18MAYIS KIRIM TATAR TÜRKLERİNİN SOYKIRIM VE SÜRGÜNÜ » Boşnak Medya
SON DAKİKA

18MAYIS KIRIM TATAR TÜRKLERİNİN SOYKIRIM VE SÜRGÜNÜ

Bu haber 17 Mayıs 2017 - 10:35 'de eklendi ve 291 views kez görüntülendi.

        Nail Pinduk –  Kosova Prizren

         18 Mayıs 1944 tarihi insanlık tarihinin en büyük facialarından birinin tarihidir.        Dünyanın en büyük hayvanı, insanlıktan nasibini almamış Stalin denen Rus devşirmesi Gürcünün insanlık kasabının yaptırdığı yok etme icraatlarının sadece bir tanesidir.

Dünyanın en büyük soykırımlarından biri olmasına rağmen 18 Mayıs Kırım -Tatar Türklerinin Soykırım ve sürgünü demokratik geçinen hiç bir dünya ülkesi tarafından tanınmamıştır.

Soykırımda birinci derece suçlu olan Rusya Kırım Tatar Türklerinden özür dilememiş,anavatanlarından Sürgün edilen Kırım Tatar Türklerinin Anavatanlarına dönüşlerinde engeller çıkarmıştır.

Kırım Tatar soykırımının medeni geçinen batılı ülkeler tarafından tanınmamasının nedeni acaba Türk olmaları mı?

sadece 300 km. kuzeyde, Karadeniz’in kuzeyinde bulunan Kırım yarımadası, asırlar boyu Türk ve Müslüman olan KIRIM TATARLARININ vatanıdır. Kırım Hanlığı, Altın Orda Devleti’nin yıkılmasından sonra ortaya çıkan hanlıklardan biridir.

1438’li yıllarda Hacı Giray tarafından merkez Bahçesaray olmak üzere kurulmuş olup, anavatanı Kırım bölgesidir. Altın Orda Devleti’nin mirası olarak tarih sahnesine çıkan ve yaklaşık 300 yıl varlığını devam ettiren Kırım Hanlığı, özellikle Karadeniz’in kuzeyindeki siyasi gelişmelerde etkileyici ve belirleyici bir konuma sahip olmuştur.

Türkiye’den Hacı Giray Han’ın ölümünden sonra yaşanan taht kavgalarıyla düzen bozulmuş ve Osmanlı donanması 1475’te bölgeyi ele geçirmiştir. 1783 yılında Rusların Kırım’ı ele geçirdiği süreye kadar bölge Osmanlı hakimiyetinde kalmıştır. Rusya’nın, 1552’de Kazan ve 1556’da Astrahan Türk Hanlıklarını ele geçirmesi, Kafkasya’ya doğru Rus ilerleyişinin ve aynı zamanda bölgedeki Türkleri asimile etmek için önce Hıristiyanlaştırma ve ardından Ruslaştırmaya yönelik Rus siyasetinin de başlangıcı olmuştur. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı bir dönüm noktası olup, Osmanlı Devleti’nin yenilgisi ile sonuçlanan bu savaştan sonra imzalanan 1774 – Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım, sadece dini bakımdan Halifeye bağlı sayılmış, siyasi bakımdan tamamen müstakil olmuştur.

1783 tarihinde ise Rusya, Osmanlı’nın içinde bulunduğu bunalımdan faydalanarak Kırım’ı işgal etmiştir. Osmanlı Devleti, 1787 yılında Rusya’ya savaş açmış, ancak Avusturya’nın da Rusya ile ittifak yaparak katıldığı bu savaşı kaybetmiştir. Savaş sonunda imzalanan 1792-Yaş Antlaşması ile Kırım’ın Rusya’ya ait olduğu, Osmanlı Devleti tarafından kabul edilmiştir. 1815,1818, 1829 yıllarında 200 bin, 1860 yıllarında ise 230 bin Tatar daha Kırım\’ı terk etmiştir. Rusların Kırım\’ı işgal etmeleri sonrası Kırımdan sürülen Tatarların 1784 ile 1922 yıllarındaki sayısı 1 milyon 800 bin kişiyi bulur. 1939 yılında yapılan Sovyetler Birliği nüfus sayımı verilerine göre Kırım’da 1.123.806 kişi yaşıyordu. Bu sayının 557.449’unu Ruslar, 218.492’sini Kırım Türkleri ve 153.478’ini Ukraynalılar oluşturuyordu.

Bölgede en az nüfus Litvanyalılara aitti (888 kişi). II. Dünya Savaşı’nda Sovyetler Birliği topraklarına da giren Alman orduları, Ekim 1941’de Kırım’a girmişlerdi. II. Dünya Savaşı öncesinde Almanlar Kırım’ı kendi topraklarında dahil etmeyi planlamaktaydılar.

Buna karşılık olarak da Rusya yönetimi Kırım’da yaşayan herkesi sürgün etmeyi planlıyordu. Savaş başladıktan iki yıl sonra Almanlar Kırım’ı işgal etmeye başladı. 1941 Kasımında bütün Kırım’a hakim oldular. Kırım dışında yaşayan Kırım Türklerinin vatanlarının bağımsızlığını elde etmek için bu dönemde Almanlarla temasa geçmelerinde görmekteyiz.

Aynı şekilde Kırım’da da bir kısım Kırım Türkü, vatanlarının Sovyet Rus hakimiyetinden kurtularak bağımsız bir Kırım Türk devleti halini almasını istiyordu. Bu gaye ile Alman ordusu bünyesinde kurulan askeri taburlarda bu düşünce içinde olan bazı Kırım Türkleri yer almıştı. Bir kısım Kırım Türkünün Almanlarla çeşitli ilişkilerde bulunmasının yanında, bu topluluğa mensup önemli bir kitlenin ise gerek Sovyet Kızıl Ordusu içinde gerekse partizan (çete) hareketi saflarında Almanlara karşı silahlı mücadeleye katıldığı görülmektedir. Kırım Türklerinin bu mücadeleleri savaş sonrası Sovyet literatüründe uzun süre yer almamıştı.

Nihayet Sovyetler Birliği’nin son dönemlerinde yayınlanan eserlerde bu konulara yer verilmeye başlanmış, Almanlarla işbirliği yapanların aksine, Kırım Türklerinin çoğunluğunun “vatanlarına sadık kaldıkları” ifade edilmiştir. Kasım 1943’te Stalingrad’da Alman ordusuna karşı ezici bir galibiyet kazanan Kızıl Ordu birlikleri, ilerlemesini sürdürerek 10 Nisan 1944’te Kırım’a yeniden hakim oldu. Kırım’ın tekrar Sovyet hakimiyetine girmesinin ardından, zafer sarhoşluğu içinde olan Kızıl Ordu askerlerinin özellikle Kırım Türklerine karşı ağır baskılar uyguladığı, hatta bir çok Kırım Türkünü katlettikleri bildirilmektedir. Sürgün, 18 Mayıs 1944 tarihinde tüm Kırımlı yerleşim yerlerinde başlamıştır. Toplamda 193.865 Kırım Tatarı sürgün edildi. 151.136 kişi Özbekistan SSC’ye, 8.597 Mari ÖSSC’ye, 4.286 Kazakistan SSC’ye, geriye kalan 29,846 kişi ise Rusya SFSC’nin çeşitli oblastlarına sürgün edildi. Mayıstan 10 Kasım’a kadarki süreç içerisinde Özbekistan’a sürülen Kırım Tatarlarından 10.105 kişi açlıktan ölmüştür. Yaklaşık 30.000 (% 20) kişi, bir buçuk yıl içinde sürgünde öldü. Kırım Tatarlarının verilerine göre ise nüfusun yaklaşık %46’sı bu zaman içerisinde hayatını kaybetti.

Sürgün boyunca toplam nüfusun yaklaşık %45’i açlık, susuzluk ve hastalık nedeniyle ölmüştür. Sovyet muhaliflerinin bilgilerine göre, pek çok Kırım Tatarı, Sovyetler GULAG sistemi tarafından yapılan büyük ölçekli projeler için işçi olarak çalıştırılmıştır. Kırım Tatar aktivistler sürgünün soykırım olarak tanınması için çağrıda bulunmaktadırlar. 1950 ve 60’larda Tatarlar vatanlarına dönmek için Özbek kentlerinde düzenledikleri eylemlerle mücadele verdi. Zamanla Kırım Tatarlarının hakları genişledi ama Tatarların Kırım’a dönüşü 1989’a kadar gerçekleşmedi.

Kırım Tatarları için son zorluk Rusya’nın Kırım’ı Mart 2014’te ilhak etmesi oldu. Baskı altında hisseden bazı Tatarlar Kırım’ı terk etti. Bugün birçok akademisyen tarafından Kırım’da yaşanan olayların Birleşmiş Milletler soykırım tanımına uyduğu söylenmektedir. Kırım aydınları arasında iki politik çizgi çapışmıştır.Biri Günümüzde Rus işgalcileri tarafından savunulan “Kırım Kırımlılarındır” tezi Kırımın otokan halkı olan Tatarların Ruslaştırılıp,Kırımın tamamen Ruslaştırılması anlamı taşır.Tarihsel arka planı Ukrayna milliyetçisi Ukrayna Meclisi Başkanı RADA Başkanı Petlura’nın taktik sloganı olan “Kırım Ukrayna’nındır” söyleminin kapalı ifadesinden başka bir şey değil Pan-slavist bir bakıştır. Petluralıcılık olarak 1917’de Ukrayna’da iktidara gelen milliyetçi Ukrayna hareketi esas olarak Rusya’dan ayrılma söylemini federasyon teziyle ifade etmiştir. Bu söylem Federalistler Kongresi ve onun resmi bildirisi Üniversal’da ifadesini bulmuştur.

Bu çizginin takipçisi olan Cafer Seyitahmet ve arkadaşlarının “Kırım Kırımlılarındır” siyaseti; Kırım Tatarlarının Kırım’daki azınlık halklardan biri olarak resmen kabul edilmesidir. Rus -Avrasyacısı Neo-Sovyetist-Avrasyacı görüşe göre Kırım Halklar Birliği olarak temsil edilen Rumlar, Yahudiler, Ermeniler, Ukraynalılar, Ruslar ve Tatarların uzlaşması temelinde bir politika üretilmiştir. Bu uzlaşma gerçekte Ukrayna milliyetçileri Petluracıların ve Çar generallerinin, Sovyet Devrimi’nde Bolşeviklere karşı Beyaz Ordular ile yaptıkları gerici cephe ittifakının benzeridir.

Bu ittifakın tarihsel kökeninde ise Mirza Gaspirinski’nin Rus Slavcılarının tezi olan Rusya Müslümanlığı tezi ile Rus ve Müslümanlığın oluşturacağı ittifak bulunmaktadır. Bu ittifak esas olarak Avrupa uygarlığına karşı Rus Slavcılarının ve günümüzde ifadesini bulan Avrasyacılığın temelinde Avrupa’ya ve onun ifade ettiği sosyalizme karşı çıkıştır. Yani Avrasyacılık Rus kökenli modernleşmenin inisiyatifinde gelişmiş bir harekettir. Bu hareketin Avrupa’ya karşı çıkışı, sosyalizme karşı çıkışıyla aynı söylemdedir. Avrupa uygarlığını sosyalist olarak görüp, buna karşı çıkan Çarcı Oktabrist ve Kadet politikalarının Tatarlar tarafından Rusya Müslümanları olarak benimsetilmesi politikasıdır.

O kadar ki, Mirza Gaspirinski Slavcı bakış açısı ile ve Slavcı kavramları kullanmada adeta Çarcılarla yarışarak, sosyalizmin Avrupa medeniyeti için tarihte Kunların (Hunların Rusça ismi) ve Moğolların (Tatarların Rusça söylemi) Avrupa’ya getirdiği felaketten daha büyük bir felaket olduğunu vurgulamaktadır. Görüldüğü gibi, Rusçuların Hunlar ve Tatarlar için kullandığı “insanlığın başına gelmiş en büyük felaket” söylemi Mirza Gaspirinski tarafından kullanmaktadır. Bunun yanında Çarcılığın sosyalizme olan düşmanlığı gibi, Gaspirinski’de de Hun, Tatar ve sosyalizm üçlüsü Avrupalıların gördüğü en büyük felaket zinciri olarak ileri sürülmektedir.

Diğer politik çizgi Rusların“Kırım Kırımlılarındır”tezine karşı Eser Mehdiyev ve onun arkadaşları “Kırım Tatarlarındır” tezini savunmuş,Bu tezi savunucularından Numan Çelebicihan, Birinci Kırım Tatar Kurultayı’nda “Kırım Tatarlarındır” tezi ile bağımsızlıkçı bir Tatar politikasını hayata geçirme doğrultusunda yaşamını vermiştir. Numan Çelebicihan’ın Bolşevik (Troçkist) bahriyelilerce katledilmesine karşılık Alman işgalindeki ve daha sonra Beyaz Rus General Vrangler ordularının işgalindeki dönemde Kırım’da kurulan Süleyman Sülkeviç ve Saloman Krımski hükümetlerine karşı yeraltında mücadele vermişlerdir. “Kırım Tatarlarındır” sloganını en sonuna kadar takip eden ve hayata geçiren Veli İbrahim, Kırım’a Yahudilerin yerleştirilmesine karşı çıkmış ve bu yüzden Stalin’le ters düşmüştür.

Ne acıdır ki Romanya’da on bin kadar Tatar ailesinin Kırım’a dönmesini ve Kırım’daki boş alanların Tatarlarca doldurulması ve Kırım’ın Tatarlaştırılması politikasına “Kırım Kırımlılarındır” diyerek Kırım’dan kaçan ve Kırım diasporasının lideri olarak hareket ettiğini ileri süren Cafer Seyitahmet tarafından desteklenmiştir. Kırımın “ Tatar yurdu olduğunu Kırımlı Tatar-Türk milliyetçisi liderleri Abdurreşit Mehdi, Veli İbrahim ve Numan Çelebicihan Kırım’ın Tatarlığını ve Tatar kalacağını aşağıdaki mısralarla şiirleştirmişlerdir: “Ant etkenmen Tatarların yarasını sarmağa Ant etkenmen, söz bergenmen bilmek içün ölmeğe Sawlıkman kal, Tatarlık! Men ketem cenkke.” Bu nedenle Kırım Tatar Kurultayı’nın ve onun başkanı Mustafa Cemiloğlunun Batıcı Ukrayna yanlısı, Rusçu-Avrasyacı fikirlere karşı durması gerekmektedir. Mustafa Cemiloğlu’nun Petluracı çizgiye, Ukrayna kuyrukçusu çizgiye hayır demesi ve bu çizginin devamı olmadığını açıklıkla vurgulaması gerekir.

Keza aynı şekilde Abdulreşit Mehdi, Numan Çelebicihan ve Veli İbrahim çizgisinin yüzyılımızdaki devamı bir çizgi izlemesi zorunlu gözükmektedir. “Kırım Tatarlarındır” stratejisi Kırım Tatarlarının gelecekteki yolunu aydınlatmalıdır. Kırım Tatarları kendilerine dayatılan Ukraynacı-Batıcı-küreselci bir işbirlikçiliğe karşı çıkarken, diğer taraftan Rus Avrasyacılığın İslamcılıkla yoğurulmuş teziyle Kırım Tatarlarını içten bölmesine ve dıştan da Kazak (Rus milisi) saldırılarıyla yıldırmasına karşı direnmelidir. Rus faşistleri Yeni Neo- Rus Avrasyacıları Tatar kimliğine alçakça saldırıyorlar, Tatarların bir millet olmadığı,Kırım Tatarlarını Tatlar, Nogaylar, Kırımçaklar, Karaylar Urum Tatarlar,gibi etnik topluluklara bölüyorlar.

Halbuki bu Türk toplulukları Tatar üst kimliğini kabul ediyorlar ,Kırıma yerleşmış Rumlar, Ermeniler,Ruslar Ukraynalilar ve Çingeneler Kırımlı değil göçmendir. Klasık Rus Avrasyacı Gumilyev günümüzdeki onun modern versiyonu Rus Faşisti Alexander Dugin ‘’Kırım Kırımlılarındır’’ tezinin günümüzdeki savunucusudur.. Bu nedenle Kırım Tatarları “Kırım Tatarlarındır” tezine sahip çıkarak Kırım Tatarlarının Yarımadanın ve Ukrayna’nın en eski halkı olduğu vurgulanmalıdır. Yoksa Kırım Tatarlığı da Türk kökenden gelen Kazakların Ruslaşması gibi kimliğini kaybederek Ruslaşacak; Kırım Tatarlarının adadan ve Rusya’dan etnojenetik olarak nihai sürgününe neden olacaktır. Kırım Tatar kimliği yok olacaktır.

Uygar Dünya Batı ülkeleri Avrupa birliği Türkiye’yi sözde Ermeni soykırımı ile suçluyor. Rusya’nın Tatar ve Kafkas halklarına uyguladığı soykırımı acaba neden görmüyor? Kırım Tatar sürgün ve Soykırımı öncellikle Türk cumhuriyetlerinde derhal tanınmalı,Türklüğün kalesi Türkiye Kırım Tatar soykırım ve sürgününü derhal tanımalı, Türkiye’nin Büyük şehirlerinde Kırım Tatar soykırımını sembolize eden anıtlar dikmelidir.

Kırım Tatar sürgün ve soykırımının tanındığı İslam ülkesi var mıdır? yoktur.İslam birliği teşkilatı Kırım Tatar,soykırım ve sürgününün tanınması için bir eylemde bulundu mu?hayır. Kırım Tatarları Müslüman olmasına rağmen, Ümmet lafını ağzından düşürmeyenler Kırım Tatarlarının Soykırım ve sürgününe niye sessiz kalıyorlar? Trenlerle sürülen Kırım Türkleri’nin acısını, şehit olan soydaşlarımızın feryadını yüreğimizde hissediyoruz. Trenlerle vatanlarından sürgün edilen Tatar Türkleri Kırım’a,tekrar döneceklerdir.Kırımda Özgür Kırım -Tatar cumhuriyeti kurulacaktır!

Kaynakça: Nadir Devlet, 1998, Ötüken Yayınları, 1917 EKİM İHTİLALİ ve TÜRK – TATAR MİLLET MECLİSİ. Necip Hablemitoğlu,1997, Kırım Dergisi, ÇARLIK RUSYASINDA TÜRK KONGRELERİ. A. Benningsen- S. Endes Nımbus SULTAN GALİYEV ve SOVYETLER BİRLİĞİNDE MİLLİ KOMÜNİZM.

BOŞNAK MEDYA

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok