verilmiştir .
Kral Tomaş, şehri kaybetmesi nedeniyle kendini Papalık ve Hıristiyan dünya önünde temize çıkartmak için faturayı Bogomillere kesmiş ve 1459 yılında Bogomillere ya Hıristiyanlığı kabul etmeleri ya da ülkeyi terk etmeleri şeklinde iki seçenek sunmuştur. Hristiyanlığı kabul edenler “kriptobogomil” olarak adlandırılmış ve baskılardan kurtulmuşlardır. Hristiyanlığı kabul etmeyen heretikler yani Bogomiller ise sürgün edilmiştir. Kaynaklara göre 2000 kadar Bogomil, Hıristiyanlığı seçerken 40.000’den fazla Bogomil ise, Bogomilizm’i benimseyen ve aynı zamanda Bosna Kralı Tomaš ile kavgalı olan Hersek voyvodası Stjepan Kosača’nın yanına sığınmıştır.

Bosna Bogomilleri daha önce Macarlar ve Sırplar gibi çeşitli devletler tarafından baskı ve zulümlere maruz bırakılmışlardı. Ancak Bosna tarihi içerisinde ilk defa, yabancılardan değil de kendi kralları tarafından böylesine bir baskı görünce doğal olarak kendilerine özgürlük ve emniyet garanti eden Osmanlılardan yana tavır takınmışlardır .
Osmanlı Devleti, Bosna Bogomillerine çok yabancı değildi. Çünkü 1386’dan itibaren Osmanlılar Bosna topraklarını yavaş yavaş fethetmeye başlamıştı. Nihayet 1463’te Fatih Sultan Mehmet, Bosna’yı bütünüyle Osmanlı topraklara katmıştır. Bosna’nın kırsal kesiminde yaşayan Bogomiller, Osmanlı egemenliğine girmelerini büyük bir sevinçle karşılamıştır.Fatih, Bosna’nın kalesi olan Jajce’yi fethedince kaynaklara göre yaklaşık 36.000 Bogomil ailesi, Jajce’ye Fatih’in ayağına
gelerek saygı gösterisinde bulunmuş ve topluca İslam’ı kabul etmiştir (Handžić 1940: 20). Bu durum karşısında Fatih’in “Bu (Bosna) kötü bir millet değildir…
İslam’ı seçtiğiniz için ne dilerseniz dileyin benden!” dediği ve daha sonra yüksek mevkiler için yetiştirilmek üzere bu ülkeden erkeklerin devşirilmesini emrettiği ifade edilir (Handžić 1940: 21). Bunun neticesinde kaynaklara göre yaklaşık 30.000 Boşnak, Osmanlı askeri olmak için gönüllü olarak başvuruda bulunmuştur (Bojić 2001: 38).

Fatih Sultan Mehmet’in Bosna’yı fethetmesiyle gerek İslam tarihinde gerekse Balkan tarihinde birçok ilk gerçekleşmiştir. Birincisi; İslam tarihi içerisinde ilk defa 36.000 bin kişi kendi isteğiyle toplu olarak İslam’ı kabul etmiştir (Handžić 1940: 21). İkincisi; Bosna fethedilene kadar acemi oğlanlar ocağına sadece Hristiyan çocuklar alınıyordu. Bosna fethedilince İslam’ı kabul eden Bogomil ailelerin çocukları da yüksek mevkiler için yetiştirilmek üzere toplanmaya başlanmıştır (Bašagić 1900:19). ; Fatih Bosna’yı fethedince korkup kaçmaya başlayan Hristiyan halk  için “Ahitname” olarak bilinen bir ferman yayınlamıştır.

Bu insan hakları açısından önemli bir beyannamedir. Ahitnamenin metni:

Ben Fatih Sultan Han, bütün dünyaya ilan ediyorum ki; kendilerine bu padişah fermanı verilen Bosnalı Fransiskenler himayem altındadır. Hiç kimse ne bu adı geçen insanları ne de onların kiliselerini rahatsız etmesin ve zarar vermesin. İmparatorluğumda huzur içinde yaşasınlar.
Bu göçmen durumuna düşen insanlar özgür ve güvenlik içinde yaşasınlar. İmparatorluğumdaki memleketlerine dönüp korkusuzca kendi manastırlarına yerleşsinler. Ne padişahlık eşrafından, ne
vezirlerden veya memurlardan ne hizmetkârlarımdan hiç kimse bu insanların onurunu kırmayacak ve onlara zarar vermeyecektir. Hiç kimse bu insanların hayatlarına, mallarına ve kiliselerine saldırmasın, hor görmesin veya tehlikeye atmasın. Hatta bu insanlar başka ülkelerden devletime birisini getirirse onlar da aynı haklara sahiptir. Bu padişah fermanını ilan ederek burada yerlerin, göklerin yaratıcısı ve efendisi Allah, Allah’ın elçisi aziz peygamberimiz Muhammed ve 124
bin peygamber ile kuşandığım kılıç adına yemin ediyorum ki emrime uyarak bana sadık kaldıkları sürece tebaamdan hiç kimse bu fermanda yazılanların aksini yapmayacaktır.

Görüldüğü üzere Bosna fethedildikten sonra Bogomillerin çoğu İslam dinini seçmiş ve rahata kavuşmuştur. İslam’ı seçmeyenler de Osmanlıların gelmesiyle yüzyıllar sonra rahat bir nefes almış, huzur içerisinde yaşamaya devam etmiş ve hiçbir zorlama veya baskı olmadan daha sonra kendiliklerinden İslam’ı seçmiştir. Kaynaklar daha sonra bölgedeki Hristiyan tebaadan ve hatta papazlardan bile İslam’a geçenlerin olduğunu haber vermektedir.
Bosna, Osmanlılar tarafından fethedildikten sonra buradaki Bogomiller, 19. YY kadar Osmanlı egemenliği altında varlıklarını sürdürmüştür. Son Bogomil ailesinin 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar varlığını sürdürdüğü kaynaklarda ifade edilmektedir .
Sonuç:
Heretik bir mezhep olarak Hıristiyanlıktan ayrılan ve Papaz Bogomil adlı bir şahıs tarafından Bulgaristan’da başlatılan bu hareketin mensupları, iktidarlar ve diğer ülkelerden kaynaklanan baskı ve zulümlere karşı bazen takiyye içerisinde olsalarda genellikle dik bir duruş benimsedikleri için geniş halk kitleleri tarafından benimsenmiş ve batıya doğru hızlı bir yayılım göstermiştir. Bogomilizm’in ilk ortaya çıktığı yer olmamasına rağmen Bosna’da bu inanç daha fazla rağbet görmüş ve Bosna, ülke olarak bu inancın Avrupa kıtasında önderliğini yapan merkez haline gelmiştir. Bu bölümde Slav ve Latin kaynaklara inmek suretiyle varlıkları bir vakıa olan ve Avrupa kıtasında yüzyıllarca faaliyet gösteren Bogomilizm’in Hırvat ve Sırpların iddia ettikleri gibi silik bir Katolik veya Ortodoks kilisesi olmadığını, söylenilenin aksine kendilerine has anlayışı, ismi ve hiyerarşisi olan bir inanç ve kilise olarak ortada bulundukları sonucuna ulaştık.

Coğrafi konumu itibariyle doğu ve batı medeniyetlerinin kesiştiği bir noktada yer almasından dolayı Bosna, çoğu zaman bu topraklara sahip olmak isteyen ülkelerin savaşlarına sahne olmuştur. XIII. yüzyılın başlarından itibaren Bizans İmp.’nun zayıflamasından dolayı Balkanlarda ve Akdenizde doğan siyasi istikrarsızlık, Bosna’da da zaman içerisinde hissedildi. Nitekim Bosna ant.
yapıldığı dönemde, haçlı orduları İstanbul’u işgal etmek için Balkanlar üzerinden harekete geçmiştir. Bosna hükümdarı ve Bogomiller, Balkanlar üzerinden geçen haçlı ordularının bir hedefi olmamak için görünürde de olsa katolikliği kabul etmişlerdir.

Detayları hakkında yukarıda bilgi verdiğimiz Bilino Polje’de yapılan anlaşma, Bosna Bogomilleri, bu anlaşmadan sonra Bogomilizm, Bosna topraklarında daha fazla yayılma imkanı bulmuş ve yayılmakla da kalmayıp kurumsal bir kilise haline almıştır. İkincisi, bu anlaşma, iddia edilenin aksine Bosna Bogomillerinin varlığı konusunda en güçlü delillerden biridir.
Yüzyıllarca baskı altında yaşayan Bogomiller, bu baskıların en yoğun olduğu dönemde Osmanlılarla karşılaşmalarıyla bazılarına göre beklenmedik bir şekilde ama belki de şartlar kendi içerisinde değerlendirildiğinde tam da zamanında İslam dinini seçmiş ve tarih sahnesinden silininceye dek Osmanlı İmp’nun egemenliği altında varlıklarını sürdürmüşler 19. YY ikinci yarısından sonra daha gizli yürütülerek Bogomilizm tamamen yok olmadi ve Bulgaristan ve Bosnadaki Bogomiller şu anda hırvatistanda ve aktifler.. O dönem için Bogomiller sadece yer altına indi..

Kaynak: İsmail Hodzic 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok