SON DAKİKA

Bektaşilik:Anadolu’dan Balkanlara İslamın Bütün İnsanlığı Kucaklaması

Bu haber 06 Şubat 2018 - 14:50 'de eklendi ve kez görüntülendi.
 
 

Semir Pintul   Mostar – Bosna Hersek

Bektaşilik tüm insanlığın ortak ürünüdür ve 13 yüzyılın sonlarından bu yana, sürekli ileriye doğru değişen ve çağ değiştikçe de, yeni bir güzellikle süslenen Bektaşîliği tarif ederek başlayacağız:

 
“Bektaşîlik; Allah’ın kusurları ile birlikte yarattığı insanı, kusurlarından arındıran ve onu “Allah Ahlâkı ” ile ahlâklandıran okulun adıdır”. Tanrı’nın bilerek ham yarattığı insan, bu okulda olgunlaşır. Bilindiği üzere, bu dünyaya gelen her insanın bir annesi bir de babası vardır. Biz Bektaşîler bu insana, “bel evlâdı” deriz. Çünkü o insan anne ve babasının cinsi birleşmesinden doğmuştur.
 
O, insan Bektaşîliğe girince, ikinci doğumunu yapar. Bu ikinci doğumda annesi rehberi (yolgöstereni), babası ise mürşidi (aydınlatıcısı) olur. Biz Bektaşîler bu insana “yol evlâdı” deriz. Bektaşîlik Okulu’nda yetişen insan buradaki eğitimini tamamlayınca, Marifet Kapısı’na girer. Artık o Yol Evladı değil, “El evlâdı”dır. Yani içinde yaşadığı toplumun, halkın, ulusun evladıdır. Marifet Kapısı’ndaki eğitimini tamamlayanlar ise Hakikat Kapısına girerler.
 
Hakikat Kapısı’na girenlerin “Anası yer” “Atası gök”tür. O artık bütün insanlığın evlâdıdır ve bütün insanların tamamını; ırk, dil, din, cins ayrımı yapmadan kucaklayacak ve onlara ışık saçacaktır. O, “yetmiş iki millete“, yani bütün insanlığa, “bir gözle”, yani tam anlamı ile eşitçe yaklaşmak zorundadır. O artık bir ulusu, bir kavmi, bir topluluğu değil bütün insanlığı kucaklamak zorundadır. Bektaşînin, Bektaşîliğe girdikten sonra yaşayacağı tarikat, marifet, hakikat aşamalarını ve her aşamada yeni bir doğum olmasını, Hz. Muhammed şu sözlerle anlatır: “ Mutu ente kalbe mutu”. Yani, “ Ölmeden önce ölünüz”… Hz. İsâ ise, İncil-i Şerif’te buna; “gövdeden doğmak” demektedir.
 
Bektaşîlik tarihini yakından incelersek, Bektaşîlerin her ulusa eşitçe yaklaştığını ve bu açıklamalarımızın tarihsel gerçeklerle örtüştüğünü görürüz. Fakir burada sadece iki örnek verecektir: Bektaşîlik, Türk toplumunun çocuğu olan Hacı Bektâş Velî’nin eseridir. Anadolu ve Balkanlar’da yaşayan ve birbirinden 35-40 Km. uzak olan binlerce Bektaşî Tekkesi’ni 17. yüzyıla değin Türk soyundan gelenler yönetmiştir. Bu tarihten sonra tekkelerin yönetimi Arnavut, Boşnak vb soyundan gelen insanlara geçmiştir.
 
Bektaşîlik Okulu’nu kuran Türkler bu değişimden asla rahatsız olmamış ve buna tepki göstermemiştir. Balkan ülkelerinin çocukları Antalya İli, Elmalı İlçesi’nde bulunan, Abdal Musa Dergâhı’nı, Mısır’daki Kaygusuz Sultan Dergâhı’nı, Girit Adası’ndaki Horasanlı Ali Baba Dergâhı’nı, Dimetoka’daki Seyyid Ali Sultan Dergânı’nı vb. yönetmişlerdir.
 
Nitekim, Cumhuriyet yönetimi geçici olarak Bektaşî Tekkeleri’ni kapatırken, bütün dünyadaki Bektaşî Tekkeleri’nin bağlandığı Nevşehir- Hacıbektaş İlçesi’nde bulunan “Dergâh-ı Pîr”’in baş yöneticisi Salih Niyazi Dedebaba Arnavut kökenliydi. Onun en yakın çalışma arkadaşları (Halife Babalar) ise, Balkan Halkları’nın veya Ulusları’nın çocuklarıydı. Bektaşîliği Balkanlar’a taşıyan Bektaşîler komşuları Hristiyanların Noel kutlamalarına katılmak, onlarla birlikte gülüp eğlenebilmek için, “Sarı Saltık Bayramı”nı icat etmişlerdir. Böylece Aralık ayı sonu, herkesin ortaklaşa bayramı olmuştur. Fakîr’e şu soru da sorulabilir: Bektaşîlik sadece Türklerin ürettiği bir sistem midir? Şüphesiz Bektaşîliğin önderi (Pîr’i) olan insan Türk soylu Hacı Bektâş Velîdir. Onu Anadolu’dan Balkanlar’a taşıyıp yerleştirenler de Türklerdir. Fakat Bektaşilik bütün insanlığın ortak ürünüdür.
 
Çünkü onda Platon [Eflâtun], Hristiyan Uygarlığı’nın çocuğu olan İskenderiye Okulu’ndan yetişen Plotünis, Pers [İran] Felsefesi, eski Mısır ve Hint Felsefesi’nin izlerini bulabilirsiniz. Yani Bektaşîlik senkretist (karışımcı) bir inanç sistemidir. Bektaşîlik Anadolu’da, yani Türkiye’de doğmuştur. Türkiye toprağı doğudan batıya, batıdan da doğuya göçen onlarca kavmin gelip geçtiği ve bir süre oturduğu topraktır. Buradan gelip geçen veya bir süre oturan bu kavimler buraya kendi uygarlıklarının tohumlarını ektiler. Bu nedenle Anadolu ve Trakya toprağı uygarlıklar mezarlığıdır.
 
Bu Okul’un önderi olan Hacı Bektâş Velî, bu uygarlıkların hiçbirini dışlamamış her birindeki güzellikleri bir araya getirmiş, onları İslâm ve Türk Ruhu ile sulayarak, Bektaşîlik isimli yepyeni bir şaheser yaratmıştır.
Bektaşîliğin insanlığın ortak değerlerini taşıdığını, Pîr Sultan Abdal şöyle açıklar: ” Her çiçekten bal eyledik/ Arıya saydılar bizi”. Pir Sultan Abdal’dan 300 yy sonra yaşayan Kalecikli Mirâtî Baba da şöyle der:” Hakikat (verite) bağında yetiştik bittik/ Buy (koku) aldık her gülden çiçekçesine”… Fakîr’e şu soru da sorulacaktır: Bektaşîlik bir İslâm dini yorumu değil mi? Şüphesiz ve tartışmasız şekilde söylersek o bir İslâm Dini yorumudur. Fakat bu dünyada 40 çeşit İslâm vardır. Edib Harâbî bu İslâmdaki farklılıkları şöyle açıklar: Şer’-i şerîf inkâr olunmaz ammâ, Şerî’at var şerî’attan içeri. 
 
Tarikatsız Allâh bulunmaz amma, Tarikat var tarikattan içeri. Gördüğün şerî’at, şerî’at değil, Gittiğin tarikat tarikat değil, Hakikat sandığın hakikat değil, Hakikat var, hakikattan içeri. Vech-i Harâbî’ye gel eyle dikkat, Hakkın cemâlini eylersin rüyet, Sâde ‘’Hakk var’’ demek değil ma’rifet, Ma’rifet var ma’rifetten içeri.
 
Acaba Bektaşîlik hangi İslâm Dini’nin yorumudur? Bektaşîliğin savunduğu İslâmı Hz. Muhammed şöyle tarif eder:” geldim Ben güzel ahlâkı tamamlamak için bu dünyaya”. Demek ki İslâm güzel ahlâkmış. Fakat ahlâk sadece İslâm’ın tekelinde değilmiş. Onun dışında da güzel ahlâk varmış. İslâm eksik olan güzel ahlâkı tamamlayan bir dinmiş. Bektâşiliğin ikinci aydınlatıcı Hz. Alî ise şunu söyler:” İslâm kendisinden önceki dinlerin özü ve özetidir”.
Demek ki İslâm Dini, kendisinden önceki dinleri küçümseyip, dışlamıyormuş. Onlar da, Tanrı tarafından insanlığa gönderilmiştir. Fakat bu dinler, değişen koşullara uyamadığı ve onlara yeni katkılar yapılınca bozulduğu için, O Yüce Yaratıcı İslâm’ı göndermiş. İslâm Dini’nin temel kaynağı olan Kur’ân-ı Kerîm İslâm’ı birçok kez tarif eder. Fakir bu tariflerden ikisini burada sunacağım:” Sen en güzel ve en yüce ahlak üzeresin”. Demek ki İslâm en güzel ve en yüce ahlâk demekmiş.
 
Yine İslam’a inananlar,” Her insana faydalı olan işleri yapmak, herkese hakkı [doğru yolu] ve sabrı öğütlemek zorundadır”… Bektaşîliğin anladığı İslâm budur işte. Bu İslam’ı savunan Bektaşilik yaşama geçse insanlık bu dünyada cenneti gerçekleştirmiş olur. Fakîr’e şu soru sorulabilir: – Sen Bektaşîlikten hoşlanmayan Sünnî bir ailenin çocuğusun ,Altmış yaşından sonra neden Bektaşî oldun? -Bektaşilik insandaki Allah, Cehennem korkusunu siler ve onun yerine Tanrı sevgisini, Tanrı aşkını koyar. Yunus Emre’nin buyurduğu gibi; “Yaratılanları Yaratan’dan dolayı sevmek” alışkanlığını verir insana. İnsandaki ölüm korkusunu siler. İnsanı korkudan kurtardığı, onun yerine aşk ve sevgiyi koyduğu için, insanı özgürleştirir. İnsanı kendisiyle, komşusuyla ve bütün insanlıkla barıştırır.
 
Bu Yol insanı ölümsüzleştirir, Hazret-i Hünkâr Hacı Bektâş Velî şöyle buyurur: “Benim üç iyi dostum vardır. Bunlardan birisi ben ölünce evimde kalır. İkincisi benimle birlikte mezarıma kadar gider. Üçüncüsü ise kıyamete değin yaşar. Evimde kalan mallarımdır. Benimle birlikte mezarıma kadar gelenler dostlarımdır. Sonsuza değin yaşayacaklar ise eserlerimdir”.
 
Ey insanoğlu! İnsanlığa, ulusuna, aile bireylerine fayda sağlayacak eserler üret ve 80-90 yılı geçmeyen ömrün sonsuz olsun. Dostun mal, mülk, devlet, şehvet (kadın-erkek düşkünlüğü), yani şeytan olmasın… Dostun Allah olsun. Kur’ân-ı Kerîm, “ Allah’ın dostları asla ölmezler” diye buyurur… Allah’ı dost tut da hiç ölme… Başta bu güzel eserin yazarı Senad M.. Erenlerimiz ve bu eserin yayınlanmasında emeği geçen dervişanımız olmak üzere Bosna-Hersek’deki ve bütün dünyadaki Allah Dostları’nın dilekleri kabul/ Çırakları Pîr Defteri’ne yazılsın… Hakk Erenler onlara güzel işlerinde yardımcı olsun… Dil bizden nefes (yardım) Hazret-i Hacı Bektâş Velî’den… Gerçeğe Hüüü! İnanana Yâ Alî…
Şakir Keçeli Baba

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
error: İçerik Koruma Devrede!